Fazıl Hüsnü Dağlarca (Yeti’nin Ardında)
Fazıl Hüsnü Dağlarca (Yeti’nin Ardında)

Fazıl Hüsnü Dağlarca (Yeti’nin Ardında)

Sen Yeti, karadam,
Himalayaların mağaralarında buz.
Ta ilk yaratıklarla yaşıyorsun,
Buzul soluğunu. 

Türkün ne, belki gök sesi,
Gezegenlerden gezegenlere uzun.
Sustuğun ne,
Donduğu belki çağların oralarda. 

Doğanın doğum ölçüleriyle ip iri,
Karanlığa yaslandığın yerlerde baş, omuz.
Öyle öncesin ki yok gibisin,
Yeşilden bile önce. 

Yeşilin bile eksi, kaçmaktan kaçmaktan,
Kurdun kuşun bile eksi.
Doruklarında sonsuz uyanıklığın bir öte ışık,
Gidişirken kara yoldaşlığıyla kıllar sırt üzre. 

Hem de ölümsüzlüğün ta içindesin
Sevinir seninle çevrendekiler
Beşikten gömüte dek,
Bir sensin Tanrı olmadan kalıcı. 

Hem de ölümsüzlüğün ta içindesin Yeti,
Yüzyıllarla yüzyıllarla yüzyıllarla boş.
Ağırlığın katılır hep,
Yeryüzü ağırlığına, etle kan. 

Yeti, kocaman ayak izlerinden belli,
Daha gittiğin.
Belli kocaman ellerinden,
Daha tuttuğun. 

İlkel bir düzeyde anan baban su,
Anan baban suyun binlerce kez üşüdüğü, bir uzak.
Parlar korkun ak uzanılarda
Bıraktığın korkunç oyuklardan. 

Yeti, öyle kopmuşsun ki
Soylardan, anlamlardan, sıcaklıklardan,
Yaklaşamaz sana artık
Dört milyar kişi, netse neylese. 

Her gün her gece,
Yaşıyorum Yeti
Çırılçıplak,
Senin evren yalnızlığını.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir