Fareli Köyün Kavalcısı
Fareli Köyün Kavalcısı

Fareli Köyün Kavalcısı

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Evvel zaman içinde, ülkenin kuzeyinde küçük bir köy varmış. Köy halkı mutluluk içinde yaşarmış. Günlerden bir gün köyün bütün evlerine fareler dadanmış. Binlerce fare köyün sokaklarında, evlerde, kilerlerde dolaşıyorlarmış. Yatak odasına gitseler, mutfağa girseler farelerden geçilmiyormuş. Ne bulurlarsa yiyorlarmış. Halk ne yapacağını şaşırıp kalmış. Köy muhtarından bu işe bir çare bulmasını istemişler. Muhtarın da elinden bir şey gelmiyormuş. Böylelikle köyün adı da ‘fareli köy’e çıkmış. Halk ve özellikle köyün çocukları, bu pis yaratıklardan iyice bıkmışlar.
       Bir gün fareli köye bir çalgıcı gelmiş. Muhtara;
       “Eğer bana bir kese altın verirseniz, köyü farelerden temizlerim,” demiş.
       Bütün köy halkı bu habere sevinmişler. Aralarında hemen çalgıcının istediği bir kese altını toparlamışlar ve muhtara teslim etmişler. Halkın tek istediği bu farelerden bir an evvel kurtulmakmış.
       Çalgıcı isteğinin kabul edildiğini öğrenince başlamış kavalını çalmaya. Kavaldan öyle tatlı, öyle güzel sesler çıkıyormuş ki, fareler saklandıkları yerlerden akın akın çıkarak çalgıcının yanına koşuyorlarmış. Kısa bir süre sonra çalgıcının etrafı binlerce fare ile dolmuş. Köydeki bütün farelerin toplanmasının ardından çalgıcı yürümeye başlamış. Köye gelirken gördüğü dereye doğru yürüyorlarmış. Çalgıcı önde kavalını üflüyor, fareler peşinden geliyormuş. Çalgıcı dere kenarına geldiğinde suyun içine yürümüş. Derede o kadar çok su ve akıntı varmış ki, çalgıcı bile karşı kıyıya zor geçmiş. Fareler de peşinden gelmek isteyince, dereye düşen fare suda boğulup ölmüş. Bütün fareler ölünceye kadar çalgıcı kavalını öttürmeye devam etmiş. Çalgıcı bütün farelerin öldüğünü görünce, ödülü olan bir kese altını almak için hemen köye geri dönmüş.
       Fareleri yok eden başarısından sevinç duyduğu için, emin adımlarla yürüyormuş. Sonunda köye varınca; “Bir kese altınımı alırım. Bu altınlarla şehre gider, işimi kurarım. Ben de zengin insanlar arasına katılır ve rahat yaşamaya başlarım,” diye düşünüyormuş. Bu düşüncelerle muhtarın yanına varan çalgıcı muhtardan ödülünü istemiş. Ancak muhtar oyunbozanlık yapmış: “Nasıl olsa farelerden kurtulduk, bir kese altını vermesem de olur,” diye düşünmüş. Çalgıcıya çeşitli nedenler göstererek altınlarını vermemiş.
       Çalgıcı kandırıldığını anlayınca;
       “Ben size bir oyun oynayayım da görün,” demiş ve başlamış kavalını yeniden çalmaya. Bu kez nağmeler farklıymış.
       Kavalın sesini duyan bütün çocuklar çalgıcının yanına koşmuş. Çalgıcı hem kavalını üflüyor, hem de yürüyormuş. Köyün bütün çocukları da kavalcının peşinden gitmişler; kimse engel olamamış. Köyde hiç çocuk kalmadığından, anneler babalar kara kara düşünmeye, çocuklarının başına kötü bir şeylerin geleceğinden korkmaya başlamışlar.
       Köylüler muhtara gidip;
       “Ne yapacağız, ne edeceğiz? Sen çalgıcının hakkı olan bir kese altını vermeliydin. Bak şimdi çocuklarımızı aldı götürdü!” demişler.
       Kavalcı kızgın kızgın, peşinde çocuklar olduğu halde ormana varmışlar. Ormanda bir ağacın altında dinlenirken aklına tekrar muhtara gitmek altınlarını bir daha istemek gelmiş. O sırada telaşla yerinden kalkınca kavalını almayı unutmuş. Sihirli kavalı bulan bir çocuk, arkadaşlarının yanına gelmesi için başlamış çalmaya. Kavalın sesini duyan çocuklar hemen ormanda toplanmışlar ve hemen köye, annelerinin babalarının yanına dönmeyi düşünmüşler. Kavalı bulan çocuk köyün yolunu biliyormuş. Çocuk önde diğerleri arkada köye geri dönmüşler. Anneleri, babaları çok sevinmişler. Şenlikler düzenlemişler. Kırk gün kırk gece bayram yapmışlar.
       Elbette bu arada köylüler, muhtarı azarlamayı da unutmamışlar ve çalgıcının hakkını vermesini söylemişler. Bir kese altını alan çalgıcı da hayallerini gerçekleştirmek için memnun bir şekilde köyden ayrılmış…

(Alman Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir