Yalnız Benim İçin Bak Yeşil Yeşil

Y

     Taba rengi kadifeden yapılmış, kenarları ibrişim kordonla çevrili, yerlere kadar uzanan ağır perdelerin çevrelediği beyaz ipek tüllerin arasından sızan akşam güneşinin solgun yaldızlı ışıkları yüzüne vurmuş.
     İnce bir zevk ürünü, ağaç oyma işlemeli tavanın orta kısmından sarkan çok gösterişli ve zengin bir avizenin gölgesi, hemen hemen duvara bitişik vaziyette kurulan ceviz karyolanın ayakucunu işaret ediyor.
     Eski Türk motifleri ile işlenmiş, sakız gibi beyaz patiska astarlı, gayet açık tozpembe atlas yorgan, biraz aşağılara doğru kaymış.
     Bu muhteşem yatakta, bu atlas yorganın altında bir güzel uyumakta…
     Biraz sol omuzu üzerine yatmış. Kombinezonunun incecik askısı, yuvarlak omuzundan yan tarafa düşüp tatlı bir çizgi oluşturmuş o pürüzsüz kol üzerinde…
     Askının yan tarafa kayması ile kombinezonun dantelli ön kısmı, üst üste yığılmış, yusyuvarlak, dipdiri göğüslerini yan yana açıkta bırakmış. Bu muhteşem manzara her türlü güzelliğe fütursuzca meydan okuyor. Gün ışıklarının harelediği bir perçem, bir tutam saç, tam sağ kaşının üstüne yaslanıvermiş. Uzun, kıvrık uçlu kirpiklerinin gölgesi, fırsatı kaçırmayıp, gamzeli yanakların üzerine öpücüler kondurmakta. Kalın etli, fakat küçücük, parlak ince kıvrımlı, kırmızı dudaklarını, iri taneli bir yaban kirazından ya da gonca gülden ayırmaya yürek lazım…
     Kirpikler öylesine örtülü olmalarına rağmen, gizlemeye çalıştıkları o güzel gözlerin uykuya vardıklarını, gülümsemekte olduklarını gizlemiyorlar…
     Tanrının özene bezene yarattığı, nadir yarattığı, binde bir güzelden birisini düşününüz… Her şeyi, her yönü ile güzel! Bir de bu güzel, yemyeşil gözlere sahip olacak… Yosun yeşili, yaprak yeşili, deniz yeşili, çini yeşili ve zümrüt yeşili…
     O gözlere hangi yeşil ton ile bakarsanız, o yeşilin nüanslarını bulacaksınız. Bu gözler yeşil yeşil bakacaklar, yeşil yeşil gülecekler ve yeşil yeşil görecekler. Sonra da yeşil yeşil umutların yeşermesine, vücut bulmasına sebep olan bu gözler, uzun kıvrık uçlu kirpiklerin gölgesinde uykuya dalacaklar, yemyeşil düşler görmek için…
     Galerinin ardına kadar açık çift kanatlı kapısından girildiğinde, tam karşıya gelen duvar, hemen hemen boydan boya denecek vaziyette ve yerden bir metre kadar yüksekten başlayıp, tavandaki aynı mesafeye kadar uzanan mat siyah bir pano ile örtülmüş…
     Bütün duvarlar yağlı boya, sulu boya, pastel ve karakalem olmak üzere boy boy, gerçekten enfes, çok sayıda eserle donatılmış. Hepsi birbirinden güzel; hepsi birbirinden ayrı duygular taşıyan ve yansıtan bu eserlerin tek talihsizlikleri ziyaretçilerin ilgilerini çekememeleri!
     Bunun nedeni ise, şu karşı duvarda, siyah mat renkli pano üzerindeki tablo…
     Ziyaretçiler bu tablonun önünden bir türlü ayrılamıyorlar…
     Adeta bu eserin önünde kümelenmişler. Her kalitede, her türlü ziyaretçi bu eserde kendine göre bir şeyler buluyor ve ayrı ayrı duygu ve zevklerle içine sindire sindire, doya doya seyrediyor bu tabloyu…
     Bu eser, eski saray ihtişamı içerisindeki bir odada, ceviz bir karyolada uykuya dalmak üzere olan bir güzelin tablosudur; tablonun ismi de “Yeşil Düş”.
     Acaba bu eser bir hayal ürünü müdür? Bütün ziyaretçilerin ve eleştirmenlerin zihninde bu soru var! Çöreklenmiş duruyor…
     Bütün şehri tam bir aydır meşgul eden tek konu buydu. Şehir galerisinde genç ressam Taner Bey’in kendi eserlerinden derlediği sergi büyük bir ilgi görmüştü. Duvarları süsleyen eserler hakikaten ayrı ayrı birer şaheserdiler. Taner Bey’in bu eserleri meydana getirirken isim yapmış sanatçıları gerek görüş bakımından, gerekse üslup bakımından taklit etmediği daha ilk bakışta belli oluyordu.
     Bütün eleştirmenlerin ortak düşünceleriydi bu düşünce… Ancak bir husus, hem de çok önemli bir husus vardı ki, sanat çevrelerini fazlasıyla meşgul ediyordu.
     Sergiyi gezen bütün ziyaretçilerin, eleştirmenlerin dikkatlerini üzerine çeken “Yeşil Düş” isimli kocaman bir tablo vardı ortada! Bu tabloda uyuyan güzel kimdi?
     Bu tablo bir hayal ürünü müydü? Yoksa eşine ender rastlanılan böyle bir güzel gerçekte mevcut muydu? Mevcut ise, genç ressam Taner Bey böyle bir modele nerede ve nasıl sahip olabilmişti?
     Serginin açıldığı günden beri, yani bir aydır, Taner Bey, bu zihinlerde çöreklenip kalan soru işaretlerini, şehir sosyetesinin ağzında devam eden dedikoduları gülerek cevapsız bırakıyor, her şeyin veda kokteylinde açıklığa kavuşacağını söylemekle yetiniyordu.
     Galeride o gün herkes merak içerisindeydi.
     Rengârenk içkiler yudumlanırken, konu genellikle “Yeşil Düş” üzerinde düğümlenip kalıyordu.
     Evet… Saatler tam 16.00’yı gösteriyordu ki, Taner Bey, yerlerde upuzun sürünen etekleri, irili ufaklı ve yeşil puanlı bembeyaz giysileri içinde, incecik tüller ve duvaklar arasında, narin parmak uçlarından başlayıp dirseklerine kadar uzayan eldivenlerinden sonra görünen çok muntazam kollarının, ne denli bir vücuda ait olduğu belli olan bir gelinle birlikte içeri giriverdi…
     Taner Bey kısa bir açıklama yaptı:
     “Yeşil Düş” isimli tablonun nasıl meydana geldiğini, Cavidan’ı nasıl tanıdığını, onu semtinden nasıl koparıp aldığını anlattı. Kokteylin serginin açılışında değil de, kapanışında tertiplenmesinin nedenini bu konuya bağladı. Gerçi bir veda kokteyli olarak nitelendirilmişti ama bunun gerçekte bir başlangıç olduğunu izah etti; yeşil düşlerinin ve yemyeşil umutlarının başlangıcı…
     Taner Bey, biraz sonra nikâh memurunun önüne oturacaklarını, bütün davetlileri de orada beklediklerini de sözlerine ilave ettikten sonra, yosun yeşili, yaprak yeşili, zümrüt yeşili veya hangi ton ile bakılırsa o tonla görünen, o tonla gülümseyen yemyeşil bir çift gözü, efsanevi bir güzelliği perdelemeye çalışan incecik duvağı kaldırarak, gelin hanımın yeni açmış bir gül goncasını andıran dudakları üzerine minik bir öpücük konduruverdi.
     Yudumlanan içkilerden ziyade bu muhteşem fakat çok güzel ve samimi manzaranın başları döndürmemesine imkân var mıydı?
     Taner ve Cavidan, kendilerini kapıda beklemekte olan arabaya doğru götüren merdivenlerden el ele tutuşmuş olarak inerlerken, kulaklara kadar akseden bir şarkının dizeleri duyuluyordu…

Kapat gözlerini kimse görmesin
                Yalnız benim için bak yeşil yeşil
                                Gözlerin kimseye ümit vermesin
                                                Yalnız benim için bak yeşil yeşil

Seni öyle sevdim ölürcesine
                Tanrının yazdığı şiircesine
                                İçimden geçeni bilircesine
                                                Yalnız benim için bak yeşil yeşil

Güfte: Mustafa Seyran
Beste: Mehmet Erbulan
Makam: Segâh
Usûl: Semai
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz