Hayatın Gerçekleri (1)

H

* Amerika’da New Hampshire şehri trafik kuralların şöyle bir madde vardır: “Eğer iki otomobil bir yol kavşağında karşılaşırsa, iki araba da, bunlardan biri geçinceye kadar orada durmak zorundadırlar.”

* Roma’da bir adam, bir park kanepesinde yapay bir bacak bularak bunu Bulunan Eşyalar Bürosu’na teslim etmiş. Kendisine verilen makbuzda; eğer sahibi bir sene zarfında ortaya çıkmazsa bu bacağın kullanılmak üzere kendisine iade edileceği yazıyormuş.

* Singapur’daki Çin sinemalarında, ellerinde havlu ile dolaşan çalışanlar vardır. Bunların görevi, sıcaktan terleyen müşterilerin yüzünü ve başını silmektir.

* Volkanik dağların çoğu, tamamiyle püskürük maddelerden, eski lav kalıntılarından ve küllerden oluşmuştur. Böyle bir volkan konisi olan Japonya’daki Fujiyama dağı, o kadar hafif maddelerden meydana gelmiştir ki, bazı kısımları rüzgâr yönünde eğilmektedir.

* Fransa’nın Lapleau civarında kopan bir fırtına sonucunda, bir ağıla düşen yıldırım, ağıldaki bütün siyah koyunları öldürmüş, fakat beyaz koyunlara etki etmemiştir. Bu konu hâlâ cevap bekleyen bir konu olarak gündemdeki sıcaklığını muhafaza etmektedir.

* Fransa’nın Toulon kentinden Jean Baptiste Mouron, 1684 yılında 17 yaşında iken, işlediği bir suç nedeniyle 100 yıl 1 gün süreyle kürek cezasına mahkûm edilmişti. O tarihlerde, kalyonların küreklerini mahkûmlara çektirmek âdetti. Fakat Mouron mahkûm olduğu sırada, deniz savaşlarında kalyon kullanılmasından vazgeçildiğinden, bütün kalyonlar Toulon limanına toplanmıştı. Bu nedenle Mouron ve diğer kürek cezası alan mahkûmlar, gemi ambarında cezalarını çekmek üzere zincirlenmişlerdi. 100 yıl 1 gün bu durumda kalan Mouron, özgür olarak Toulon’da karaya ayak bastıktan sonra altı yıl daha yaşamıştı.

* Amerika’nın Massachussetts eyaletinde yaşayan Cook adlı bir çiftçinin tavuğu, dört köşe bir yumurta yumurtlamış ve uzun bir süre ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekmişti. Bu olağandışı yumurta, daha sonra yerel bir müzeye verilmişti.

* 25 yaşında bir demiryolu işçisi olan Phineas Gage, 13 Eylül 1847 günü, bazı kayaları dinamitle parçalamakla meşguldü. Fakat zamansız meydana gelen bir patlama sonucunda, 110 cm uzunluğunda, 6,5 kg ağırlığında bir demir çubuk Gage’nin başına saplandı. Çubuk, zavallı gencin yüzünün sol tarafından, kulak ve göz arasındaki bölgeden kafatasına girmiş, yolu üzerindeki kemikleri parçalayarak ve beynin bir bölümünü de tahrip ederek alnının ortasından dışarı çıkmıştı. Yaralı genç sırtüstü yere düşmüş ama bilincini kaybetmemişti. Hatta bir mil uzaklıktaki hastaneye götürülürken arabadan kendi kendine inip binanın merdivenlerini çıkmıştı. Uzun süren bir ameliyattan sonra çubuk, Gage’nin başından çıkarılmıştı. Birkaç kez ameliyat edilen genç daha sonra iyileşme sürecine girmiş ve üç yıl sonra da işine geri dönmüştü. Bu müthiş kazanın bıraktığı hasar ise, sadece tek gözünü kaybetmesi olmuştu.

* 17’nci yüzyılda yaşayan Lehistan Kralı 3. Jan Sobieski, değişik yılların 17 Haziran günü doğmuş, tahta çıkmış, evlenmiş ve ne garip bir tesadüftür ki aynı tarihte ölmüştür.

* Amerikalı Alfred Langeven, gözleriyle üflemek yeteneğine sahip biriydi. Bu yeteneği sayesinde, gözleriyle üflemek suretiyle bir mumu 30 santimlik bir mesafeden rahatlıkla söndürebilmekteydi.

* Fugger adlı bir Alman piskoposu ölmeden önce, her sene mezarının üstüne bir fıçı dolusu şarabın dökülmesini ve bu suretle vücudunun en sevdiği içkiye bulanmasını vasiyet etmişti. Bu isteğinin yerine getirilmesi için de, Montefiascone şehrine büyük bir para bağışında bulunmuştu.

* 16’ncı yüzyılda yaşayan Macaristan’ın “Kaplan” lakaplı kadını, Kontes Elizabeth Bathory, 6 sene süresince 650 hizmetçi kızı öldürmüştü. Asil olmasından dolayı Kontes, yargılanmamış ve hiçbir cezaya çarptırılmamıştı.

* Fransa Kralı 7. Louis, Guyenne ve Poitou dükünün kızı Eleonore ile evlenmişti. Kral, Haçlı seferlerinden dönünce sakalını kestirmiş, bunun üzerine karısı kendisinden soğuyarak boşanmış, bir süre sonra da İngiltere Kralı 9. Henry ile evlenmişti. Bu durumda, Guyenne ve Poitou toprakları da otomatikman İngiltere’ye geçmişti. Bunu kabullenemeyen 7. Louis, İngiltere’ye savaş ilan etmişti. 1152’de başlayan bu savaş, 301 sene sürmüş ve 1453 yılında sona ermişti.

* Hindistan’ın Benares şehrinde yaşayan bir Hint fakiri, bütün hayatını güneşe bakmakla geçirmişti. Her sabah güneş doğmadan önce, hareketsizlik yüzünden yürüme yeteneğini kaybetmiş olan bu adam, kardeşleri tarafından sokaktaki yerine bırakılıyordu. Fakir, bundan sonra yüzünü doğuya çevirir ve bütün gün gözlerini güneşten ayırmazdı. Bu süre zarfından, gözlerini bir an için kapadığı veya kırptığı görülmemişti. Hayatının sonlarına doğru güneşi görmez olmuştu; çünkü güneşin kızgın ışınları gözlerini yakmış ve kör etmişti.

* Boynuzlu insanlara uzun süre “şeytan” gözüyle bakılmıştır. 1698’de ölen Meziere’in boynuzlu adamı Trovillow’un şöhreti uzun yıllar sürmüştür. Aynı şekilde, Tibet’teki bir adamın alnında 6,5 santim uzunluğunda bir boynuz vardı. Yine Afrika’nın boynuzlu adamlarından birçoğu halen hayattadır. İnsanlarda boynuz çıkması Cornu Cutaneum denilen bir cilt hastalığının sonucudur. İnsanların boynuzları görünüş bakımından hayvanlarınkine benzemekle beraber, kemik dokusundan oluşmamıştır. Bu boynuzlar alında çıkabildiği gibi, başın değişik yerlerinde, yanaklarda ve hatta göz kapaklarında da görülmektedir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz