Papatya

P

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Yıllardan bir yıl, ama hangi yıl unuttum; kış uzadıkça uzamış. Çocuklar burunlarını cama dayamış, ağaçlarda yaprak, yerlerde papatya çiçekleri, havada kuş görebilmek için her yere bakar olmuşlar. Ancak ‘vuv’ diye esen rüzgârdan, bembeyaz kar örtüsünden başka birşey görememişler.
       Toprağın altında da ilkbaharı bekleyen çiçekler, ha olgunlaştı ha olgunlaşacaklarmış ama kökler yoluyla gelen haberler hep aynıymış. Kış biraz daha uzayacakmış. İlkbahar güneşi yol hazırlığını bitirememiş…
       O zaman gelincik, kırmızı tuvaletinin üstündeki yeşil mantosuna biraz daha sarılıp, “Bu gidişle giysim buruş buruş olacak,” diye dertleniyor; mini mini mineler mavi başlarını sallayıp, “Biz de bu gidişle daha yukarılara çıkamadan donup kalacağız,” diye üzülüyorlarmış.
       Öteki çiçekler de üzülüyorlarmış ama daha renklerini seçemedikleri tuvaletlerini tamamlayamadıkları için o kadar endişelenmiyorlarmış.
       Menekşe mor renkte, tarla çiçeği mavi, papatya ortası sarı, etekleri beyaz giysilerini yeni yeni bitiriyorlarmış. İçlerinden yalnız biri, ne toprak anadan renk seçiyor ne de giysisini ütülüyormuş. Bu çiçeğin bütün düşüncesi bir an önce yer yüzüne çıkmak, çiçek masallarında anlatılan çocukları görmekmiş. “Ah, bir yer yüzüne çıksam,” diyormuş da başka bir şey demiyormuş.
       Kış uzadıkça onun da sabrı tükeniyormuş, tabi o yüzden bir gece herkes uyurken yavaşça yerinden kalkmış bir ağacın köklerini izleye izleye toprağın üstüne çıkmaya başlamış. Bütün gece soluk almadan tırmanmış da tırmanmış. Güneşin sarı yüzü dağın tepesinden görünürken, o da başını topraktan dışarı uzatmış. Koca güneş, bembeyaz karlar üstünde bir çiçek görünce şaşırmış kalmış.
       “Daha uyanamadım galiba” diye gözlerini ovuşturmuş. Daha fazla parlamaya başlamış. Bütün gece karları savuran rüzgârın da şaşkınlığı ondan aşağı kalmıyormuş.
       “Yani olacak şey mi bu? Karların ortasında bir çiçek… Yorgunluktan serap görmeye başladım galiba; en iyisi gidip biraz dinleniyim,” deyip esmekten vazgeçmiş. O esnada güneş, “Bunda bir iş var. Rüzgâr çekildi gitti, herhalde ilkbahar geliyor; zaten çiçek de bunu gösteriyor” demiş ve biraz daha ısıtmalı çevreyi diye düşünmüş.
       Bütün bunlar olurken yaramaz çiçek soğuktan tir tir titriyor;
       “Ah, ben ne yaptım? Soğuktan neredeyse kuruyup gideceğim. Ne diye herkesi beklemedim sanki?” diye ağlıyormuş.
       Onun sesini duyan saka kuşu;
       “Hey, şuraya bakın bir çiçek; kalkın kalkın hepiniz, bahar gelmiş!” diye bağırmış.
       Bu sevinçli haberi duyan ağaçlar durur mu? Artık hemen dallarını gererek uyanmaya başlamışlar; bir anda her şey değişmeye başlamış. İlkbaharı getiren yaramaz çiçek aceleciliği yüzünden kendine renkli bir elbise giymeyi unuttuğundan, sadece beyaz yapraklara sahip olmuş ve ona herkes ‘papatya’ adını vermiş.
       O gün bu gündür papatya çiçeği hiç acelecilik huyundan vazgeçmemiş.
       O nedenle de her zaman baharın gelişini bize ilk papatyalar müjdelemiş. Siz de Mart ayında papatyaların kırlarda açtığını görürseniz, bilin ki bahar gelmiştir…

(Hans Christian Andersen-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi