Tavşanın Niçin Üç Dişi Var?

T

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, memleketin birinde genç bir tavşan yaşarmış. Bu tavşan yaşına göre akıllı, kurnaz bir hayvanmış. Bir gün, ormanda hoplaya zıplaya oynarken bir anda kendini yaşlı, kör bir kaplanın önünde buluvermiş. Kör kaplan pençeleri arasına aldığı tavşana dişlerini göstererek;
       “Şimdi seni afiyetle yiyeceğim,” demiş.
       Genç tavşan korkudan tir tir titrerken kurnazlığı da elden bırakmayarak;
       “Bayım, benim gibi kemikleri çıkmış, zayıf bir tavşanı yiyeceğine, besili, semiz bir öküze ne dersin?” diye sormuş.
       Kaplan;
       “İyi ama benim gibi yaşlı ve üstelik kör bir kaplan öküzü nereden bulsun?” diye karşılık vermiş.
       “Eğer istersen ben sana öküzü nerede bulabileceğini gösteririm,” diyen tavşanın söylediklerini pek akıllıca bulmasa da, uzun zamandır şöyle besili, bol etli bir öküz yüzü görmemiş olduğu için denemeye karar vermiş.
       Tavşan, kör kaplanı kayalık yüksek dağlardan, dar boğazlardan, ağaçları gür, sık ormanlardan geçirerek yüksekçe bir kayalığın tepesine getirmiş. Hava kararmak üzere olduğundan ve bütün gün yürüdüklerinden ötürü ikisi de çok yorulmuş. Tavşanın teklifi üzerine oracıkta bir mola vermeye karar vermişler.
       Uçurumun hemen kenarında ateş yakan tavşan, etraftan çalı çırpı toplarken yaşlı kaplan hemencecik uyuyuvermiş. Yol arkadaşının derin bir uykuya daldığını gören genç tavşan, ateşi daha bir gürleştirmiş. Ateşin hemen yanı başında yatan kaplan hiçbir şeyin farkında değilken bir anda tüyleri tutuşuvermiş. Ancak, uykusu çok ağır olan yaşlı kaplan, uykusunda sayıklayarak;
       “Burası da bayağı sıcak oldu,” diye söylenmeye başlamış.
       “O halde, biraz yana çekilmeyi denesene,” diyen tavşanın kurduğu tuzağı anlayamayan yaşlı kaplan, yana çekilmesiyle birlikte, kayalıklardan aşağı düşerek paramparça olmuş. Kaplanın parçalandığı esnada acı çığlığını duyan tavşan, keyifle gülümseyerek ormana doğru koşmuş.
       Tam ormana girdiği sırada bir de ne görsün; tilkileri kovalayan bir avcı! Bunun üzerine tilkileri kurtarmak için avcının karşısına geçerek;
       “Tilkilerin peşinden koşturacağına, kayalığın dibinde yatan ölü bir kaplanın derisini yüzsen daha iyi edersin,” demiş.
       Avcı düşünmüş; tavşanın haklı olduğuna karar vererek tilkilerin peşini bırakmış ve kayalığın dibinde yatan ölü kaplanın derisini yüzmek için yola koyulmuş.
       Tavşan yoluna devam ederken birden bir çobana rastlamış. Çoban elinde kavalıyla sürüsünü otlatıyormuş. Tavşan zıplayarak çobana yaklaşarak;
       “İleride, ağaçların arasında birkaç tane tilki gördüm, tüyleri çok güzeldi. Koş hemen onları yakala,” demiş.
       Çoban hiç düşünmeden sopasını kaptığı gibi ormana dalmış. Fakat bu arada koyunlar da çobansız kalmış. Bu arada, az ileride yavrularıyla birlikte pinekleyen dişi kurda rastlayan genç tavşan, ona seslenerek;
       “Hey sen!” demiş. “Bak ileride bir koyun sürüsü var ve çobanı da başlarında yok. Bu senin için iyi bir fırsat olabilir.”
       Dişi kurt, ağzından salyalar akıtarak sürüye saldırmış. Kurt koyunlara saldırırken, genç tavşan yanından uçarak geçen kartala seslenmiş:
       “Bayım, körpecik kurt yavrularına ne dersin?
       “Ya annesi?” diye soran kartala, sürüye saldıran kurdu işaret ederek;
       “Onların annesi şimdi meşgul… Sen onları rahat rahat bidene indirebilirsin.” demiş.
       Tavşan oradan uzaklaşırken, bu sefer de ormandaki kulübesinin önünde oturmuş yün eğirmekte olan yaşlı bir nineye rastlamış.
       “Nine ateşini yakmak için biraz çalı çırpıya ne dersin?” diye sormuş.
       “Nereden bulayıp çalı çırpıyı?” diye soran yaşlı nineye, kartalın yuvasını göstermiş.
       Nine kartalın yuvasından çalı çırpıyı indirmeye uğraşırken, genç tavşan bu kez rüzgâra seslenmiş:
       “Bu fırsatı kaçırma!”
       Rüzgâr, ninenin yünlerini almış götürmüş.
       Ancak, çok geçmeden oyuna getirildiklerini anlayınca, işler tersine dönmüş. Çoban tilkilerin peşini bırakıp, koyunlarını yediği için dişi kurdun arkasından koşmuş. Kurt da kartalın, kartal ninenin, nine de rüzgârın…
       Bütün bu kovalamacalar devam ederken, genç tavşan da yüksekçe bir tepeye çıkmış onları seyrediyormuş. Oynadığı oyundan öylesine keyif almış ve öylesine gülmüş ki, sarsıntısından ötürü bütün dişleri dökülmüş. Sadece üst çenesinde üç tane dişi kalmış. O gün bu gündür tavşan, üç dişiyle birlikte ormanda dolaşıp durur… 

(Kazak Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi