Halk Avcısı (5)

H

       Tüccarlar, Jeremie’nin kulübesinde yaptıkları toplantıda, söz konusu duruma nasıl bir çare bulacaklarını tartışıyorlardı. Konuşmanın sonuna doğru, Peter Gee söz alarak görüşünü açıkladı:
       “Durum bütün açıklığıyla ortada! Cornelius Deasy, neredeyse tüm madeni paraları toplamış bulunuyor. Kralı şimdilik, gemilerden temin ettiği ardıç içkisiyle uyutuyor, ama ilk fırsatta paralarla birlikte kaçacak; evet, ya sizin ya da benim gemime binerek tabanları yağlayacak!”
       Jeremie, konuşulanları can kulağıyla dinliyordu. Bir ara, gözlüklerini silmeyi bırakarak, söze o da karıştı:
       “İğrenç bir herif bu Cornelius! Düzenbazın, halk avcısının biri! Ah… Ah! Bu herifi ölü bir domuzla eşek sudan gelinceye kadar dövmeli. Tam ona göre bir domuz bulmalı; özel olarak öldürülmüş bir domuz… Sonra, yer misin yemez misin girişmeli…”
       Grief;
       “Hay aklınla bin yaşa emi, Jeremie!” dedi. “İyi düşündün bunu. Tamam… Onun cezası ölü bir domuzla dövülmek olacak. Eğer bu görev sana verilirse Jeremie, hiç şaşmam. Şu anda Kral Toui-Toulifau, kayık hangarından alınan benim viski sandıklarımdan birini bitirmeye çalışıyordur. Hazır böyle bir fırsat çıkmışken, ben de saraya kadar uzanıp Kraliçe Sepeli ile biraz sohbet edeyim bari. Bu arada sen de, ambardan biraz mal çıkar ve dükkânın raflarını doldur. Hawkins, sen de bizim ambardan ödünç mal al ve aynı şeyi yap. Peter, sen de Alman mağazasına git. Zaman kaybetmeden işe girişin. Unutmayın… Kâğıt para ile satış yapacaksınız. Korkmayın, zararınızı ben karşılayacağım. Her şey planladığım gibi giderse, üç gün içinde ya Büyük Meclis toplanacak, ya da ayaklanma patlak verecektir. Jeremie, senin yapman gereken bir iş daha var: Adanın her tarafına, balıkçılara, çiftçilere, hatta yaban keçisi avcılarına varıncaya dek herkese haber ver; bugünden tezi yok üç gün içinde saray bahçesinde toplansınlar.”
       Jeremie, kaygı içinde sordu:
       “Peki, ya askerleri ne yapacağız?”
       “Sen benim dediğimi yap, üst tarafına karışma. Askerlerin iki aydır maaş alamadıklarını öğrendim. Hem Ouliami, Kraliçe Sepeli’nin kardeşi. Raflara ilk elde fazla mal dizmeyin. Sakın unutmayın; askerler kâğıt paralarla alışveriş etmek isterlerse, onlara mal vermeyecek ve satışı keseceksiniz, tamam mı?”
       Jeremie;
       “İyi ama o zaman da dükkânları ateşe verirler,” diye sızlandı.
       “Olsun… Bırak versinler. Biz de zararı, Toui-Toulifau’ya ödetiriz.”
       Willie Smee;
       “Acaba benim gömleğin parasını da öder mi dersiniz?” diye sordu.
       Grief;
       “Bu sorun, seninle Toui-Toulifau arasında özel bir sorun; kafa kafaya verip işi tatlıya bağlarsınız artık,” diye takıldı.
       Ambar şefi, ağlamaklı bir sesle;
       “Omuzlarından patlamaya başlamıştı bile,” diye inledi. “Sırtına geçirdikten beş dakika sonra gördüm. Hay görmez olaydım! Zavallı gömleğim; az buz değil, tam otuz şilin saymıştım o gömleğe. İşin kötüsü, siz de biliyorsunuz ya, topu topu iki saatçik giyebildim. Kısmete bak kısmete!”
       Jeremie;
       “Bana ölü bir domuz gerek,” dedi. “Nereden bulabilirim acaba?”
       Grief;
       “Seninkisi de laf yani,” dedi. “Öldürüver bir tane olsun bitsin. Senin yavrulardan birini öldürüver!”
       “İyi de, en küçük domuz fiyatı bile on şilindir.”
       “Olsun… Sen de deftere geçirirsin.”
       Bir an için düşündü Grief:
       “Eğer domuzun iyice kaskatı kesilmesini istiyorsan, onu hemen öldürmelisin. Acele etsen fena olmaz.”

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz