Gönüllü Yargıç, Gönüllü Hekim ve Keşiş

G

Üç evliya varmış, üçü de cennet pesinde; fikirleri, zikirleri, hedefleri bir;
Ama ayrı ayrı yollar seçmişler; eh bütün yollar Roma’ya gider…
Birine davalıların halleri dokunmuş, işi uzatan, çıkmaza sokan mahkemelerde;
Parasız pulsuz yargıçlık yaparım, demiş, dünya malında gözü yokmuş nasıl olsa.
Kanunlar kondu konalı insan ömrünün mahkemelerde geçiyor yarısı.
Ne yarısı, dörtte üçü, çoğu kez de hepsi.
Bizimki davacıları barıştırarak önüne geçeceğini sanmış bu çılgınlığın…
İkinci evliya hastaneleri seçmiş.
Aferin derim; çünkü hastayı ferahlatmak hayırseverliğin en iyisidir bence.
Eski zaman hastaları da her zamanın hastaları gibi olduğundan.
Bizim evliya çok çekmiş dert dinlemekten. Kimi ağlar, kimi kızar, kimi yakınır:
Şuna buna nasıl bakıyor baksanıza: Onlar dostları, çünkü bizler fukara.
Bunlar hiç kalırmış davacıları uzlaştırmak isteyen yargıç evliyanın çektikleri yanında.
Kimse memnun değilmiş hiç bir yargıdan. Her iki taraf da çatıyormuş ona.
Adalet terazisi payına razı etmiyormuş kimseyi.
Yargıç sinirlenmiş dırdır edenlere, gitmiş hastaneye.
Dert yanmış öteki evliyaya.
O evliya da canından bezmiş olduğu için, gel bırakalım bu işleri de gidip ormanlarda yasayalım demişler; hastalardan, davacılardan uzakta…
Sarp kayalıkların dibinde, tertemiz bir kaynağın yanı başında.
Öyle ıssız bir yere gitmişler ki, ne gün ışığı girermiş içine, ne de rüzgâr.
İşte orada üçüncü evliyaya rastlamış ve bir öğüt istemişler ondan.
Keşiş yoldaşları demiş ki: İnsan öğüdü kendi kendine vermeli. Derdinizi sizden iyi kim anlar? Yüce varlığın her ölümlüden istediği kendi kendini tanımasıdır en önce. Kendinizi şehirde tanıdınız siz, oysa yalnız, sakin yerlerde olur bu iş! Başka yerde kendini aramak büyük hata. Bulanık suda ne görebilir insan?
Şu kaynağı allak bullak etsek ne olur? Kendimizi göremeyiz elbet içinde. Öyle yoğun bir buluta döner ki çamur, suyun billur aynalığı yok olur.
Evet, kardeşlerim, bırakın durulsun sular, o zaman görürsünüz içinde kendinizi.
Issız yerlerde kalın içinizi daha iyi seyretmek için…
İki dost inanıp uymuşlar bu güzel öğüde. Ama demek değildir ki bu, kimse bir görev yüklenmeyecek. Madem mahkemelere düşüyor; ölüyor, hastalanıyor insan. Hekimler, avukatlar olacak ne yapsan. Tanrı’ya şükür, yoksun kalacak değiliz Her iki görevin yardımlarından: Şeref ve kazanç sağladıkça bu işler. Korkmayın, başımızdan eksik olmazlar. Ne var ki bu görevlerde çalışırken insan, kendini adam etmeyi unutuyor çoğu zaman.
Ey halkın hizmetinde çalışanlar, kodamanlar, krallar, bakanlar… Sizler ki ne bulanık sular, ne umulmadık belalar içindesiniz! Sizler ki mutsuz oldunuz mu düşer, mutlu oldunuz mu da bozulursunuz; Sizler görmüyorsunuz kendi kendinizi. Ne kendinizi, ne de hiç kimseyi. Arada bir kendinize gelir gibi olsanız, bir dalkavuk gelir bulandırır suyu apansız.
Bu kitabı bu dersle bitirelim, gelecek yüzyıllara yararlı olsun diyelim. Krallara sunarken bunu sorarım akıllı kişilere: Kitabımı neyle bitirsem daha iyi olurdu?

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi