Hayatın Gerçekleri (2)

H

* Hindistan’ın Lahor şehrinde yaşayan bir fakir, üzerinde 300 kilodan daha ağır bir elbise taşıyordu. Aslen Müslüman olan bu adam, pek genç yaşta iken zincir biriktirmeye alışmış ve eline geçen zincirleri üstündekilere eklemeye başlamıştı. Öldüğü zaman üzerindeki zincirlerin ağırlığı 335 kiloyu buluyordu.
* 1795 yılında, Zuyder Zee’nin donmasıyla buzların arasında sıkışıp kalan Hollanda donanması, Pichegru’nun idaresinde buzların üstünde ilerleyen Fransız süvarileri tarafından ele geçirilmişti. Bunun neticesinde Hollanda, Fransa’nın müttefiki olmak zorunda kalmıştı.
* Londra’nın birkaç mil ötesindeki Watford kasabasında gayet dikkate değer bir mezar vardır. Rivayete göre1800 tarihinde ölen Ben Wangford adlı bir bahriye subayı, elinde bir incir olduğu halde buraya gömülmüştür. Zamanla bu incirin kök salmasıyla meydana gelen incir ağacı büyüyünce Wangford’un mezar taşını parçalamıştır. Ahirete inanmayan Ben Wangford, ölünce elinde kök salabilecek ve mezarını parçalayabilecek bir şeyle gömülmeyi vasiyet etmişti. Wangford’un mezarı, onun söylediği şekilde parçalandığı takdirde, arkadaşları, öbür dünya hakkında düşüncelerinin doğru olmadığını anlayacaklardı.
* Bir falcı, Yunanlı Kalsas’a öleceği tarihi bildirmişti. O gün gelip de ölmediğini gören Kalsas kahkaha ile gülmeye başlamış ve katılarak ölmüştü.
* Guatemala’daki bir çeşmeden, hava ile temas edince pıhtılaşan kırmızı renkte bir su akmaktadır.
* Dünyanın en garip kuşu, Yeni Zelanda da yaşayan ve çıkardığı sesten dolayı kendisine kiwi-kiwi adı da verilen apteryx’tir. Sayısı gitgide azalan bu kuş, çalıların arasında yaşar ve gündüzün gizlenir. Tavuktan daha büyük olan kiwi-kiwi ayaklarının yapısı sayesinde gayet süratli hareket eder. Türlü böcekler ve bilhassa, ayağıyla yere vurmak suretiyle cezbettiği solucanları yemek suretiyle geçinir.
* Güney Amerika denizlerindeki adalarda yetişen bir ağaç, üzerindeki istiridyelerden dolayı İstiridye Ağacı adını taşımaktadır. Med zamanlarında, bu sahillerde çok bol olan istiridyeler, tuzlu suda yetişen nadir ağaçlardan olan Mangrove ağaçlarına yapışmaktadır. Cezir zamanlarında mangrove ağaçları, üzerlerindeki istiridyeler dolayısiyle çok garip manzara arz etmektedir.
* Bombay civarında bir ordugâhta bulunan genç bir İngiliz subayı, bir Hintlinin hayret verici bir marifetine şahit olmuştur. Hintli, büyükçe bir örtünün üzerine ağır bir piton yılanı koyduktan sonra örtünün dört ucuna uzunca bir ip bağladı. İpin iki ucuna da iki küçük kurşun kap taktı. Bundan sonra iki kabı gözlerinin üstüne koydu ve göz kapaklarını sıkı sıkı kapadı. Hintli, göz kapaklarının kuvveti ve gözlerinin emici hassası sayesinde, ağır torbayı kaldırabildi.
* Molla İsmail tam 57 yıl Fas’ı idare etmiştir. Eski İslam geleneğine göre müteaddit defa evlenen Molla İsmail, çocuklarının fazlalığı dolayısıyla, memleketin babası olmaya hak kazanmıştır. 1727’de öldüğü zaman geriye, 548 erkek, 340 kız, toplam 888 çocuk bırakmıştır.
* 8 Eylül 1900 tarihinde patlak veren bir kasırga, Teksas hükümetinin Galveston şehrinde gömülü olan artist Coghlan’ın tabutunu denize sürüklemişti. Boş yere babasının tabutunu arayan Bayan Gertrude Coghlan Pyton, Evening Post gazetesinin 15 Eylül tarihli nüshasında şu satırları okudu:
    “İster inanın ister inanmayın, 1899’da ölen ve Galveston’da gömülü bulunan Charles Coghlan’ın tabutu, 8 Eylül kasırgasının meydana getirdiği seller tarafından denize sürüklenmiştir. Gulf-Stream akıntısı tabutu, Florida sahili boyunca 2000 mil ötede Coghlan’ın doğduğu yer olan Prens Edward Adası’na götürmüştür.”
    Yapılan tahkikat neticesinde, Coghlan’ın tabutunun hakikaten Prens Edward Adası’ndaki bir köprünün yanında bulunduğu anlaşılmıştır.
* 5. Rama diye bilinen Siyam Kralı Chulalongkorn’un 3000 karısı ve 370 de çocuğu vardı. Çocuklarının 134’ü erkek, 236’sı kızdı. 5. Rama, 1910 yılında öldü.
* Yıldızlar hiçbir zaman kaybolmazlar, fakat gündüzün onları çıplak gözle görmek mümkün değildir. Baden Grand Düklüğü tahtının varisi olan Kaspar Hanser, daha çocukluğunda kaçırılmış ve tam on sekiz yıl ışıksız bir zindana hapsedilmiştir. Kaspar Hanser ışığı, ilk olarak zindandan çıktıktan sonra gördü. Bir delikanlı olmasına rağmen aklî durumu 2 yaşında bir çocuğunki kadardı. Hiçbir alet kullanmaksızın, gündüzün gökteki yıldızları görebilirdi.
* Fransa’nın Tourcoing şehrinde oturan Clement ailesinin bir çocuğu 1793’te alnının ortasında olan tek bir gözle dünyaya gelmişti. Başka her şeyi normal olan bu çocuk 15 yaşına kadar yaşamıştır.
* Çin’in Yu-Tin şehrinde doğan Hsich Hsuan’ın (1389-1464) elleri tamamıyla şeffaftı. Dolayısıyla bu adamın kemikleri ve uzuvları dışarıdan görülebiliyordu. Okumayı çok seven Hsich, yüksek bir ilim payesine erişti. Hükümet hizmetine girdi, fakat bir rüşvet meselesine adı karıştığından idama mahkûm edildi. Hapishanede kaldığı müddetçe okumaya devam etti. İdama götürüldüğü sırada bile kitap okuyordu. Hsich, son dakikada idamdan kurtuldu. Kıymetini anlayan Çinliler, 1572’de hatırasına hürmeten Konfiçyus mabedine bir levha astılar.
* New York hükümetinin batı kısmında yengeç ayaklı bir kabile yaşardı. Yapılan araştırmalara göre sayısı 184’ü bulan yengeç ayaklıların ekseriyetinin kumarbaz, alkolik ve düşük ahlaklı olduğu tespit edilmiştir. 1800 yılında bir İngiliz kadını NewYork hükümetinin batı kısmına gelerek orada yerleşmişti. Sonraları evlenen bu kadının oğlu da yengeç ayaklı olarak dünyaya gelmiştir. Yapılan araştırmalar neticesinde yengeç ayaklı olmak vasfının sadece ailenin erkekleri tarafından tevarüs edildiği ve kadınlara geçmediği görülmüştür.
    Yengeç ayaklılar, fazla zeki olmamakla beraber, usta bir işçi veya makinist olabiliyorlardı. Hallerine fazla üzülmediklerinden fotoğraflarının çekilmesine de müsaade etmekteydiler.
* Bidault adlı bir Fransız köylüsünün iki burunlu bir çocuğu dünyaya gelmiştir.
* Japonya’nın Gijon şehrinde oturan Bossant ailesinin 150 seneden beri kız çocuğu olmamaktadır. Oldukça geniş olan bu ailenin bilinmeyen bir nedenden dolayı kız çocuğu doğmamaktadır.
* 1684’te ölen New York’un Ezeciel Eads kasabasında bir adam kulaksız olarak doğmuştu. Başının iki yanında ne bir kulak izi ne de bir delik vardı. Bu adam, ağzı vasıtasıyla söylenenleri duyduğu için daima ağzı açık olarak gezerdi.
* Napolili Joseph de Main’in iki kalbi vardı. Bu adam, vücudunu İngiliz Tıp Akademisi’ne 3 bin dolar karşılığında satmıştır.
* İngiliz generallerinden Towsend, kalbinin atışını kontrol altında bulundurur ve istediği zaman da kalbini büsbütün durdurabilirdi. Zamanının tanınmış doktorlarından Chayne ve Bayard, bu garip hadiseye bizzat şahit olmuşlardır. Towsend, kalıbını yarım saat müddetle durdurduğu tarihten sekiz gün sonra ölmüştür.
* 1829’da İngiltere’de doğan ve normal bir anne babanın çocuğ3u olan Charles Chaslesworth, dört yaşında buluğa ermiş ve bıyık bırakmış; yedi yaşında da, gayet yaşlı bir ihtiyar halinde kalp sektesinden ölmüştür.
* Polonya’daki Czorekou şehrinde oturan Reb Frommer, 30 yıl tek bir kelime konuşmadan yaşamıştır. Bir hiddet anında, Frommer, yeni evlenmiş olduğu karısına inkizar etmiş ve karısı da bir müddet sonra ölmüştür. Ettiği inkizarın karısının ölümüne sebep olduğunu sanan Frommer, kendi kendini otuz yıl müddetince tek bir kelime söylememeye mahkûm etmiştir.
* Hindistan’daki Hanuman mabedinin başrahibi olan cücenin saçları çok uzunmuş. 95 santim boyunda olan bu cücenin saçları 239 santim uzunluğundaymış.
* Violetta adlı kadın, 100 yıl kadar önce Almanya’da kolsuz ve bacaksız olarak doğmuştu. Normal bir ailenin çocuğu olan Violetta, başka bakımlardan tamamıyla normaldi. Gayet iyi huylu ve son derece zeki idi. Violetta her işini, başkalarının yardımına muhtaç olmaksızın mükemmel bir şekilde başarabilmekteydi. Kendi kendine yürür, giyinir, saçlarını tarar ve hatta dikiş dikerdi.
* Almanya’nın, geçen asırda yaşamış tanınmış kadın doktorlarından Gottlob’nun bildirdiğine göre, Prusyalı bir köylünün karısı olan Sophie Bunnen, 16 ayda 11 çocuk doğurmuştur. Çocukları altız ve beşizdi. Yine Tobolsk’lu Magdalena Strumarczuk’un göğüsleri sırtındaydı. Fakat üç çocuk annesi olan bu kadın, çocuklarını normal olarak büyütebilmişti.
* Güney Amerika’nın El Gran Chaco bölgesinde oturan balıkçılar, balık tutmak için olta yerine kazma kürek kullanırlar. Bunun sebebi de, eti çok makbul olan Ophio-cephalous adlı balıkların suda yaşayacakları yerde kendilerini çamurların içine gömmeleridir.
* Afrika’nın kuzey doğusundaki Tacura nehri, Tacura koyundan doğar ve karanın iç kısımlarına doğru akarak Assol gölüne dökülür.
* Portekiz Kralı I. Pedro’nun karısı Inez de Castro öldükten sonra kraliçe olmuştur. Bu kadın, oğlunun başka biriyle evlenmesini isteyen kayınpederi tarafından öldürülmüştür. Üç sene sonra I. Pedro kral olunca, karısının cesedini mezarından çıkarmış, muhteşem bir tahta oturtmuş ve onu Portekiz kraliçesi ilan etmiştir. Halk, başında taç taşıyan iskeleti hakiki bir kraliçe imiş gibi selamlamıştır.
* Almanya’nın Noebdenitz köyünde asırlardan beri muhteşem bir meşe ağacı vardır. Almanya’nın romantik şairi Hans Wilhelm von Thümmel, bu ağacın içinde gömülüdür.
    Von Thümmel, çok beğendiği bu ağacın, kendisine mezar vazifesini görmesini vasiyet etmişti. 1 Mart 1824’te ölen şairin cesedi, keten bir kefene sarılmış olarak ağacın ortasındaki dar bir oyuğa yerleştirildi. Von Thümmel, yaklaşık 200 seneden beri bu canlı mezardadır. Yavaş yavaş büyüyen yaşlı meşe ağacı, ortasındaki oyuğu da örtmüştür.
* Bir kadını çakı ile öldürdüğünden dolayı idama mahkûm edilen aslen Polonyalı William Kogut, San Quentin hapishanesinde ölümü bekliyordu. Aklına darağacı geldikçe korkudan titreyen Kogut, kurtulma çareleri aramaya başladı. Birden aklına bir şey geldi. Cebinden boş bir boru ve bir deste poker kâğıdı çıkardı. Oyun kâğıtlarının kırmızı renkteki kısımlarını keserek ufaladı. Sonra bu küçük kâğıt parçalarını iyice ıslattı ve ıslak kâğıtları boş borunun içine doldurdu. Nihayet Kogut, bir süpürge sopasının yardımıyla borunun içindeki kâğıtları, aralarında hava kalmayacak şekilde sıkıştırdı.
    Kurnaz mahkûm, oyun kâğıtlarının aynı zamanda tri-nitro selüloz adlı infilak edici bir maddenin yapıldığı selülozdan mamûl olduğunu biliyordu.
    Artık bomba hazırdı. Kogut, onu küçük petrol lambasının alevine tuttu. Bir müddet sonra boru adamakıllı kızdı. Kogut, başını borunun üzerine eğdi. Bu vaziyette ne kadar beklediğini Allah bilir.
    Şafak sökerken şiddetli bir infilak, hapishane duvarlarını sarstı. Gardiyanlar harap olmuş1651 numaralı hücrenin önünde durakladılar. Hücrenin duvarlarından kanlar sızıyordu. William Kogut, celladın elinden kurtulmuştu.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz