İstanbul’un Antika Cenneti – ÇUKURCUMA

İ

     Beyoğlu, hem İstanbul’un bir özeti hem de ayrı bir şehir gibidir. İstiklâl Caddesi’nin dışında kalan arka yüzü ise daha farklıdır. Tophane üzerinden Beyoğlu’na çıkacak olursanız, en kestirme yol Boğazkesen’den geçerek olur. İstanbul’un fethi sırasında gemiler Haliç’e, buradan döşenen yağlı kızaklar üzerinden insan ve hayvan gücüyle bir gecede aşılarak, Kasımpaşa’ya indirildiği için Boğazkesen adını almıştır. Bu cadde ile Altıpatlar Sokağı arasında uzanan Çukurcuma’nın adının kökeni hakkında birçok rivayet var. Bunlardan en kuvvetli olasılık, fetih sırasında Fatih’in askerlerle birlikte, açık havada Cuma namazını kıldığı yer olmasından dolayı aldığıdır. Çukurcuma’daki eserler arasında bilinen ilk caminin Şeyhülislam Muhiddin Molla Fenari tarafından, Mimar Sinan’a 1540’lı yıllarda yaptırıldığı bilinmektedir. Sinan’ın ünlü eseri Tezkiretül Bünyan’da, Muhiddin Çelebi Camii adıyla geçer. Fakat bu cami, şehri zaman zaman kasıp kavuran yangınlardan birine kurban gitmiş, bu dönemden sadece taş duvarlar kalmıştır. Taş duvarların büyük bir kısmı kalmakla birlikte, bugün de ahşap yapının gövdesi ve çatısı 19. yüzyıla aittir. Caminin karşısında, Çukurcuma Çeşmesi de denilen Ömer Ağa çeşmesi bulunur. Bu çeşme, şehrin su ihtiyacının karşılanması için bentler yaptıran I. Mahmut’un hazinedarlarından Ömer Ağa tarafından inşa ettirilmiştir.
     Çukurcuma’nın bugün hâlâ kullanılan ve tarihi özelliği olan iki hamamı da vardır. Mahalle hamamı olarak inşa edilen bu hamamlar, ancak Nakşidil Valide Sultan hayratı olarak 1830’lu yıllarda Beyoğlu’na su borularının döşenmesinden sonra yapılmıştır. Bu hamamlardan caminin karşısında yer alana daha önceleri Sürahi Hamamı denilirken, bugün Süreyya Hamamı deniliyor. Boğazkesen’e yakın olan ise Çukurcuma Bostancıbaşı Hamamı olarak bilinir.
     Taksim-Beyoğlu-Tophane üçgeninin ortasında bulunan Çukurcuma, dışa kapalı, kendi halinde, Beyoğlu’nun kozmopolit yapısına benzer bir özelliğe sahipti. Bu kozmopolitliğin temel öğelerinden olan azınlıklar, yani Rum, Ermeni ve Yahudiler artık yok. Çukurcuma’nın bugün popüler olmasının nedeni ulaşım kolaylığı ya da tarihi birkaç yapıyı barındırması değil. İnsanlar buraya genellikle antika olarak adlandırılan bakır, dokuma, kitap, resim, plak, gramafon, ahşap ya da taş işçilik taşıyan eski eserleri satın almaya, gücü yetmeyecek olursa, görmüş olmak için geliyorlar. Bu yüzyılın başında da her hafta kurulan antika pazarıyla ünlü semtte, “bitpazarına nur yağması” üzerine yeniden 10 yıllık bir sürede büyük bir canlılık yaşanıyor. Sağlı sollu çok sayıda antikacıda, 30-40 yıllık olandan yüzlerce yıllık olana kadar, sadece ülkemizde değil Uzakdoğu’dan bile eski eserler bulmak mümkün. Üstelik yapacağınız pazarlıkla oldukça makul bir fiyata herhangi bir malı alabilirsiniz. Son yıllarda görülen evlerde “Şark Odası” yapmak için her türden eşya bulmak mümkün. Özellikle üniversiteli genç kesim bu konuyla daha çok ilgili.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz