Halk Avcısı (6)
Halk Avcısı (6)

Halk Avcısı (6)

       Kraliçe Sepeli;
       “Yerden göğe kadar haklısın, David,” dedi. “Bu Foulouali denen adam, adamıza ayak bastı basalı ortalık tımarhaneye döndü; rezillik aldı götürdü. Kral, ardıç içkisinin küpüne düştü; hiç ayık gezmiyor. Ama eğer Büyük Meclis’in toplanmasını emretmezse, ben yapacağımı bilirim. Ona öyle bir dayak atarım ki, doğup doğacağına bin pişman olur. İçki şişelerinin başına dikildiğinde dut gibi olur, ayakta duracak hali kalmaz; işte o zaman onu ıslatmak benim için çocuk oyuncağı olur.”
       Kraliçe yumruklarını sıktı. Kadının bu amazon hali ve yüzündeki öfke, Grief’in zihnindeki tüm şüpheleri aldı götürdü; Kral istese de, istemese de Büyük Meclis toplanacaktı.
       Fitou-İva dili, Samoa diliyle çok benzeştiğinden, Grief bu dili anadili gibi konuşuyordu. Kraliçenin yanında dikilen Ouliami’ye dönerek;
       “Ouliami,” dedi. “Askerlerin maaşlarını istediklerini, ancak Foulouali’nin verdiği kâğıt paraları almak istemediklerini söylüyordun. Şimdi git ve askerlerin bu parayı kabul etmelerini sağla, aylıklar yarın dağıtılsın.”
       Ouliami, pek istekli değildi:
       “Neden üzüyorsunuz tatlı canınızı?” diye karşı çıktı. “Gül gibi geçinip gidiyoruz işte. Herkes hoşnut yaşamından! Kral içki içtikçe zevkten dört köşe oluyor, yakındığı filan yok ki. Hazinemiz ise tıka basa parayla dolu. Eee… Tanrıya şükür, benim de keyfime diyecek yok. Evimde Hawkins’in dükkânından gelme iki sandık dolusu ardıç içkisi ile bir yığın öteberi var…”
       Kraliçe Sepeli dayanamayıp açtı ağzını yumdu gözünü:
       “A benim kardeşim olacak dangalak domuz! David, senin o kalın kafana dank etsin diye ne zamandır çene patlatıyor. Kulakların sağır mı oldu yoksa? Yarın öbür gün, elindeki öteberi bitecek, bütün içkilerin dibine darı ekeceksin. İşte o zaman, sana yeni mal sağlayacak olan tüccarlar, artık adanın semtine bile uğramaz olacak. Ve en önemlisi, Güneş Tüyleri, Fitou-İva’nın tüm parasını torbalara doldurup soluğu Levuka’da alacak. O zaman ne yapacaksın? Şimdi kulaklarını aç ta beni iyi dinle: Para dediğin ya gümüş ya da altın olur. Kâğıt ise sadece kâğıttır; beş para etmez. İş işten geçmeden aklını başına topla. Halk zaten homurdanmaya başladı; her yerde kıtlık belirtileri var. Sarayda bile balık yüzüne hasret kaldık. Tatlı patatesler, sanki yerin yedi kat dibine ekilmiş olmalı; onları da unutmaya başladık. Dağlılar, bir haftadır tek bir yaban keçisi bile göndermedi. Gerçi Güneş Tüyleri, tüccarları koprayı eski fiyattan almaya zorluyor ama hangi çiftçi malını o fiyattan satmaya razı oluyor? Evet, yanaşmıyorlar… Ama neden? O kâğıt paralardan almak istemiyorlar da ondan! Mallarının karşılığında madeni para istiyorlar; kâğıt parçası değil! Daha bugün, yumurta almaları için en azından yirmi eve adamlar gönderdim; ama hepsi eli boş döndü, bir tek yumurta bile alamadan. Yumurta kalmamışmış! Güneş Tüyleri tavukları da mı büyüledi yoksa? Buna pek aklım ermez. Sadece şu gerçeği biliyor ve söylüyorum ki, askerleri gönderip ortalığı didik didik etsen bile, tek bir yumurta bulamazsın. Yine yatıp kalkıp şükretmemiz gerek; çünkü bu ayyaş ordusu, ya maazallah içtikleri içki kadar yemek yemeye kalksalardı, o zaman halimiz ne olurdu? Açlıktan kırılıp giderdik. Haydi, durma, aylıklarını kâğıt para olarak almaları için askerlerine derhal emir ver! Hadi diyorum, çabuk ol!”
       Grief, saraydan ayrılmadan önce son bir açıklamada daha bulundu:
       “Şunu unutmayın; dükkânlarda satış yapılacak, ama askerler kâğıt parayla geldiklerinde satışa son verilecek. O kâğıtların geçersiz olduğu söylenecek. Üç gün sonra da Büyük Meclis toplanacak ve Güneş Tüyleri, toplantının sonunda ölü bir domuz gibi kaskatı kesilecek.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir