Beni Anlıyor musun?

B

                   HAYATIM, DÜŞÜNCELERİM, OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞUM
                                          (Kan i fgrsta mig? – Do you understand me?)
                               Yazan: Sofie Koborg Brosen – Resimleyen: Peter Brosen
                              Türkçeye Çeviren: Sevgi Şen             Ekim 2018 – Ankara

S U N U Ş
     Sofie Koborg Brosen, yaşıtı diğer çocuklar gibi anaokuluna gitmeyi, çizgi roman okumayı, ailesini ve kedisi Teddy’yi sevmeyi arzu eder. Fakat Sofie herkes gibi değildir; onun otizm spektrum bozukluğu vardır. Sınıf arkadaşları tarafından yanlış anlaşılmaktan kurtulmak ve başkalarının onu anlamayı öğrenmesi ya da kendisinin onların yaşamlarına adapte olabilmesi için kendi dünyasıyla ilgili bir kitap yazmaya karar verir.
Sofie bu kitapta, günlük hayatını açık ve net bir dille anlatır ve okurlara kendisini zorlayan konulardan söz eder; çok fazla talimat verilmesi, rutin olayların aksaması, alay edilmesi, güçlü ışıklar ve kokularla çok fazla gürültü bunların belli başlılarıdır. Ayrıca diğer çocukların davranışlarını, okuma isteğini, doğayı anlamayı, otizm çalışmalarını, kedisi tarafından kabul edilen duygularını ve neleri sevdiğini anlatır.
Elinizdeki kitapçık, tamamen resimli ve Danimarka’da çok olumlu tepkiler almış okunabilir bir yapıt. Otistik bir anaokuluna devam eden diğer çocukların yaşamı okumalarına ve sınıf arkadaşlarını anlamalarına yardımcı olacak paha biçilmez bir kaynak. Öğretmenler, ebeveynler, bakıcılar, destek görevlileri, otizm spektrum bozukluğu olan çocuklar ve sınıf arkadaşları bu kitabı eğlenceli, bilgilendirici ve yanlış davranışları yönlendirici bulacaktır. En önemlisi, tıbbî teşhis ve tanımlamaların doldurduğu teknik dilden kaçınarak ASD (Asperger Syndrome) ile yaşamanın gerçeğini sunmayı başarması.
Açık, mantıklı, eksiksiz; hem çocuklar hem de yetişkinler için güzel bir kitap… 

BENİ ANLIYOR MUSUN?
     Benim bir engelim var. Ona Otizm ya da Asperger Sendromu deniyor. Onu ilk bakışta göremiyorsun. O öyle bir şey ki, doğumla birlikte ortaya çıkan ve müdahale edilemeyen bir rahatsızlık. Bu durum, başkalarını anlamakta zorlandığım anlamına geliyor, çünkü benim gibi düşünmüyorlar.
     Başkalarına yardım etmek isterim. Bazen kendime yardım etmem gerekiyor. Başka insanların yaşantımı anlamalarını istiyorum; böylelikle beni anlayabileceklerini düşünüyorum.
     Her gün aynı şeyleri yapmayı tercih ediyorum. Her sabah buzdolabının kapısındaki yapmam gereken işler listeme bakıyorum. Sonra neler yapacağımı sıralıyorum. Eğer bu sıralamayı yapamazsam veya daha önce yapmadığım işleri yapacaksam, kafam hemen karışıyor. Bana önceden açıklanması yapılmış şeylerle uğraşmaya ihtiyaç duyuyorum.
     Her gün öğleden sonra saat 5’de çocuk televizyonunu izliyorum. Bu zamanı hatırlamak benim için çok zor. Bazen annem saatin 5 olduğunu söylemeyi unutuyor ve ben karikatürümü hazırlamak için geç kalmış oluyorum. Eğer sadece gerçek insanların rol aldığı bir film izleyeceksem, geç kalmamaya özen gösteriyorum.
     Oturma odasında, uzaktan kumandanın nasıl çalıştığını anlatan şekil ve kelimelerin yer aldığı bir çizelge var. Onu nasıl kullanacağımı yıllardır öğrenmeye çalıştım.
     Diğer çocukların kolaylıkla yapabileceği şeyler olduğunda benim yapamamam, beni kızdırıyor.
     Doğru sözcükleri bulmam gerektiğinde, her zaman bulamıyorum ve bu beni gerçekten üzüyor, rahatsız ediyor. Sıklıkla insanların ve nesnelerin adlarını hatırlamak çok zor oluyor.
     Benzer nesnelerin ne olduğunu açıklayan kelimeleri bulmak da zor. Bir de nasıl hissettiğimi açıklamanın zor olduğunu düşünüyorum. Ben kısa konuşmaları tercih ederim.
     Benim durumumdaki çocukların adlarını hatırlamıyorum; hâlâ öğretmenlerimin adlarını bilmiyorum. Hemen her çizgi roman karakterinin adını biliyorum, çünkü bu benim için daha kolay oluyor.
     Annem diğer insanlardan biraz farklı konuştuğumu söylüyor. Bazen karikatürlerden ve çizgi romanlardan bile habersiz cümleler kullanırım.
     Bazen annem bana güler ve sonra onunla küçük bir tartışma yaşarım. Annem bana gülmediğini söylüyor. Söylediğim şeylerin onu güldürdüğünü ve bu yüzden, sadece bana çok önem verdiğini anlayabiliyorum. Ama diğer insanlar gülünce kendimi aptal hissediyorum.
     Annem bazen yetişkinler gibi konuştuğumu söylüyor. Sanki ona, etrafımdaki insanlara emir vermek ya da onları eğitmek istiyormuşum gibi geliyormuş. Nasıl konuştuğumu duyumsayamıyorum. Ben her zaman, oldukça normal konuştuğumu düşünüyorum.
İnsanlar benden aynı anda birkaç şey yapmamı isterlerse, kafam karışır. Bir kerede bir adım atmamız gerektiğinin söylenmesinden hoşlanıyorum.
     Öğretmenler bir seferde çok şey söylerlerse, o zaman, onların gelip bana ne yapmam gerektiğini açıklamalarına kadar resim çizerim.
     Bir anda fazla gürültü oluştuğunda, paniğe kapılıp strese giriyorum. Eğer ses çok daha fazla gürültü çıkarıyorsa, sınıftan ayrılıyorum.
     Yolda bana doğru yürüyen insanları geçmek için hangi tarafa yöneleceklerini kestirmek benim için çok zor bir şey; onun için ben dosdoğru yürümeyi tercih ediyorum ama bu her seferinde uygun olmuyor.
     Annem, diğer insanlar gibi, karışık ve rahatsız edici bir vücut dili kullanmamam gerektiğini söylüyor. Bende zaten vücut dili görmek mümkün değil.
     Keza annem, diğer insanların yüz ifadelerini kullanmamamı, çünkü ne demek istediğimi anlamayacaklarını söylüyor; iyi olduğum zaman bile kızgın veya üzgün olduğunu düşünebilirler diyor.
     Onların şaka yaptıklarını ya da yalan söylediklerini yüzlerine bakarak anlayamam. Ben her şeyin gerçeğini söylemenin doğru olduğuna inanıyorum. Yapılan şakaları anlamanın çok zor olduğunu düşünüyorum.
     İnsanların basit ifadelerle bir şey söylemeleri bana çok yardımcı oluyor. Onlar kafa karıştırıcı kelimeleri ve cümleleri çok kullanmamalılar. Tam olarak ne anlama geldiğini bildikleri kelimeleri kullanmaları gerekir.
     Okulda destek dersleri var. Bunu sevdim. Yabancı dillerde iyiyim, fakat matematiği ve fen derslerini son derece zor buluyorum.
     Diğer kızların, okuma ve yazmada iyi olduğumu ve muhtemelen bir yazar olacağımı söylediklerinde ben çok mutlu oluyorum.
     Okulumdaki en iyi öğretmen Ida. Onu gördüğümde kendimi güvende hissediyorum ve o bana çok iyi davranıyor.
     Ida’nın her zaman benim için vakti var. Ida’nın bana sakin ve anlayabileceğim şekilde anlatması iyi geliyor. Eğer ağlıyorsam ve üzgün hissediyorsam, bana yardımcı oluyor.
     Rehber öğretmenim gelmeden önce beden eğitimi alamadım; her zaman kafam karıştı. Rehber öğretmenim orada olduğunda ise, fiziksel eğitim hoşuma gitmeye başladı.
Annem inatçılığımdan söz ediyor, çünkü fikrimi değiştirmem pek o kadar kolay olmuyor. Bu nedenle grup çalışması benim için zor. Projeler üstünde veya grup halinde çalışıyorsanız, orada rehber öğretmenimin olmasını tercih ederim.
     Kütüphaneye ve yüzme havuzuna gitmekten hoşlanıyorum. Müziği seviyorum; Elvis’e ve Peru’nun panflüt müziğine tapıyorum.
     Okuldaki diğer çocukların yaptıklarını takip etmekte zorlanıyorum. Onların kurallarını her zaman anlayamam. Sadece sık sık, beni umursamadıklarını düşünürüm. Ardından üzülüyor ve ben de onları umursamıyorum.
     Diğer çocuklardan bazıları, gruplar halinde toplanıp alay edecekleri birini bulurlar. Genellikle alay konusu olan benim. Öyle olunca, kendimi sanki hasta oluyormuşum gibi hissediyorum.
     Bence diğer çocukları anlamak zor, çünkü onlar doğal davranmıyorlar. Okulda, çoğunlukla benimle birlikte olmak isteyen daha genç çocuklar var. Bazen onlara okumada yardımcı oluyorum.
     Benim formatımdaki çocuklarla oynamak istiyorum. Keşke bazen bana sormuş olsalar, ama onlara “evet” dememi nasıl sağlayacaklarını sormayı bilmiyorum.
     Bu nedenle, genellikle tek başıma kalırım.
     Ancak, benim formatımdaki kızlarla ne zaman oynasam çok mutlu oluyorum.
     Aynı anda birçok insanla birlikte olmak benim için çok zor. Her defasında bir kişi ile birlikte olmayı tercih ediyorum. Ben, sessiz ve sakin olan çocuklarla birlikte olmak istiyorum.
     Sadece okuduğum anlarda değil, çok gürültü yaptıkları zaman onları yargılamadan yapamıyorum. O zaman, kendimi kaybetmeden onlara “kapa çeneni” diye bağırıyorum.
Okulda başka birisi var, kimi zaman da onunla oynuyorum. O benim bir sınıf üstümde. Onun formatındaki diğer çocuklardan biraz daha garip olduğunu düşünüyorum, ancak bence Lisa çok doğal ve çok güzel.
     Lisa benim en iyi arkadaşım.
     Herkesin Lisa ve benim gibi olmasını isterdim. Başkalarının sürekli yemin etmesini ve birbirleri hakkında terbiyesizce sözler söylemesini sevmiyorum. Lisa ve ben bunu yapmıyoruz.
     Ben, diğer çocukların neye benzediklerini ç ok düşünüyorum. Örneğin kızların, erkek arkadaşlarıyla genelde “erkek” oldukları için ilgilendiklerini biliyorum. Ben onlarla ilgilenmiyorum, sadece oyun oynamak için yanlarına gidiyorum.
     Kızların bazıları, hiç gerek olmasa bile sutyen giyiyorlar. Bence bu çok aptalca!
     Kızlar bütün bunları günlüklerine yazıyorlar. Ama aynı zamanda, günlük kullanan bir çocuk da var; o diğer çocuklar gibi değil. Sakin ve onlar kadar yemin etmiyor.
     Nedense bazı kızlar ve çocuklar, diğer erkekler ve kızlar gibi değil. Bunu anlamak zor…
     Zaman çizelgem sık sık beni şaşırtıyor.
     Annemle aramda bir anlaşma var ve ben, okul sona erdiğinde her gün onu arıyorum. Cep telefonum hep yanımda ve o bana, kendisini sık sık aramamı söyler.
     Benim formatımdaki diğer çocuklar, müzik salonuna ya da sanat veya el sanatları salonuna gitmekten vazgeçtiler. Öyle zamanlar gün boyu kapalı kalacağımızı düşünüyorum ve okul çantamı toparlayıp annemi çağırıyorum. Annem bana, gelip beni alacağını söylüyor ya da sınıfta unutmuş olduğum daha fazla ders kalıp kalmadığını, onlara girip girmediğimi soruyor.
     Bazen, benim formatımda olan kızlar bana eşlik ediyorlar; bunu o kadar çok seviyorum ki…
     Okumayı seviyorum, bu yüzden zamanımın çoğunu kütüphanede geçiriyorum. Çizgi romanları olabildiğince sık okurum. Sanırım okul kütüphanesinde bulunan tüm çizgi romanları okudum; ayrıca bir sürü kitap da okudum. Harry Potter gibi modern masalları tercih ederim.
     Annem bana bir kitap kurdu diyor, ama solucan kelimesinden hoşlanmıyorum. Bu beni hasta hissettiriyor. Bunun yerine anneme, beni “bookkeeper” olarak çağırmasını söyledim.
     Bunun gibi, beyin, bağırsak ve sümük kelimeleri de beni hasta hissettiriyor. Doktorlarda, insan vücudunun iç organlarının resim veya modelleri vardır. Onlara baktığım zaman kusacağım geliyor.
     İçlerinden böyle korkunç şeyler geçiren insanların düşüncelerini sevmiyorum.
     Ben, doktorların kapılarına astıkları “açık” yazılarına rağmen o kapıları niye kapalı tuttuklarını gerçekten çok garip buluyorum!
     Bir öğretmenin bana, “patenlerini çıkar” dediğinde, paten kayacağımızı düşünüyorum, oysa o acele etmem gerektiğini söylüyormuş.
     Bir şeyler anlamadığım zaman kendime kızıyorum. Başkaları doğru şekilde söylediğinde onları anlıyorum ve bu beni mutlu ediyor.
     Bir gün benim formatımdaki kızlardan biri, “Sofie, bunu alabilirsin! Biz sadece şaka yapıyorduk,” diyerek bana güldü; gülümseyişi çok güzeldi. Bu da alay etmediği anlamına geliyordu. Böyle söylemesi bana çok yardımcı oldu.
     Trafik konusunda çok iyi değilim. Bir haritayı okuyamıyorum ve hangi yoldan gideceğimi bilmiyorum.
     İşlerin çok zorlaşmasından ya da çözemediğim sorunların ortaya çıkmasından hoşlanmıyorum. Yabancılara karşı, diğer çocuklardan daha dikkatli olmalıyım. Başkalarının bana zarar verip vermeyeceğini bilemem ve bu bile tehlikeli olabilir.
     Annem beni her gün okula götürüyor ve alıyor. Ortaokula gittiğimde, belki de otobüse tek başıma binmeyi öğrenebileceğimi söylüyor.
     Bazen işler ters gidebiliyor. Annem ve ben bir dükkândaydık. Ben bir çanta gördüm ve onu alıp alamayacağımızı sordum. Annem benim düşünce tarzıma yakın bir biçimde yanıt verdi.
     Ben diğer malzemelerle birlikte çantayı tezgâhın üzerine koydum. Annem parayı ödedi ama dükkândan ayrıldığımızda onu göremedim. Annem onu alabileceğimi söylememişti. Ağladım ve onu yanlış anladığım için öfkelendim. Sonra annem beni rahatlattı ve küçük kardeşim için bir şeyler aldım. Bu da çantayla aynı miktarda bir maliyete mal oldu. Her şey iyi oldu; çünkü şimdi herkesin eşit değerde olan eşyaları vardı.
     Bir şeylerin adaletli olmasını ve herkesin her zaman eşit miktarda mala sahip olmasını istiyorum.
     Her şeyi yanlış anladığımda ya da başkaları beni yanlış anladığında ise üzülüyorum.
En önemlisi, evde kalmayı, sadece bir sandalyeye oturmayı ve ayaklarımı yukarı çekip okumayı seviyorum. Kedim Teddy benim yanımdaysa, yemek ve içmek için güzel bir ortam varsa, çok daha hoş oluyor.
     Evde kendimi güvende hissediyorum. Ailem, mutlu bir aile… Oturma odasında dönüp sallanabileceğimiz bir salıncak var. En hızlı ben dönüyorum, çünkü başımı döndürmüyor.
Diğer insanlar bir şeyi yanlış söylediklerinde, onları düzeltirim. Annem bana, yetişkinleri düzeltmenin kaba bir davranış olduğunu öğretti. Ama başkalarının hata yapmaları hoşuma gitmiyor.
     İçi boş toplarla doldurulmuş çok ağır bir battaniyem var. Ona ihtiyacım var; çünkü cildim diğer insanların derisiyle aynı hassasiyete sahip değil. Toplar, cildimin olması gereken durumu hissetmemde bana yardımcı oluyor.
     Toplu battaniyemi almadan önce, kim bana çok yakın oturmuşsa dayanamıyordum ya da birinin bana dokunması için hazır değildim.
     Eğer bana dokunurlarsa kendimi gerçekten kötü hissediyor ve bazen, istemeden de olsa onlara vuruyorum. Ben, giydiğimi hissetmediğim yumuşak kıyafetleri tercih ederim. Cildimi rahatsız eden bir sürü elbise var.
     Ayrıca, güçlü ışık ve kokular yüzünden de gerçekten rahatsız oluyorum. Yüksek sesler ve bazı kokular bana zarar veriyor. Bu durumdan kurtulmak için çabalıyorum; ancak her seferinde yeniden konsantre olmam gerekiyor.
     Sahile inmeyi ve piknik yapmayı çok seviyorum. Ben doğanın gerçekten çok güzel olduğunu düşünüyorum, ama çirkin, gri evleri sevmiyorum. Kasabalarda çok fazla ev var.
     Güzel şeyleri seviyorum ve kendime göre bir sürü hazine topladım. Odam için güzel beyaz mobilyalar seçtim. Her zaman temiz ve düzenli olmayı tercih ediyorum.
Annem beni yılda iki kez kampa götürür. Orada, otistik çocukları olan diğer ailelerle tanışırız.
     Kampta bir sürü arkadaşım var. Beni anlıyorlar. Ben bazen anlamıyorum ama çoğunlukla kabul ediyorum. Oyun oynuyoruz ve kimse sizi kızdırmıyor. Lezzetli yemekler ve her gün ev yapımı kekler yiyiyoruz.
     Son olarak komik bir tiyatro oynadık; ben kötü huylu bir teyzeyi oynadım. Eğlenceliydi. Kamptan ayrılıp eve gitme zamanı geldiğinde gerçekten çok üzülüyorum. Bir sonraki kampı ise özlemle bekliyorum.
     Sık sık, kendime ait küçük bir dünyamın olduğunu hayal ederim.
     Bazen büyükannemi ziyaret ediyorum. Sonra, Yunanistan’da olduğu gibi, küvetinde banyo yapacağım anı hayalliyorum.
     Büyükbabamın evinde, çocuklar için tatlılar içeren bir dolap var. Bu çok hoş bir şey… Büyüyünce, ben de küçük beyaz bir ev sahibi olmak istiyorum.
     Benim kedim, Teddy; onun en güzel huyu, her zaman sessiz ve sakin olmasıdır. Teddy benim ikinci en iyi arkadaşım.
     Kedileri, insanlara göre anlamayı çok daha kolay buluyorum. Ben büyüyünce kediler için yatılı bir ev işletmek istiyorum. Ancak, muhtemelen bu işleri yaparken kendime bakamam.
     Yaşlanmak ve emekli olmak için sabırsızlanıyorum. Sonra, ülkenin bir köşesinde küçük beyaz bir evde yaşayacağım ve bir sürü kedi edineceğim. Ve her gün evde kalacağım ve kedilerime bakacağım.
     Bazen, otizm gibi bir rahatsızlığımın olmamasını diliyorum.
     Ama ben, yine de kendimi olduğum gibi seviyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi