Parisli Olmak…
Parisli Olmak…

Parisli Olmak…

       Tarihsel geçmişi ile modern hayatın iç içe geçtiği bir şehir Paris… Varoşlarda yaşayan insanlardan tutun da, lüks içinde hayatlarını sürdüren kişilere kadar hepsinin gözünde Parisli olmanın, kendisini ayrıcalıklı kıldığı ifadesini görmek mümkün…

     Dümdüz sokakları, inanılmaz metrosu, gördüğünüzde etkisinden kurtulamayacağınız tarihi binaları, sanatın beşiği değil de,kendisi sanat olan bir şehir…
     Bütün bunlara rağmen Paris, bir masal kenti gibi değil, gerçek bir metropoldür. Yoğun bir trafiği olan, bir yerlere ulaşmak için bir hayli uğraş verilmesi, sandviçten daha farklı bir şeyler yemek isteyen insanların ciddi paralar ödemesi gereken bir şehir… Napolyon’un, dünyanın en güzel şehri diyerek tekrar inşa ettiği ve aşkın orada bir başka yaşandığı iddia edilen Paris…
     Tüm ülkelerin başkentlerinden birer parça alınarak oluşmuş. Kısaca Paris’i gören herkes, birçok ülkenin başkentini de görmüş sayabilir kendini.
     Seine Nehri kenarında romantizmin doruklarında bir gezi yapmadan, Notre Dame Katedrali, Louvre Müzesi, Eiffel Kulesi ve Champs-Elysées’i görmeden bu dünyadan gitmeyin. İşte Paris… Burası dünyanın en hızlı büyüyen, en aktif şehirlerinden biri. Kaldırımlarından binalarına her şeyiyle Fransız ruhunu içinde barındırıyor.
     Paris, Fransa’nın kuzeyinde yer almaktadır. Şehir Brüksel’in 265 km güneybatısında, Lüksemburg’un 295 km güneybatısında ve Stutgard’ın 510 km batısındadır. Paris’in merkezi Seine Nehri tarafından ikiye ayrılmıştır. Nehrin kuzeyinde Rive Droite ve Champs-Elysées, batıda Arc de Droite ve doğuda Louvre Müzesi, Centre Georges Pompidou Müzesi, dükkânlar, market ve restoranlar bulunur. Pompidou Centre’nin güneyinde bulunan Ile de la Cite’de dünyanın en ünlü kamburu yer alır: Notre Dame…Nehrin güneyinde şehrin en önemli yapısı ve sembolü olan Eiffel Kulesi bulunur. Nehrin doğusunda ise, Prés ve Montparnasse yer alır.
     Musée du Louvre: Bu devasa bina 1200’lerde inşa edildi. İlk restorasyonunu 16’ncı yüzyılın ortalarında gördü ve kraliyet binası olarak hizmet vermeye hazır hale geldi. Daha sonra 1793 yılında müzeye dönüştürüldü. 1980’lerde Mitterand’ın “Büyük Projeler” kapsamındaki çalışmaları sırasında müzeye 21 metre yüksekliğinde bir cam piramit eklendi. Başlangıçta hata olarak görülen bu ekleme daha sonra birçok ödül almıştır. Her gün binlerce insan ziyaret etmektedir. Müzede tablolar, heykeller, antikalarla birlikte Mona Lisa, Venus de Milo ve Vinged Victory gibi ünlü eserler de görülebilir.
     Centre Georges Pompidou: Modern sanatın örneklerine ev sahipliği yapar. Burası Paris’in en fazla ilgi çeken ve ziyaret edilen yerlerindendir. Burası kütüphane olarak da çalışmaktadır. Burada 2000’in üzerinde periyodik yayına ulaşabilirsiniz. Buna İngilizce gazeteler ve dünyanın çeşitli yerlerinde çıkan magazinler de dahildir. Eğer binadan sıkılırsanız, çevresindeki dükkânlar ilginizi çekebilir.
     Notre Dame: Victor Hugo’nun ünlü eseri Notre Dame’ın Kamburu’ndan hatırladığımız bu katedral gotik mimari özellikleri taşımaktadır. 1163 yılında inşa edilmeye başlanmış ve 1345 yılında bitirilmiştir. Notre Dame Katedrali 6000’in üzerinde kişiyi barındırabilecek büyüklüktedir. Birbirinden farklı şekilde dizayn edilmiş 3 kapıya sahiptir ve bu kapılardaki mimari güzellik, ziyaretçilerin dikkatini üzerine çekmektedir. Katedralin içinde çok büyük bir kilise orgu vardır. Katedral kasvetli havasıyla olsa da görülmeye değer. Kulelerinden Paris’i izlemek insana ayrı bir zevk verir. (Not: Bu yazıyı hazırlandığı şekilde vermek istedim. Oysa, 16 Nisan’da çıkan büyük bir yangın sonucu ünlü katedral kullanılamaz hale gelmiştir.)

     Sainte Chapelle: Adını, kendini dizayn eden mimardan almıştır. 1242 yılında inşa edilmeye başlanmış ve 1247 yılında bitirilmiştir. Buranın yapılmasını isteyen Kral IX. Louis’dir. Geçen zaman içinde restore edilmesine rağmen hâlâ eski çekiciliğini korumaktadır. Giriş ücretlidir. Eminim ki, gezdikten sonra verdiğiniz ücrete değdiğini göreceksiniz.
     Eiffel Kulesi: Paris’e gelipte burayı görmeden gitmekelbette olmaz! Kule, adını tasarımcısı Gustave Eiffel’den almıştır. Fransız İhtilali’nin bir sembolü olmuştur. Yüksekliği 320 metre olan kule, 1930’a kadar (Chrysler binası inşa edilene dek) dünyanın en yüksek yapısı niteliğindeydi. Kulenin tepesine çıkıp manzarayı izleyebilir ya da bir cafeye oturup kahvenizi yudumlayabilirsiniz.
     Ciletiére du Pére Lachaise: Burası dünyanın en çok ziyaret edilen mezarlığıdır. Moliére, Apollinaire, Oscar Wilde, Balzac, Marcel Proust ve Gertrude Stein gibi yazarların, David, Delacroix, Pissarro, Seurat ve Modigliani gibi artistlerin, Sarah Bernhardt, Simone Signoret ve Yves Montand gibi aktörlerin, şarkıcı Edith Piaf’ın ve dansçı Isadora Duncan’ın mezarları buradadır. Ancak en çok ziyaret edilen mezar “The Doors” grubunun 1971 yılında ölen solisti Jime Morrison’un mezarıdır.
     Place des Vosges: Burası Kral IV. Henri’nin 1605 yılında yaptığı planın bir parçası olarak inşa edilmiştir. Kral, bölgeyi Paris’in en güzel yerlerinden biri yapmak için işe girişmiş ve 36 tane birbirinin aynısı ve birbirine bitişik ev inşa ettirmiştir. Evlerdeki mimari ilgi çekicidir. Geniş pencereleri, dik çatıları, ilginç kaplamalı duvarları… Bu evlerden 6 numaralı olanında  1832-1848 yılları arasında Victor Hugo yaşamıştır. Burası şu an müzeye dönüştürülmüş durumdadır. Bu çevre, pahalı galeriler, dükkânlar, cafeler ve kahvelerini yudumlayan insanlarla dolmuştur.
     Catacombes: 1785 yılında Paris’te artan mezarlıklar nedeniyle şehirde hijyen problemi doğmuştu. Bu problemi çözmek için ölülerin cesetlerinin özel inşa edilmiş yapılarda, tüneller içinde tutulması planlanmıştı. Böylece şehir tekrar eski temizliğine ve sağlığına kavuşacaktı. Bu amaçla inşa edilen yerlerden biri de Catacombes’tur. Yerin 20 metre altına inşa edilmiştir.
     Buradaki tünellerde yürürken duvarlarda kemiklere rastlayabilirsiniz. Ayrıca bu tüneller İkinci Dünya Savaşı sırasında da askeri amaçla kullanılmıştır.
     Ne zaman gitmeli?: Paris’e gelmek için en iyi zaman Mart-Mayıs ayları arasıdır. Kış aylarında Paris bir kültürel cennet niteliğindedir. Bu zamanlarda kültürel bir etkinliğin olmadığı bir gün bulmak imkânsız gibidir. Bununla birlikte, okulların tatil olmasının ardından sokaklar daha da kalabalıklaşır. Yaz aylarında Paris’te sıcaklık gözle görülür derecede artar. Yine yaz aylarında genellikle burada yaşayan insanlar yıllık izinlerini kullanırlar. Bu nedenle, yaz aylarında şehir trafiği bayağı hafifler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir