Kara Sevda
Kara Sevda

Kara Sevda

     Yanından küçücük bir derenin geçmekte olduğu, salkım söğüt ve ıhlamur ağaçları ile ayrı bir güzelliğe bürünmüş kır kahvesinin dip tarafındaki masadan kalkan genç bir çift, aşağılara doğru kıvrıla kıvrıla inen yola çıkıyorlar.
     Hafifçe esen rüzgârla havada uçuşan sarı yapraklar, etrafa yayılmakta.
     İlhami, pardösüsünün yakalarını kaldırmış, başı öne eğik, kafasının içinde çöreklenmiş birtakım sorunların ortasında bocalayıp durmakta.
     Türkan, İlhami’nin koluna girmiş, gözlerini ondan hiç ayırmadan kesik kesik konuşmasına devam ediyor.
     İlhami ile bir alışveriş esnasında tanıştılar. İlhami o gün, ne yaptı ne etti, arkadaşları arasında müşkülpesent diye tanınan Türkan’a yüksek ökçeli, şu anda ayağında bulunan ayakkabıları paketleyip eline tutuşturuverdi. Hem de öyle bir ustalıkla yaptı ki bu işi, parası ile birlikte gönlünü de alıverdi Türkan’ın…
     Neye uğradığını anlayamadan çıktı dükkândan kızcağız. İlhami’nin de ondan geri kalır tarafı yoktu doğrusu. O da, bu ani gelen yıldırım aşkı ile deli divane oldu. İki genç öylesine bağlandılar ki birbirlerine sormayın gitsin… Bir gün, birbirlerini görmeseler, çıldırma durumuna geliyorlardı üzüntülerinden. Doğrusu bu ya, bu bir aşk değil de düpedüz bir kara sevda idi kısaca…
     Hayattan, istikbalden, birçok şeyler bekleyip yarınları için büyük umutlar besliyorlardı. Ne güzel hayaller, ne tatlı umutlardı onlar…
     Ne yazık ki bu umutlar, tıpkı bugün yerlere dökülen sarı yapraklar gibi sararıp soluverdiler ansızın. Türkan’ın annesi diretiyordu. “Olmaz, bir tezgâhtar parçasına gül gibi, koynumda büyüttüğüm, biricik kızımı veremem doğrusu!” diyor da başka bir şey demiyordu.
     İlhami, o şeytanlara pabucu ters giydiren, cevval zekâlı İlhami, aciz durumda kalmış, her çareye başvurmuş fakat bir netice elde edememişti.
     Bugün, yeni bir plan tasarladılar birlikte. O da bir netice vermezse, sonunda ayrılık varsa… Bir gün o ipek saçlara aklar düşerse ne yapacaklardı? İşte onu henüz bilmiyorlardı…
     İnandıkları tek şey, bu hikâyenin… Sararıp solan, yerlere düşen, sarı yapraklarla, üzüntüden tel tel olan o ipek saçlara düşen aklarla bitmeyeceğidir…
     Şehrin evleri uzaktan görünmeye başlamıştı. İlhami, Türkan’ın ellerinden tutup gözlerinin içine doğru büyük bir sevgi ile tekrar tekrar baktı. “Korkma yavrucuğum… Bu hikâye burada değil, ancak kara toprakta biter!” diyerek bu sözlerini teyit eden, en tatlı, en tılsımlı bir öpücüğü, Türkan’ın alev alev yanan o güzel dudakları üzerine konduruverdi. Sonra da Türkan’ın koluna girdi.
     Artık ne yarını, ne de ayrılığı düşündükleri yoktu…
     Hafif sisle perde perde çökmeye başlayan alaca karanlıkta, gözden kaybolurlarken, söylemeye başladıkları bir şarkıyı işitiyoruz ta buralardan…

Ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa yarın
Sanma ki hikâyesi şu titreşen dalların
Düşen yaprakla biter
Ağlama olma mahzun gülerek bak yarına
Sanma ki güzelliğin o ipek saçlarına
Düşen aklarla biter
Böyle bir kara sevda kara toprakta biter

Güfte: Gündoğdu Duran
Beste: Gündoğdu Duran
Makam: Muhayyer Kürdî
Usûl: Semaî
Form: Şarkı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir