Vahşi Batı’da Dolanmak

V

     Geniş, bakir topraklar; doğa koşullarının bin bir biçime soktuğu dağlar, kayalar; Kızılderililer; bizon sürüleri; haydutların cirit attığı küçük kasabalar; kızgın güneş; bir çiftlikten diğerine, bir kasabadan bir başkasına at sırtında dolaşıp duran yalnız kovboylar; posta arabalarıyla yapılan yolculuklar; göçmenler… Yaşamın dişe diş kazanıldığı bir coğrafya… Yaygın adıyla “Vahşi Batı”… Artık yalnızca Sam Peckinbach’ın, Arthur Penn’in, Sergio Leone’nin filmlerinde ve Ennio Morricone’nin unutulmaz melodilerinde kaldı…
     Günümüz ABD’sindeki Vahşi Batı’da ise artık turistler at koşturuyor. Vahşi Batı’nın nostaljisine tutulanlar, her şeyi göze alarak ABD’nin Utah, Colorado, New Mexico ve Arizona gibi eyaletlerine gidiyorlar.
     Vahşi Batı’yı görmek, yaşamak, biraz zahmetli ve masraflı. Aktarmalı ve uzun süren uçak, helikopter, tren ve otobüs yolculukları, gezilecek yerlerin ulusal park olmaları, özel turları gerektiriyor. Ama özellikle doğal güzellikleri görmek tüm zahmetlere değiyor.
     ABD’de Vahşi Batı olarak nitelenen gezi yerlerinin çoğunluğu ‘ulusal park’, ‘ulusal orman’ ve ‘ulusal anıt’ olarak koruma altına alınmış durumda.
     Colorado’nun Denver kenti, Vahşi Batı’yı görmek isteyenlerin toplandığı merkezlerden biri. Bir ikinci merkez ise Durango. Bu iki kentten küçük uçaklarla ya da helikopterlerle gidiliyor gezilecek bölgelere. İki kent arasında 1880’li yıllardan kalma bir tren çalışıyor. Ama artık onu soymak isteyen haydutlar yok! Orijinal özelliklerinin korunması için elden gelen her şeyin yapıldığı tren, her gün 2000 turisti Silverton kasabasına taşıyor. Silverton, ahşap yapılarıyla, barları, kovboyları, posta arabalarıyla tipik bir Vahşi Batı kasabası. Toplam nüfusu 500’ü bile bulmuyor. Bir zamanların Amerika’sında serüvenciler, gümüş aramak için akın akın Silverton’a gelirlermiş. Bugün artık gümüş madenleri de yok!
     Buradaki hoş sürprizlerden biri, kasabalarını bir tarih anıtı olarak yaşatmak isteyen sakinlerin, eski dönemlerdeki ataları gibi, kaba saba davranmaya özen göstermeleri. Barda bira istediğinizde tecavüzkâr bakışlı kadın garson, bardağı “Dankk!” diye masaya vuruyor; sanki “Zıkkımlan ve hemen kaybol gringo!” dercesine…
     Kanyonlar Ülkesi olarak tanınan Utah eyaletindeki Moab, Monument Valley gibi Kızılderili yerleşim bölgeleri, aynı zamanda ulusal park. Rüzgâr ve yağmurun, içinde demir filizi bulunan kayalıklarda oluşturduğu ilginç görünümler, olağanüstü etkileyici. Türkiye’deki Kapadokya bölgesini anımsatan doğa biçimlerini izlemek tadına doyulmaz bir olay. Buralarda bir çivi çakmak, bir taşı yerinden oynatmak, kesinlikle yasak ve her şey Kızılderililerce denetleniyor. Hatta öyle ki, kendilerinin yaşamadığı bazı yerlerde, cansız mankenlerini yerleştirip kontrol görevine devam ediyorlar.
     Evet, günümüzün Vahşi Batı’sında artık silahlar konuşmuyor. Kızılderililer, soykırıma uğramıyor ve göçmenlerin umutları acılarla yitip gitmiyor. Her şey anılarda ve geçmişte kalmış. İnsanların acımasız dünyasına binlerce yıldır kayıtsızlıkla bakan doğanın olağanüstü güzelliği ise bizleri yaşama hayran bırakmaya daha yüzlerce yıl devam edecek…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz