Seninle Bir Sonbahar Mevsimiydi Tanıştık

S

     Bir sonbahar gününde tanışmışlardı. Munip, geliri, işleri ve mevkii çok geniş bir ailenin evladı idi. Artık yaşlanmaya başlamış bulunan babasının, tek dayanak noktası olmuştu. Neredeyse otuzuna yaklaşıyordu. Babası ve annesi birçok kereler onu evlendirip, bir yuva kurmaya zorlamışlar, bazı emrivakiler ile baş başa bırakmışlar, fakat oğlanı istedikleri yola getirmeye bir türlü muvaffak olamamışlardı.
     “Tabii evleneceğim… Yalnız biraz daha zamanı var!” diyor ve çeşitli bahaneler icat ederek, işin içinden sıyrılıp çıkıveriyordu. Aslını ararsanız Munip, bir tür korku içerisindeydi. Evlendikten sonra ya mutlu olamazsa? Ne yapardı o zaman?
     O bunları düşünüyor, kafasında sürekli kura kura bir türlü evliliğe cesaret edemiyordu. Yaradılışı itibariyle mazbut ve nazik olduğu kadar, titiz bir mizaca sahipti. Bir miktar da evhamlı sayılırdı. Laf aramızda… Kendisine ne seçkin ailelerin, ne güzel kızlarını salık vermişler, kızları kendisine göstermişler, fakat bir sonuç alamamışlar, hiç birisini beğendirememişlerdi.
     Eh… Ne denir? Her şeyin bir vakti saati vardır…
     Sonbaharın, karakteristik güzelliği içerisinde geçen bir Pazar günü, Selma ile hipodromda tanıştılar.
     Selma, güzeller güzeli bir kızdı. Orta halli bir ailenin enstitü mezunu, marifetli bir kızıydı. Bugüne kadar birçok talibi çıkmış, fakat her nedense o da bir türlü bu işe evet diyememiş, böylece de yirmi yaşını gerilerde bırakmıştı.
     Bir ana-baba gününü andıran o mahşeri kalabalıkta, hipodromun tribünlerinde, Munip Bey ile yanyana oturmuşlardı. Yukarıda da söyledik… Bu iş vakit saat meselesidir diye…
     Munip ve Selma birbirleriyle ilgilenmekten, yarışları seyredemez olmuşlardı.
     Birbirleriyle konuşurken her ikisinin de yürekleri küt küt atıyor, yanakları alev alev yanıyordu.
     Yarışlar nasıl geçti? Müşterek bahisler, ganyanlar ne netice verdi? Hiç… Hiç birisinden haberleri yoktu. Ne var ki yarışların bitiminde Munip Bey, arkadaşlarından özür dileyerek, Selma’yı arabası ile evine kadar bırakmayı ihmal etmedi. Ve o gece, gündüz hipodromda olanları evde anlattığı zaman Munip’in anne ve babasındaki sevinci bir görmeliydiniz…
     Munip ile Selma sanki yıllarca birbirlerini aramışlardı. Bir dakika olsun birbirlerinden ayrılmak istemiyorlardı.
     Ne yazık ki, kısa zamanda araya giren bir kısım dedikodular bu mutlu beraberliği tehdit etmeye başlamıştı. “Gençlere nazar değdi,” diyorlardı onları tanıyanlar, yakından bilenler…
     O, göğüslere takılan gonca güller, karanfiller, alınlara kondurulan buseler, gülümsemeler arasında geçen günlerin yerini şüphe, endişe yüklü davranışlar almaya başlamıştı ki, olanlar oldu… Uzaklaşıverdiler tamamen birbirlerinden…
     Şimdi son günlerde, Leyla’sından ayrılmış Mecnun’dan farkı olmayan Munip Bey, bir yandan eski mutlu beraberliklerinin devamını temin için çareler ararken, diğer taraftan bir şarkıyı da dudaklarından hiç eksik etmiyordu…

Seninle bir sonbahar mevsimiydi tanıştık
Sanki birbirimizi yıllarca aramıştık
Düşmeden el diline mesut günler yaşadık
Yabancı olduk şimdi yazık birbirimize
İstersen gel dönelim eski günlerimize
                Bazı gün ben küserdim, darılırdın bazı sen
                Barıştırırdı bizi alnıma konan busen
                Ayrıldık ayrılalı ne haldeyim bir bilsen
                Yabancı olduk şimdi yazık birbirimize
                İstersen gel dönelim eski günlerimize
Göğsüne gonca güller karanfiller takardım
Menekşe gözlerine çılgın gibi bakardım
Seni Leyla sanırdım, yoktu Mecnun’dan farkım
Yabancı olduk şimdi yazık birbirimize
İstersen gel dönelim eski günlerimize

Güfte: Yusuf Nalkesen
Beste: Yusuf Nalkesen
Makam: Hicaz
Usûl: Düyek
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz