Ağla Gitar… Çal Gitar…
Ağla Gitar… Çal Gitar…

Ağla Gitar… Çal Gitar…

     Evliliğimizin yirminci yıldönümünü seninle birlikte kutladığımız bahçedeki aynı köşe ve aynı masadan sesleniyorum sana…
     Sevgili Müberra,
     Çoktandır sana yazmak istiyordum.
     Mazi sırtımda çekilmez bir yük… Hem de çok ağır bir yük oldu benim için…
     Böyle mi olmalıydı?
     Şu alt taraftaki düğün salonunu biliyorsun… Bu gece o düğün salonu yine öyle, hınca hınç… Her zamanki gibi tıklım tıklım dolu… Düğün salonunun bütün pencereleri ardına kadar açık olduğu halde caddeden geçenler orkestranın sesini belki de pek az duyabiliyorlar. Buralardan, yani benim bulunmakta olduğum, sana bu satırları yazdığım yerden ise, herhalde yüksekte olduğu için o kadar net işitiliyor ki… Orkestradaki bütün enstrümanları teker teker sayabilirim. Solistin söylediği parçaları gayet net seçebiliyorum. Kahkahalar, neşeli çığlıklar ve hatta dans eden çiftlerin ayak seslerini işitebiliyorum…
     Bu gece çok efkârlıyım…
     Böyle olmamalıydı… Ahh… Ahh… Bu ayrılık olmasaydı…
     Bir evlenme yıldönümümüz olan bu gece, bu neşeli çığlıkları, bu şarkıları, bu masada seninle baş başa dinleyecektik şimdi… Belki de şu anda, şu akasyanın altında, ampullerden sızan ışıklarla parıldayan güzel yüzünü, yüzüme doğru çekmeden evvel, bir müddet kendimden geçercesine seyrederdim seni…
     Belki de düğünümüz gecesi, orduevi salonuna bitişik terasta olduğu gibi, seni kollarımın arasında sımsıkı tutacaktım. Beyaz gelinliğinin içerisinde o kadar da güzeldin ki o gece…
     Gökteki pırıl pırıl mehtabı ve yıldızları göstererek, “Ne kadar güzel, ne kadar yüksekteler…” diye fısıldamıştın… “Sen onlardan daha parlak, daha güzelsin. Daha yükseklerde, daha göz kamaştırıcısın. Sana nasıl uzanabildim, seni nasıl tutabildim? Şaşıyorum…” diye sana cevap verince, beni öpücük yağmuruna tutmuştun.
     Yine sana uzanmak istiyorum Müberra…
     Ayrı da olsak üzülmeni istemez, sana duyurmak istemezdim amma, yazmadan edemeyeceğim. Bugün Ülker’i hastaneye yatırdım. Öğleden evvel biraz ateşi yükseldi. Anjin olmuş. Bir görsen Müberra… Sen görmeyeli beri bir gelişti, bir serpildi ki… Çok, hem de çok güzel bir genç kız oldu.
     Hâlbuki yarın akşam orduevindeki baloda onunla öyle bir sükse yapacaktım ki… Şakaklarına aklar düşmüş şu ihtiyarın kolundaki peri kızı kim acaba, diye davetliler birbirlerine bizi soracaklardı. Olmadı, kısmet değilmiş ne yapalım…
     Vakit bir hayli ilerledi galiba… Düğün salonu yavaş yavaş dağılmaya, içime daha bir garip, daha bir buruk duygular çöreklenmeye başladı. Aklıma başka bir şeyler gelirse tekrar yazarım…
     Tekrar bir araya gelmemiz, ayrılmamızdan çok daha güç de olsa, bir kere olsun denemeye değmez mi? Ne dersin Müberra?
     Şimdi seninle göklerde, bulutların arasında uçuyormuşçasına yaptığımız ilk dansı düşünüyorum. Orkestradaki gitarın sesi kulaklarımda aynı canlılıkla yankılanıyor… Şimdi bu satırların sonunda, dışarı çıkıp yokuş aşağı inerken o gitara yıllar sonrasından sesleneceğim… “Ne olur gitar… Çal… Çal…”
     Ve… Yıllar sonra seni bir kere daha, fakat o yıllar öncesi heyecanım ile gözlerimin önüne getirip bir şarkıya başlayacağım Müberra…
     Seni çok özleyen Ercan.

İçimde nice uzun yılların özlemi var
Bu gece efkârlıyım, ağla gitar, çal gitar
Bitmesin bu sarhoşluk sürsün sabaha kadar
Bu gece efkârlıyım, ağla gitar, çal gitar

Güfte: Ümit Yaşar Oğuzcan
Beste: Avni Anıl
Makam: Nihavent
Usûl: Semâi
Form: Şarkı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir