Âlem Bir Gezi – MISIR
Âlem Bir Gezi – MISIR

Âlem Bir Gezi – MISIR

     4 x 4 jeeplerle çölde safari yapacağız… Araçların içini tepeleme doldurduk; fotoğraf ve film çekenler ise tepemizde. Dümdüz çöl demeyin; şoförümüz bizi avaz avaz bağırtmak için tüm tümsek ve çukurlardan geçiyor. Yüksek kum tepeciklerinden tırmanıp inerken içimiz dışımıza çıkıyor. Jeepin üzerinde oturanların hali felaket; bir de kum banyosu yapıyorlar. Aracımız oldukça yüksek bir kum dağının yarısına kadar tırmanıyor. Burada iniyoruz. Tepeyi güçlükle tırmanıyoruz. İniş baştan başa kum ve çok yüksek… Hoplayıp zıplayarak ya da yuvarlanarak 30 derece sıcaklıkta bu kum dağından aşağı iniyoruz. Şu ana kadar yaşadıklarımızla bu gezinin adı “çölde mazoşist eğitim” falan olmalıydı. Üstelik daha bitmedi…
     Bedevi köyü dedikleri yere geliyoruz. Ama buradakiler İsrail’in Şeria çöllerinde gördüğüm Bedevilere pek benzemiyor. Biraz yapmacık yani! Hasırdan çadırımsı yerler yapılmış, her turun çadırı ayrı; verdiğiniz paraya göre içecekler, yiyecekler dağıtılıyor. Biraz film dekoru gibi…
     Sonra çölde deve kervanı turu başlıyor. Develerin kalkması ve oturması bir âlem; çok sıkı tutunmak ve deveyle uyumlu hareket etmek lazım. Ama sonrası oldukça rahat. Develeri biz kullanmıyoruz ve devenin “şoför”leriyle birlikte epey bir süre gidiyoruz. Şimdi sırada bir dağa tırmanmak var. Güneşin batışını izleyecekmişiz. Bu kadar yorulmuşsun, illaki bunu da yapacaksın. Dağa tırmanıp güneşi batırıyoruz; gökyüzünde bir kızıllık bile oluşmuyor. Oldukça sıradan bir güneş batışı bu… Ve güneş battığı anda müthiş bir soğuk başlıyor…
     Akşam gittiğimiz mekân çok eğlenceli; halk oyunları, yani göbek dansı ve davul zurna ile karşılanıyoruz. Tabii masaya oturmadan, itile kakıla kendimizi pistin ortasında buluyoruz. Dansçılarla birlikte bütün salonu “oynayarak” dolaşıyoruz…
     Yemekten sonra açık alanda çok hoş bir gösteri izliyoruz. Üzerimizde Mısır kaftanları, önümüzde nargileler, atlarla yapılan gösteriyi, stilize göbek danslarını, gökyüzünde uçan halıyı seyrediyoruz… Gerçekten eğlenceli.
     Ertesi gün, yine konvoy halindeyiz ve Luxor’a gidiyoruz. Otobüsün için buz gibi… Muhteşem rehberimiz(!) anlatıyor: Buraya sulama ve tarımı Mehmet Ali Paşa getirmiş; su kemerleri yapmış… Mısır’ı Araplaştırma süreci 8. yy.da başlamış, Memluk döneminde tamamlanmış. Yavuz Sultan Selim 1516 yılında Mercidabık’ta Memluk ordusunu bozguna uğratmış. Mısır’da Ridaniye Savaşı’nı kazanmış. Halifelik makamı Osmanlı padişahına bağlanmış. 40 Memluk sultanı ve emiri, anlaşma toplantısı için çağrılmış. Herkes silahsız olacakmış ama odanın tahtalarının altında kılıçlar varmış. Hepsinin kafaları uçurularak Memluk meselesi nihayete erdirilmiş… Hidiv İsmail Paşa phek çapkınmış. Eugenie ile protokol icabı aynı arabada gidiyormuş. Sırf kadına değsin diye yolu yana doğru eğik yaptırmış… Vallahi bir masal gibi dinliyoruz…
     Luxor’da nihayet yeşil ile karşılaşıyoruz. Tarihi ile, Nil Nehri ve üzerindeki yüzer otelleri ile çok hoş bir yer burası. Ünlü İskenderiye kitaplığının yanından geçiyoruz. Burası yanınca, Antonius, Kleopatra için Efes kitaplığını getirtmiş… O zamandaki okuma zevkine bakın hele…
     Luxor’daki tapınaklar olağanüstü. İşte koskoca Dikilitaşı şuradan söküp İstanbul’a Sultanahmet’e götürmüşler. Kadınların firavun olması yasak olduğu için, kendini kral ilan eden kraliçe Hatşepsut’un tapınağı muhteşem. Tam burada fanatik dinci Müslüman Kardeşler Örgütü turist katliamı yapmış. Sonradan çık sıkı bir koruma altına alınmış.
     Mısır’daki eski resimlerde kadınlar beyaz, erkekler kırmızı… Neden? Çünkü o tarihlerde de kadın evin içindeymiş ve bu yüzden güneşten kızarmıyormuş da ondan… Rehberimiz tam bir çalçene… Allahlık!
     Ama siz, yine de Mısır’a gidin… Gezin dolaşın, kumlarda yuvarlanın, göbek atın dans edin eğlenin… Yorulmadan Mısır’ın tadını çıkaramazsınız!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir