Günlük Hayatımızdaki Takıntılar Hakkında Söyleşi
Günlük Hayatımızdaki Takıntılar Hakkında Söyleşi

Günlük Hayatımızdaki Takıntılar Hakkında Söyleşi

     Sitemizin kurucularından olup, gerek yaptığı çeviriler gerekse birbirinden güzel telif yazılarıyla okuyucularımızın beğenisini kazanmış genç arkadaşımız Sevgi Şen ile sorumlusu olduğu Kişisel Gelişim Bölümü’nün dışında bir söyleşi de biz yapalım istedik. Günlük hayatımızdaki takıntılarla ilgili bize önemli mesajlar vereceğinden emin olduğum bu söyleşiyi dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum.

     Öncelikle bize halk arasında takıntı olarak bilinen rahatsızlığın tanımını yapar mısın?
     Takıntı şeklinde ifade ettiğimiz şey, insanın zihninden atamadığı düşünce ve hayallerdir. Psikiyatride takıntı denince akla daha çok “obsesyon” gelir. Kişinin aklına takılan tek bir konu vardır ve hayatını o konu yönetir.

     Sık görülen takıntılar nelerdir?
     En sık görülen takıntı türü “temizlik” takıntılarıdır. Gerçekten de bazı insanların hayatlarındaki temel düşünce temizliktir. Bu kişiler her şeyi temizlik-pislik çerçevesinde görüp değerlendirirler. Sürekli pislikten kaçarlar. Bu kişiler ellerini, evlerini, eşyalarını, bedenlerini ve yiyip içtiklerini sürekli yıkayıp dururlar.
     Kiminde de “kontrol” takıntıları vardır. Bu kişiler de “kapıyı kilitledim mi, muslukları kapattım mı, ışığı söndürdüm mü, ütüyü prizden çektim mi?” şeklinde bitmeyen düşüncelere sahiptir. Kontrol takıntısı olan kişiler sürekli, dönüp dönüp yaptıkları işi kontrol ederler. Tedavi görmeden kendilerini bundan alıkoyamazlar.
     Bir başka takıntı şekli de “simetri ve düzen” takıntılarıdır. Bu da önde gelen takıntılardandır. Bu kişilerin de hayatı zehir olur. Her şey yerli yerinde olacak, pantolonun ütü çizgisi jilet gibi olacak, paraların Atatürk resimleri üst üste gelecek, yürürken çizgilere basılmayacak…” Düşünsenize, ne kadar zahmetli bir hayat değil mi?
     Kimi ise her şeyi sayar, buna “aritmetik takıntıları” denir. Bunlar plaka numaralarını, doğum tarihlerini toplar, çarpar, bölerler. Çift sayı çıkarsa günlerinin iyi geçeceğine inanırlar. Tek sayı çıkması halinde ise, gün boyu başlarına kötü bir şey gelecek endişesiyle yaşarlar.
     Takıntı türleri elbette bunlardan ibaret değildir ve ufak-büyük yüzlerce takıntı türü sayılabilir.

     Sayın Şen, söz buraya gelmişken gündelik yaşamımızda neredeyse her gün konuşulan bir konuya gelmek istiyorum. Magazin basını sürekli birtakım ünlü kişilerin aşklarını gündemde tutuyor. Ben de buradan hareketle “aşkta takıntı”yı sormak istiyorum. İlişkilerde yaşanan “takıntı hali” nedir, nasıl yaşanır?
     Aslına bakarsanız hepimizin ufak tefek takıntıları vardır. Hepimiz âşık olmuş, acı çekmişizdir. Hepimizin sürekli âşık olduğumuz kişiyi düşündüğümüz zamanlar olmuştur elbette. Ancak bazı insanlar sevdikleri kişiyi saplantı haline getirirler. Yaşadıklarını düşündükleri aşk ‘platonik’ seviyeyi aşmadığı halde, bu kişiler gece gündüz acı çeker, hatta ağlarlar. Bir başka şekli de; sevdikleri kişiyle beraberdirler, ama gerektiğinde ayrılmayı başaramazlar.
     Şöyle bir benzetme yapalım: Hepimiz sevdiğimiz bazı insanları mutlaka toprağa vermişizdir. Ölüm her insan için yaşanan çok büyük bir acıdır. Ama cenazeden birkaç gün sonra, acımız ne kadar büyük olursa olsun işimizin başına dönmek durumunda kalırız. Altı ay, bir yıl kadar sonra da artık toprak altına vermiş olduğumuz sevdiğimizi acıdan çok sevgiyle hatırlamaya başlarız. Artık bu süre zarfında ölümü kabullenmişizdir, onu anmak mutluluk bile verir bize. Ama bazı insanlar matem duygusunu bir türlü aşamazlar. Üstünden yıllar bile geçse, sanki dün kaybetmiş gibi sevdiklerinin arkasından ağlarlar. Bu insanlar, ölen kişi sanki her an kapının arkasından çıkacakmış gibi hissederler. Sürekli onu düşünürler ve acı çekerler.
     Aşklar da böyledir. Çoğumuz aşk acımız ne kadar büyük olursa olsun, bir müddet sonra gerçeği kabullenip eski hayatımıza geri döneriz. Hatta biraz daha olgunlaşmış ve güçlenmiş olarak hayata yeniden başlayabiliriz. İşte bunu, takıntılı âşık bir türlü başaramaz.
     Burada önemli bir hususa dikkat çekmek isterim: Aslında takıntılı aşk, kişinin aşkının büyüklüğünden değil, kendi kişilik özelliklerinden kaynaklanır. İki türlü kişilik patolojisi olanlar takıntılı aşk yaşarlar.

     Sizin öyle bir takıntılı durumunuz var mı?
     Söyleşi bitmiştir, teşekkür ederim.

     Verdiğin bilgiler için çok teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir