Taş Mercimek Tarlası (Bir Zile Efsanesi)
Taş Mercimek Tarlası (Bir Zile Efsanesi)

Taş Mercimek Tarlası (Bir Zile Efsanesi)

       Bir mesire yeri olan Ağbaba, Hüseyin Gazi Tepesi’nin eteklerinde yer alır. Zile’ye 4-5 km. uzaklıktadır. Burayı ziyarete gelenler mutlaka Hüseyin Gazi Tepesi’ne çıkıp, türbeyi ziyaret ederler ve hemen yanındaki tarladan mercimeğe benzer taşlar toplayarak; “Çocuklarımızı bize bağışla,” diye mercimek taşlarını tarlaya geri fırlatıp Tanrı’ya dua ederler. Çocuğu olmayan kadınların, bu taşlardan çocuğu olması için yuttuğu bile söylenir.
       Yıllar önce kalabalık bir akraba grubu ile Ağbaba’ya gitmiştik. Yenilip içildikten sonra Hüseyin Gazi Tepesi’ni ziyaret etmek için tepeye tırmanmaya hazırlandık. Taş ve kayalar arasında, kıvrılıp bükülen incecik bir patika yol dik ve yorucuydu. Tepeye vardığımızda hepimiz nefes nefese ve ter içindeydik. Türbeyi ziyaret ettik. Taş mercimek Tarlası dedikleri yere geçtik. Yere dikkatlice bakıldığında mercimek şeklinde yeşil taşlar görülüyordu. Ben merakla topladığım taşlara bakarak, yanımdaki teyzem kızına bakarak;
       “Mercimekler nasıl taş olmuş,” diye takıldığımda, teyzem kızı;
       “Bunun hikâyesini sen duymadın mı? Buralarda çok anlatılır, bilmiyorsan ben anlatayım,” diyerek oturdu. Bilenler bilmeyenler, hepimiz merakla çevresini aldık, anlatmaya başladı.
       “Ailesini çok seven Güllü isminde bir gelin varmış. Güllü fakirmiş, yoksulmuş, ama çok mutluymuş. Günün birinde Güllü’nün mutluluğu kocasının ölümüyle uçup gitmiş. Güllü Gelin, çaresiz bebeğini alıp anne ve üvey babasının evine gelmiş. Üvey babası geçim darlığı çeken, kötü kalpli bir kişiymiş. Güllü’yü eve almak istememiş, ama hasta anası; “Güllü’mü eve nasıl komazsın? Ev benim değil mi? Evimden Güllü’nün yerine sen çık git!” demiş. Üvey baba istemeye istemeye Güllü ve bebeğini eve almış, Güllü’yü evden çıkartmak için sinsice çareler aramaya başlamış.
       Hüseyin Gazi Tepesi’nde, uzak ve çıkışı zor olduğundan ekmediği bir tarlası varmış adamın. Bu tarlayı kazması için Güllü’ye bir kazma vermiş. Tarlaya göndermiş. Güllü çaresiz çocuğunu sırtına sarmış ve tepeye tırmanmış, tarlaya gelmiş.
       Bebeğini ziyaret duvarının kenarına yatırmış, toprağı kazmış kazmış… Dinlenmek ve bebeğe bakmak için kazmayı bırakmış. Hüseyin Gazi Türbesi’ne geçip Tanrı’ya el açmış:
       “Allah’ım yardım et bana, güç ver bana,” diye yalvarmış. Bu durum günlerce sürmüş. Tarla kazılmış, bakımsızlık, gıdasızlık ve soğuk çocuğun hasta olmasına sebep olmuş.
       Güllü Gelin, üvey babasına bebemi hekime götür, diye yalvarmış. Üvey baba kazma işini bitir mercimeği ekelim. Çocuğu götürürüm, demiş. Güllü yılmadan kazma işini bitirerek ümitle eve gelmiş. Mercimek ekme günü üvey baba da Güllü ile tarlaya gitmiş. Güllü Gelin iki elinde mercimek torbası, sırtında hasta yavrusuyla tırmanmış tepeye. Tarlaya vardıklarında Güllü türbenin içine, bir kenara yatırmış bebeğini. Üvey baba ile tarlayı ekmeye başlamışlar.
       Bir müddet sonra Güllü Gelin’in yüreğine bir ateş düşmüş. Çocuğuna bakmak için türbeye gelmiş ki, çocukta ne inilti ne de ses var. Güllü sarsmış bebesini, öpmüş koklamış… Ses çıkmamış bebekten. Bebesinin ölmüş olduğunu anlamış Güllücük. Öyle bir bağırmış ki, “Yavrum… Yavrum…” diye. Dağ taş sarsılmış. Hüseyin Gazi’nin kabrinden bir ses yükselmiş, o zaman:
       “Mercimeğin taş ola… Mercimeğin taş ola…” diye. Ve o anda tarlaya atılan tüm mercimek taş olmuş.
       İşte söylentiye göre ermiş kişi Hüseyin Gazi, Güllü Gelin’in feryatlarına dayanamamış. Kötü kalpli üvey babanın tarlaya ekilen tüm mercimeklerini taşa çevirmiş…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir