Nerede O Eski Üsküdar Konakları?

N

     Yahya Kemal’in “Hayal Şehri”, nakışlı camlarında peri kâşaneleri rüyaları görülen, konaklar, köşkler, yalılar şehri Üsküdar… Koca İstanbul’un tarihî köşesi…
     Bu güzel belde günümüzde çok değişmiştir. Ne yazık ki çağımızın hastalığı burada da kendini göstermiş ve bunun sonucunda da ahşap konaklar, köşkler ve yalıların yerini beton bloklar almıştır. Bugün eski tablolardaki Üsküdar resimleriyle karşılaştırıldığında neredeyse bambaşka bir kent çıkar ortaya.
     Üsküdar gerçekten bir tarih hazinesidir. Koca İstanbul’un tarihi yarımadası Avrupa yakasında neyse, Anadolu yakasında Üsküdar odur. İstanbul’un en çok Türk kokan ve bugünkü büyük değişim içinde bile tarihi özelliklerini korumaya çalışan bir beldemizdir. Ayrıca, bilim, siyaset, askerlik ve sanat alanlarında pek çok ünlü yetiştirmiştir.
     Mülkü İdare bakımından İstanbul Osmanlı döneminde Bilad-ı Selase/Üç Belde adıyla 3 yönetim bölgesine ayrılmıştı: Galata ve Eyüp, Havas, Refia (Yüksek Haslar) Kadılıkları. Kadılıklar aynı zamanda Kaza adıyla da anılırdı. Tarihi kayıtlarda Üsküdar’dan “Medine-Üsküdar/Üsküdar Şehri” diye söz edilirde. O zamanlar Üsküdar’ın kaza sınırları Gebze ve İzmit’e uzanıyordu. Evliya Çelebi, Üsküdar kadısının emrinde 100 kişilik bir görevli kadrosu bulunduğunu ve maaşının 500 akçe olduğunu yazar.
     Ne hazin bir rastlantıdır ki, içinde iki sene kadar oturduğum ve çocukluğumun ilkokul dönemine denk gelen ahşap konak, komşu 5-6 evle birlikte yanıp kül olmuştur. İşin ilginç yanı, aynı mahallede 1750 yılında 100’den fazla ev ve 1874 çıkan yangında ise 365 ev yanıp kül olmuştur.
     Yangınların çıktığı mahalle Gülfem Hatun Mahallesi’dir. Bu münasebetle mahalleye ismini veren Gülfem Hatun’dan da biraz söz etmek gerekir diye düşünüyorum:
     Gülfem Hatun (Farsça Gül Ağızlı anlamına gelir) Kanunî devri saraylılarından olup Hıristiyan iken Müslüman olmuş bir kadındır. Bir gece kendi nöbetini başka bir cariyeye sattığı için padişah tarafından boynu vurdurulmuş ve cadde üzerindeki çınar ağacının yanına gömülmüştür (1561). Daha sonra da kendi adıyla anılan mescidin yanına nakledilmiştir. Mimar Sinan ayrıca Gülfem Hatun adını taşıyan bir de medrese yapmıştır. Bir yangın sonucu hem medrese hem de mescit kül olmuş, yalnız cami tekrar inşa edilmiş, daha sonra da restore görmüştür.
     Üsküdar’daki Eski Mahkeme Sokağı’nın tarihi hikâyesi de ilginçtir; Fatih, Fatih Camii inşası sırasında mimarına 2 adet sütun verip camiye konulmasını emretmiş, fakat bir gün camiyi ziyareti sırasında bu sütunların kesildiğini görünce gazaba gelerek mimarın iki kolunu kestirmiştir. Bunun üzerine mimar padişahtan davacı olmuş ve Üsküdar Kadısı görülen dava sonucu Fatih’i haksız bulmuştur. (Şimdilerde kadı yerine kaim olup adalet dağıttıklarını sananların kulakları çınlar inşallah.) Bu yüzden son yangında kül olan evlerin bulunduğu sokak Eski Mahkeme Sokağı adını taşır.
     Çok acıdır ki, İstanbul’da tarihi pek çok eser, özellikle de eski ahşap köşkler, konak ve yalılar birer birer yok olurken, Kültür Bakanlığı, Eski Türk Evlerini Koruma ve Yaşatma Dernekleri de bu konuda pek fazla bir şey yapamamaktadırlar.
     Ah Üsküdar, vah Üsküdar… Yandı bitti kül oldu o güzelim konaklar!..

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz