Yüzyıllardır Sönmeyen Ateş Yanartaş-ANTALYA

Y

     Binlerce yıllık bitki örtüsüyle sarılmış yapılar ve etrafa saçılmış taşlar geniş bir alana yayılmış. İnsan yoğun bir gizem hissediyor burada. Zeus, üçüncü kuşak kabul edilen iktidarını Olympos’ta kurar, çünkü ondan önce Kronos vardır ve ondan da önce Uronos. Yunan mitolojisinin son hâkimi Zeus, Olympos’a yerleşir… Yeryüzünün yükseklerine.
     Olympos’un Yunanca bir sözcük olmadığı biliniyor. Eski Anadolu dillerinden gelen ve genellikle yüksek dağ anlamında kullanılan bir sözcük. Mitoloji Sözlüğü’nde, dorukları gökte bulutlara karışan ulu dağların tanrılara konut olduğu Yunan’a, Sümer’den gelmiş olabileceği yazıyor. Olympos tanrıları diye anılan Zeus kuşağı, sadece Olympos dağında görülmez. İda Dağı gibi başka yüksek dağlarda da toplanıyorlardı. Homeros destanlarında, tanrılar Olympos dağında şölenler yapar, insanların sorunlarını tartışır, sohbet ya da kavga ederlerdi, der. Dolayısıyla, Batı Torosların en sisli doruklarına sahip olan eski adıyla Olympos, bugünkü adıyla Tahtalı Dağı, tanrıların tanrısı Zeus’un merkezidir. Apollon ve Musalar gibi oyun ve ezgilerden hoşlanan tanrılar, Parnassos ya da Helikon Dağları’nda toplanıyordu.
     Yağmuru yağdıran, göğü gürleten, şimşeği çakan, fırtınayı çıkaran Zeus’tur. Tanrı Dionysos için şenlikler de düzenler Olympos’ta Zeus. Dionysos’un yanı başında davul ve dümbelekler çalınır, vahşi hayvanlarıyla birlikte Artemis gelip raksa katılır. Çam ağaçlarının altında meşaleler yakılır ve cümbüş yapılırdı. Tepesi dumanlı dağda bunlar olur ama ya aşağıda?
     Olympos’un hemen eteklerinde, sahilde eski bir Lykia kenti bulunuyordu. Adını dağdan alan bu şehirde yaşayan halk, günlerini tanrılara nazaran daha mütevazi geçirir, tarlalarını eker, ava çıkar ve deniz ticaretiyle uğraşırlardı. Kalan zamanlarında da doğanın bütün bu nimetlerini onlara sundukları için tanrılara adaklar adar, onlar için eğlenceler düzenleyip dans ederlerdi.
     M.Ö. 1’inci yüzyılda kent, korsan Zeniketes’in eline geçer. Uzunca bir süre civara korku salan Zeniketes’in zorbalığına Romalı kumandan Servilius  Isauricus tarafından son verilir. Bu olayların ardından kentin yönetimi Romalılar’ın eline geçer. Roma’nın ihtişamlı kumandanlarından Hadrian’ın M.S. 129’daki ziyaretinden sonra şehrin adı kısa bir süre Hadrianopolis olarak değiştirilir. Bir süre kendi halinde sessiz sedasız bir yaşam süren kent, M.S. 2’nci yüzyılda Rhodiapolis’li zengin tacir Opramoas’ın gelip kenti yeniden imar etmesiyle tekrar canlanır. Bu canlanma çok uzun sürmez. Ceneviz ve Venedikli korsanların saldırılarıyla karşılaşan kent, M.S. 5’inci yüzyıl ortalarında tamamen terk edilir. Birkaç yüzyıl boyunca ufak çaplı Bizans yerleşimleri görülse de, kentte günümüze kadar kayda değer bir canlanma ve yapılanma görülmez.
     Geçmişte olağanüstü olaylara sahne olmuş bu antik kenti bugün gezdiğinizde, içinizi müthiş bir gizem kaplar. İnce kumlardan ve küçük çakıl taşlarından oluşan sahilin iki yanında bulunan kayalıklarda Ortaçağa ait kaleler bulunuyor. Bir zamanlar büyütülüp iç liman olarak kullanılan ırmağın denize dökülen noktasında, eski taş köprünün küçük bir parçasını görebilirsiniz. Şehrin güney yakasında bulunan iki lahit M.S. 5’inci yüzyılda korsanlar tarafından tekrar kullanıldığından biraz tahribata uğramış. Orman içinde kalan iki lahitli mezarın taban yazıtlarından, birinin Marcus Aurelius, diğerinin ise Kaptan Eudemos’a ait olduğu biliniyor. Mezarlardan 50 metre kadar batıda Cella Kapısı bulunuyor. Kapı, Roma İmparatoru Marcus Aurelius zamanında inşa edilmiş. Girişteki kaide yazılarından Marcus Aurelius’un burada bir zamanlar heykeli bulunduğu anlaşılıyor. Güneye doğru uzanan kubbeli ve mozaikli yapılar ise Bizans dönemine ait. Benzer yapılar ırmağın karşı kıyısında da görülüyor. Denize doğru olan bina kalıntılarından biri Bizans hamamı, hemen arkasındaki ise bazilikadır. Yıkılmış sütunlarla kaplı olan Gymnasium’dan batıya doğru ilerlediğinizde bir Roma tiyatrosuyla karşılaşırsınız. Tiyatronun hemen arkasındaki rampanın sonunda şehrin Nekropol’ü bulunur.
     Harabelerin 8 kilometre kadar güneydoğusunda Çıralı Köyü vardır. Bu köyün yine 3 kilometre doğusunda, zemininde doğal gaz bulunan yere “Deliktaş” ya da “Yanartaş” denir. Mitolojiye göre, yer altı yaratıklarından Typhon ile Ekhidna’nın birleşmesinden doğan ve ağzından ateş saçan Khimaira, bugün Çıralı veya Yanartaş da denilen ve Olympos’tan görülen dağda yaşarmış. Bellerophontes’in uçan atı Pegasos’a binerek öldürdüğü Khimaira son nefesini verirken bile ağzından alevler çıkıyormuş. Bugün, doğal gazların kayalar arasından çıkıp yanması, işte bu efsaneyle birleştiriliyor.
     Olympos ve Çıralı, muhteşem kumsalları ve soyu tükenmekte olan Caretta Caretta türü kaplumbağaları ile bir yeryüzü cenneti sayılıyor. Caretta Caretta’lar her yıl Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında sahile çıkarak kuma yumurtalarını gömüyorlar. Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından, çevre insanı seminerler ve basılı malzemelerle Caretta’ların korunması konusunda bilgilendiriliyor. Sahillerinin güzelliği ve yapılan bilinçli çalışmalardan dolayı Çıralı, dünyadaki 700 doğal bölge projesinden ilk 10 arasına girmeyi başarmış.
     Çıralı Köyü ve Olympos’ta gönül rahatlığıyla kalabileceğiniz pek çok otel ve pansiyon bulunuyor. Ağaçevler ve kampingler ise daha çok Olympos tarafında. Yalnız turizm sezonu boyunca, özellikle yaz aylarında yer bulmak biraz zor olduğundan, daha önceden rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz