Doğan Bey – Bir Militanın Jurnali (URFA-Merkez, Saat 09.00)

D

“Nerede bir amaç varsa, ona ulaşacak bir araç mutlaka bulunur!” 

URFA-Merkez, Saat 09.00 

       Adnan, endişeli olduğunu belli edercesine;
       “Neler oluyor, Doğan Bey?..” diye sordu. “Neden böyle bir karara varıldı dersin?.. Bizim bu operasyona bulaşmamız çok mu gerekliydi de, bunca işimiz arasına bunu da sokuşturdular?..”
       Her iki arkadaş, yüzbaşının toplantıyı sona erdirmesinden sonra, Adnan’ın odasında oturmuş durum değerlendirmesi yapıyorlardı. Adnan, daha önce, terör faaliyetlerinin rahatsız edici boyutlara ulaştığı bölgelerde zaman zaman uygulandığını işittiği bu özel operasyonun, kendi sorumluluk sahalarında da tatbik mevkiine konulacağını öğrendiğinde oldukça şaşırmıştı.
       Şaşırmamak elde değildi ki!.. Şimdi, özel eğitilmiş birtakım insanlar gelecekler, polis ve jandarma güçlerinin, hatta düzenli askeri birliklerin sağlamakta zorlandıkları huzurun tesisi için operasyon düzenleyecekler, yabancı aksiyon filmlerinde görüldüğü üzere, her tarafı yakıp yıkarak, insanları sorgusuz sualsiz öldüreceklerdi.
       Önceden planlandığı söylenilen bu operasyon, nerede ve nasıl gerçekleşecekti?.. Hedef olarak kimler, hangi örgütler seçilecekti?.. Kendilerinin bu operasyondaki rolü ne olacaktı?.. Yüzbaşı Özkan, bu hususta hiçbir şey söylememiş, gizli servis olarak üstlenecekleri görevler konusunda onlara herhangi bir ipucu vermemişti.
       Doğan, arkadaşının peş peşe sorduğu sorulara;
       “Bildiğim kadarıyla bu tarz operasyonlar iki amaca yönelik olarak düzenlenmektedir!..” şeklinde yanıt verdi. “Birinci amaç; zararlı insan gücünün yok edilmesi ve her türlü maddi kaynak ve değerlerin ortadan kaldırılmasıdır. Sonuçta düşman gruplarının yorulup yıpratılarak kan kaybetmelerinin sağlanması gerçek amaçtır.
       Propaganda ve tahrik biçiminde gelişen ikinci amaç ise; düşmana manevi ve kalıcı zararlar verdirmektir. Onun birlik ve beraberlik ruhunu kırarak moralini bozmak ve ardından yapılacak düzenli operasyonları kolaylaştırarak ortamı daha etkin bir konuma getirmektir…”
       Adnan;
       “Ben asıl, ne gibi bir rol üstleneceğimizi merak ediyorum?..” diye sordu.
       “Spesifik bir görev yüklenir miyiz bilemiyorum ama, biz, bir gizli servis olarak, genel anlamda silahlı mücadelenin dışında, fakat haber alma ve propaganda faaliyetlerinin yürütülmesi bağlamında, bu gibi operasyonların içinde bulunmaktayız. Zaten, bu üç husus bir araya getirildiğinde, başarıyı yakalamak kolay olur. Napolyon’un, ‘Kuvvet, zekâdan yardım görmedikçe bir hiçtir!..’ sözünü unutmamak gerekir…”
       “Yine de, ne yapacağımızı bilemiyorum!..” diye üsteledi Adnan. “Yüzbaşı Özkan, bir asker olması sıfatıyla, teorik ya da pratik olarak bu gibi operasyonlara alışık olabilir… Ancak bana, operasyonun bir sürek avı tarzında sürdürülme olasılığı, pek kabullenilecek bir davranış gibi gelmiyor!..”
       Doğan, arkadaşının bu sözlerine hafifçe gülümsedi. Adnan, gizli servis bünyesinde, her zaman için, daha aktif ve etkin davranışların savunuculuğunu yapmış, sonuca götürücü her hareketin bayraktarlığını üstlenmiş ve bu özlemini fırsat bulduğu her ortamda dile getirmekten çekinmemiş bir kişiydi. Özellikle de onun, kendi sorumluluk alanına giren kontr-espiyonaj konularıyla birebir ilgilenmek arzusuyla nasıl yanıp tutuştuğunu, gizli servislerin aslî görevi sayılan yabancı ajanlarla mücadele etmenin onda nasıl gizli kıskançlık duygularına yol açtığını biliyordu.
       Doğan;
       “Gerilla ile mücadele, yalnızca bir güvenlik ve kontr-komünizm sorunu değil, aynı zamanda espiyonaj ve kontr-espiyonaj konusudur!..” diye konuşmasını sürdürdü. “Burada önemli olan, silahlı mücadeleyi yürütecek olan birliklere, ihtiyaçları olan bilgiyi süratli ve sağlıklı bir şekilde ulaştırmak ve bunun koordinasyonunu sağlayabilmektir!.. Daha önce de temas ettiğim gibi; bir taraftan gerilla gruplarıyla sıcak temas kurulurken, diğer taraftan, bizzat gerillayı yaratan ortamla meşgul olmak gerekir… ki, bu da etkili bir propaganda çalışmasıyla olur.
       Gerilla, kendi propagandasına neyi malzeme yapıyorsa, önce onlar çürütülmeli, fısıltı gazetesi faaliyete geçirilmeli, elemanlar ve güvenilir kişiler talimatlandırılarak, desteğini aldıkları halk yığınları karşı çalışmayla onların safına itilmekten kurtarılmalıdır. Gerillayı, sadece, adam kaçırmayı ve öldürmeyi bilen, soygun ve sabotajlarla toplumda korku yaratan kimseler olarak değil, öncelikle insanların beyinlerinin yıkanmasında başarılı olan ve eline geçirdiği her fırsatı propaganda malzemesi yapabilen bilinçli kişiler olarak görmemiz gerekir…”
       “Yani sence, tek başına gerilla avının başarıya giden yol olmadığını, olayın daha başka yönlerinin de bulunduğunu bilmemiz gerekiyor, öyle mi?..”
       “Aynen öyle!.. Gerillayı ortadan kaldırmak istiyorsak, bence onu besleyen, koruyan ve yaşatan ortamı ele almalı, elimizde olması gereken çarelerin, çaresizliğin oyuncağı haline gelmesine izin vermemeliyiz!..”
       Doğan, bunları söyledikten sonra ayağa kalktı ve arkadaşından izin istedi.
       Adnan;
       “Hayrola, neden ayaklandın?..” diye sordu.
       “Buluşmadan döndüğümde, ‘Toplantı yapıyoruz!..’ diyerek, aceleyle beni odaya soktun. Üstümü başımı görmüyor musun?.. Hem, Ayla’nın da gözü yollarda kalmıştır. Bir saat sonra gelir, görüşme raporunu yazarım. Detaylara inersem, belki size faydalı olabilecek bazı ipuçları yakalayabilirim. Daha sonra, tespit ettiğimiz hususlar üzerinde konuşur, teyit için bir iki telefon görüşmesi daha yaparız… tamam mı?..”
       Adnan, Doğan Bey’in bu sözlerine hiç yanıt vermedi. Onun, şu anda karmakarışık duygularla dolu olduğunu tahmin etmek hiç de zor olmasa gerekti!..

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz