Müzik Psikolojisi

M

     Duygularımız müzikle şekillenebiliyor. Öyle ki sinirlerimiz gerildiğinde hafif bir melodi bizleri rahatlatabiliyor. Ya da alışveriş merkezlerinde çalan tempolu müzik satın alma potansiyelimizi arttırabiliyor. Kimi zaman da müzik bizleri romantizme sürüklüyor ya da sabahlara kadar dans edebilecek enerjiyi veriyor. Hani derler ya hep “Müzik ruhun gıdasıdır!” diye, psikolojinin öz Türkçedeki karşılığının da “ruhbilim” olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda müziğin, psikolojinin çalışma alanlarından biri oluşu çok da şaşırtıcı değil. Ancak müzik psikolojisi olarak geçen bu çalışma alanının konuları düşünebileceğimizden çok daha geniş.
     Müzik psikolojisi, müzik dinlerken işleyişe geçen beyin bölgelerini, müzisyenlerle normal dinleyici grubu arasındaki zihinsel bazı benzerlik ve farklılıkları, dans ve ritim arasındaki bağlantıyı çeşitli yöntemler yardımıyla araştıran bir bilim alanı. Bu alanın kökeni ise, Antik Yunan ve Çin’deki düşünür ve müzisyenlerin müzik aletleri üzerindeki deneyimlerine uzanıyor. Örneğin, Aristoksenus’un M.Ö. 300’lerde “Yalnızca kulakta toplanan sesler değil, dinleyicinin zihninde neler olup bittiği de araştırılmalı” dediği bilinmekte. Bu bağlamda bugün bilim insanları yalnızca duyabileceğimiz en alçak ya da ayırt edebileceğimiz en yüksek ses perdeleri gibi salt biyolojik sorunlar üzerinde değil, melodi ya da ritimleri aklımızda tutabilmek için gereken dikkat ögelerini, doğanın kendi musikisinden bugüne müziğin evrimini, kısacası bilişsel ve algısal seviyede daha nice konuyu da birlikte çalışıyor.
     Bu alandaki son çalışmalardan biri; herhangi bir dinleyici, minör ya da majör dizi ile çalınan (Dizi, genel bir kurala bağlı kalarak seslerin yükseklik derecelerine göre sıralanışıdır. Tam ve yarım ses aralıklarının farklı sıralanışı, majör ya da minör serileri oluşturur) iki beste arasındaki farkı anlayabilir mi?
     Amerika’daki Bucknell Üniversitesi’nde yürütülmüş bu araştırmada, biri normal dinleyiciler, diğeri de eğitimli müzisyenler olmak üzere iki deney grubu kullanılmış. Katılımcılara sırayla biri majör diğeri minör diziyle çalınmış iki ezgi dinletilerek hangisinin majörle çalındığını belirtmeleri istenmiş. Elbette ki tahmin edebileceğiniz üzere müzisyenler bu ayrımı yapabilirken, diğer grup başarısız olmuş. Ancak ne zaman ki normal dinleyicilere majör diziyle çalınan ezgilerin daha “mutlu”, minör diziyle çalınanlarınsa daha “üzgün” hisler uyandırdığı bildirildiğinde iki grup arasındaki fark büyük ölçüde kapanmış.
     Bizler de bu iki anahtarın uyandırdığı duygusal farkı küçük bir deneyle sınayabiliriz. Tek yapmamız gereken, yalnızca klasik müzik tarihinden bir minör ve bir de majör sonat (giriş, geliş ve sonuç bölümleri içeren, klasik dönemden günümüze değin varlığını sürdürmüş müzikal bir biçimdir) dinlemek ve üzerimizdeki şaşırtıcı etkileri algılamak.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz