Sokakları Üzüm Kokan Cennet-MÜREFTE

S

     İki küçük çocuk, geniş, denizin üzerine uzanmış tahta bir iskeleden ufka doğru koşuyorlar. Arkalarında kıyıyı adeta kucaklayan bir kasaba.
     Deniz kenarındaki evler inci bir kolye oluşturmuşçasına yanyana dizilmiş. Ahşap binalardan müzik sesleri yükseliyor, şarap kadehleri keyifle birbirine vuruluyor. İrili ufaklı, yuvarlak taşların oluşturduğu kıyıda, ahşap tekneler yapılıyor.
     İskeledeki çocuklar yanaşmakta olan gemiyi izliyorlar. Çocuk gözlerinde, olduğundan çok daha büyük görünen bir gemi. Fransa’ya götürmek üzere yükleyeceği ürünleri almak için Mürefte’ye demir atıyor. Yıl 1870… Kasabanın birçok adı var. “Miryofito”, “Miryefton”, “Küçük İstanbul”, “Rüzgârlı Kasaba”, şimdiki adı ise Mürefte…
     Belki adını 1912 ve 1928’de yaşadığı büyük deprem felaketlerinden, belki şaraplarından, belki zeytinlerinden tanıyorsunuz, belki de hiç duymadınız, hiç uğramadınız.
     M.Ö. 1190’dan bu yana Persler’in, Romalılar’ın, Hunlar’ın, Araplar’ın, Peçenekler’in ve Trakya’ya adını veren Traklar’ın yaşadığı bu yer aslında pek de yol üzerinde geçerken uğranılacak bir konumda bulunmuyor. Tekirdağ’dan Çanakkale’ye doğru gidildiğinde Mürefte’ye ulaşılabilirken, bu yolun bulunduğu Ganos Dağları kimi dönemlerde size geçit vermeyebilir. Denizi dimdik kesen bu dağlardaki yol, zaman zaman heyelanlarla sarar gördüğünden, pek tercih edilmez; daha çok Şarköy yönünden Mürefte’ye ulaşılır.
     Ülkemizin birçok yerinde yaşandığı gibi Mürefte’nin de renkli geçmişinden bugüne kalan yalnızca siyah beyaz çizgi. Lale Devri’nde Küçük İstanbul olarak adlandırılan ve bu devrin tüm ihtişamını yaşayan bir bölgede yer alan, büyük lale ve gül bahçelerinin bulunduğu, her türlü eğlencenin yapıldığı, büyük bir ticaret merkezi olan Mürefte, sanki tarihin içerisinde gaz lambalarına boyun eğip, alevler içinde kalmış…
     Gemilerle Fransa’nın Marsilya bölgesine taşınan ve o zamanlar ünlü Marsilya kiremiti olarak bilinen kaliteli kiremit ve tuğlaları üreten kiremit ocakları şimdi bağlarla, zeytinliklerle örtülü. Kenarlarından yeşil çimenlerin fışkırdığı Arnavut kaldırımı sokaklarındaki at arabalarının tıkırtıları, kıyıdaki ahşap evlerdeki Rum tavernalarından yükselen kahkahalara karışmıyor artık Mürefte’de…
     Mürefte’nin geçmişinde önemli yeri olan kiremit üretimi, deniz ticareti ve şarap üretiminden bugün en çok ayakta kalanı bağcılık ve şarap üretimi.
     Tabii ki şaraphaneler de değişime uğramış. Kırmızı tuğladan eski şaraphane binalarının birçoğu yıkılmış. Ortasında demir çemberleri olan büyük tahta şarap fıçıları da sokaklarda değil artık. Üzümler eşeklerin sırtında gelmiyor şaraphanelerin kapısına, ayaklarla çiğnenmiyor…
     Şarap üretimi eskisi gibi değilse de, yine de bağ bozumu zamanı keyifleniyor Mürefte. Trakya’nın en lezzetli şaraplarına tadını veren Semillion, Şensu, Yapıncak, Karalahana, Gamay üzümleri toplanıyor bağlardan, şaraphaneler canlanıyor. Mürefte’de sürekli esen rüzgâr, dalgaları taşlara vururken, ezilmiş üzümün kokusu doluyor içinize…
     Ve her zaman olduğu gibi çeşit çeşit şaraplar akıyor Mürefte’nin sokaklarından…
     Bu sokaklara kenarlarındaki sıra sıra çınar ağaçları bekçilik ediyor. Yazın serinlik verirken, sonbaharda kuruyup, rengârenk boyanan yapraklarıyla süslüyorlar…
     Mürefte’nin huzur veren bir kıyısı var. Taşlarla kaplı kıyıda, suyun altında kalan taşlar pırıl pırıl parlıyor sanki. Karşıda uzakta belli belirsiz görünen Marmara Adası, Avşa… Deniz kenarında oturup dalgaları seyretmek bir başka keyif veriyor burada. Hele güneşin doğarken, denizin içinden yavaş yavaş sıyrılması… Sanki her sabah bıkmadan denizde yıkanıyor gibi… Öyle bir renk ki çevreyi boyayan, güneşin omuzlarından dökülen sanki su değil, Mürefte şarabı…
     Bir gün bağ bozumunu görmek, zeytinyağının tadına bakmak ya da yalnızca denize girmek, gündoğumunu seyretmek için giderseniz Mürefte’ye, iskelenin ucuna dek yürüyüp, geriye dönüp bu sakin kasabaya bakın… Sönmüş bir volkan olan Doluca Tepesi’nin eteklerinde, bağların kütükleriyle özenle süslenmiş bir resim çıkacaktır karşınıza…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz