Küçük Lord Fauntleroy (3)

K

Üçüncü Bölüm
     İngiltere’ye hareketinden önceki son hafta, Cedric’in yaptıklarının birçoğu olağandışıydı. Bay Havisham uzun süre anımsayacaktır; kente inip Dick’i ziyaret ettikleri sabahı… Tezgâhının önünde durup, bir çadır, bir ayak tandırı, bir atkı ve önemli miktarda para vereceklerini elmacı kadına söyledikleri akşamüstünü…
     Cedric, kibar bir tavırla;
     “İngiltere’ye gidiyorum, orada lord olacağım,” dedi. “Her yağmurda sizin kemiklerinizin ağrıdığını anımsamak beni üzerdi. Benim kemiklerim ağrımıyor, bu nedenle duygularınızı anlamıyorum, ama bundan sonra dilerim kendinizi daha iyi hissedersiniz…”
     Dick’le karşılaşmaları da oldukça şaşırtıcıydı. Jake’le yeni kavga etmişti Dick ve iyice umutsuzluğa kapılmış görünüyordu. Cedric ona, işlerini yoluna koyacak bir şey getirdiğini söylediğinde, şaşkınlıktan dili tutuldu. Eski dostunun lord olduğunu ve günün birinde kont olacağını öğrendiğinde, gözleri irileşti, ağzı bir karış açık kaldı. Heyecandan öyle titredi ki, kasketi düştü. Yerden alırken, Cedric’in birçok kez duyduğu, ama Bay Havisham için oldukça tuhaf gelen bir haykırışla;
     “Ne diyorsun yahu sen?..” diye bağırdı.
     Küçük Lord biraz güç durumda kalmıştı, ancak kendini hemen toparladı.
     “Başlangıçta, duyan herkes şaka sandı,” dedi. “Hatta Bay Hobbs, ‘Senin başına güneş geçmiş!’ dedi. İlkin benim de hoşuma gitmemişti, ama şimdi alıştım. Sevmiyor da sayılmam. Kont olan şimdilik dedem! Çok kibar biri… Dilediğimi yapmamı istiyor. Bay Havisham’la bana bir sürü para yollamış. Ben de sana, Jake’in hissesini satın alacak kadarını getirdim…”
     Dick, böylelikle Jake’den kurtuldu ve işi tek başına sürdürmeye başladı. Yepyeni bir fırça takımı, ışıldayan tabelası ve parlak giysileriyle kendini rüya âleminde sanıyordu.
     Cedric, sesinin titremesini saklamaya çalışarak;
     “Eh… hoşça kal artık!..” dedi. “”Umarım bundan sonra işlerin daha iyi gider. Sizden ayrıldığım için üzgünüm, ama belki de bir gün kont olarak geri dönerim. Umarım bana yazarsınız. Sizinle her zaman çok iyi iki dosttuk. İşte adresim… Adım artık Lord Fauntleroy… Hoşça kalın!”
     Basit bir ayakkabı boyacısı olan Dick, duygularını anlatmakta güçlük çekiyordu. Gözyaşlarını silmekle yetindi.
     “Kalmanızı çok isterdim,” dedi titrek bir sesle.
     Sonra Bay Havisham’a dönerek;
     “Onu buraya getirdiğiniz ve bütün yaptıklarınız için size teşekkür ederim,” dedi. “Olağanüstü bir çocuktur o… hiçbir çocuğa benzemez!”
     Küçük Lord, yolculuk gününe kadar, zamanının büyük bir kısmını Bay Hobbs’un dükkânında geçirdi. Bakkal dükkânı üzüntüye boğulmuştu. Hele genç dostu, altın köstekli bir saati kendisine anı olarak verdiğinde, çok heyecanlanıp birkaç kez burnunu çekti.
     Cedric;
     “İçinde bir şey yazıyor,” dedi. “Saatçiden, ‘Bay Hobbs’a eski dostu Lord Fauntleroy’dan’ diye yazmasını istedim. Okudukça beni anımsayın. Unutmanızı istemiyorum.”
     Bay Hobbs, kısık bir sesle;
     “Sizi asla unutmayacağım,” diye yanıtladı. “Siz de beni unutmayın soylular arasına girince…”
     “Nerede olursam olayım, sizi unutmayacağımdan emin olabilirsiniz. Umarım bir gün İngiltere’ye beni görmeye gelirsiniz. Dedem de çok sevinecektir mutlaka. Sizden söz edince, belki de kendisi yazıp çağıracaktır sizi. Kont olduğu için çağrısını geri çevirmezsiniz, değil mi?”
     Bay Hobbs, gözleri yaşlı;
     “Sizi görmek için mutlaka gelirim,” dedi.
     Yolcuları gemiye götürecek araba kapının önünde durduğunda, yol hazırlıkları da bitmişti. Cedric, aniden garip bir hüzün duydu. O sırada annesi kısa süreliğine odasına çıkmıştı. İndiğinde gözleri yaşlıydı, dudakları titriyordu. Cedric annesinin kollarına atıldı. İkisi bir süre sarmaş dolaş kaldılar. Çocuk, ne olduğunu pek anlamasa da, bir şeylerin her ikisine de hüzün verdiğinin farkındaydı. O anda, dudaklarından şu kelimeler döküldü:
     “Evimizi çok seviyorduk, değil mi Şeri? Sanırım, daima sevecek ve özleyeceğiz…”
     “Evet!” diye yanıtladı annesi, kısık ve tatlı bir sesle. “Evet!”
     Arabaya bindiler. Cedric annesinin yanına oturdu. Evlerine son bir kez bakan annesinin elini okşadı, kendi ellerinin arasına aldı.
     Buharlı yolcu gemisinin yanına geldiklerinin bile farkında değillerdi. Birden kendilerini, yoğun bir kalabalığın ve kargaşanın ortasında buldular. Arabalar durmadan yeni yolcu getiriyorlardı. İnsanlar, sandıkları ve valizleri arabalardan indiriyorlardı. Yataklar halatlarla bağlanmıştı. Görevliler sürekli emir yağdırıyor, erkekler, kadınlar, çocuklar bir akın halinde gemiye doluşuyordu. Kimisi gülüyor ve oldukça keyifli görünüyordu. Bir kısmı üzgün ve sessizdi, hatta içlerinden bazıları ağlıyordu.
     Cedric, merak içinde, çevresindeki gemi halatlarına, yelkenlere, gökyüzünü delecek tarzda uzamış gemi direklerine bakıyordu. Gemicilerle dostluk kurup, onlardan korsanlarla ilgili bilgiler almayı tasarlıyordu.
     Bir ara, üst güvertenin korkuluklarına dayanmış hareket hazırlıklarını izlerken, telâşla yolcuların arasından geçmeye çalışan birisi dikkatini çekti. Elindeki kırmızı şeyi sallayarak kendisine yaklaşmaya çabalayan bu çocuk Dick’ten başkası değildi.

     Dick, soluk soluğa;
     “Yol boyunca çok koştum,” dedi. “Sizi mutlaka görmek istedim. İşler mükemmel! Dün kazandıklarımla size bunu aldım, buyurun! Şık beylere yakışır diye getirdim… Bir fular…”
     Bunları bir çırpıda söylemişti. Kalkış kampanası çalınca, Cedric’in bir şey söylemesine fırsat vermeden;
     “Hoşça kal!” diye bağırdı soluk soluğa. “Şık beylere götürün onu!”
     Ve… Geldiği gibi bir anda kaybolup gitti.
     Az sonra kalabalığın arasındaydı. İşçiler, alt güverteden merdiveni çektikleri anda atlamıştı rıhtıma.
     Cedric fuları açtı. Canlı kırmızı renkte, üzeri mor at nalları ve at kafalarıyla süslü, ipekten bir fulardı.
     “Hoşça kal, Dick!” diye bağırdı. Korkuluğa dayanmış, kırmızı fuları olanca gücüyle sallıyordu.
     “Çok teşekkür ederim… Umarım yine görüşürüz!”
     Yolcu gemisi rıhtımdan yavaş yavaş uzaklaşırken, herkes birbiriyle vedalaşıyordu. Cedric’in annesi, ince, siyah tül peçesini gözlerine indirdi. Küçük Lord Fauntleroy, atalarına ait tanımadığı bir ülkeye doğru, doğup büyüdüğü yerden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı.

(Yazan: Frances Hodgson Burnett-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi