İstanbul Gezileri (Çamlıca, Kuzguncuk, Beylerbeyi)
İstanbul Gezileri (Çamlıca, Kuzguncuk, Beylerbeyi)

İstanbul Gezileri (Çamlıca, Kuzguncuk, Beylerbeyi)

     İstanbul’un en eski mesirelerinden olan Çamlıca, iki tepeden oluşuyor. İstanbul çevresindeki en yüksek noktalardan biri olan Büyük Çamlıca Tepesi (261 m.), kuşkusuz İstanbul’u ve Boğaz’ı en güzel anlatan noktası. Temiz havalarda Boğaz’ın iki yakasını, Anadolu sahillerini, Adaları ve tüm Marmara’yı görebilme olanağı sağlıyor. Özellikle gün batımında, İstanbul’un Avrupa yakasının profili güzel bir görüntü sergiliyor.
     Tepede eskiden, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından bir zamanlar özgün üslubunda düzenlenmiş bir kahvehane ile üzerinde henüz tamamlanmamış bir döner lokanta bulunuyordu. Ancak bugün tepede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen cafelerle yapımı tamamlanıp da açılışı henüz yapılmayan bir cami yer alıyor.
     Tepe, eskiden çevresinde yaygınca bulunan çam ağaçlarından adını almış. Suyu da ünlü. Bugün artık çıplak sayılabilecek tepeye, Üsküdar ya da Kadıköy’den otobüs veya dolmuşlarla çıkabilirsiniz.
     Büyük Çamlıca’nın hemen yanında daha alçak olan Küçük Çamlıca Tepesi var. Büyük Çamlıca’ya giden yol üstünde , Kısıklı’dan sağa dönülerek ulaşılan, park görünümlü bir alan içinde bir çay bahçesi de bulunan Küçük Çamlıca Tepesi, Büyük Çamlıca’ya oranla daha az kullanılıyor.
     Kuzguncuk, Üsküdar-Beykoz sahil yolu boyunca karşılaşacağınız en hareketli semtlerden biri. Adını, Fatih devrinde buraya yerleşen Kuzgun Baba adlı bir veliden almış. Tarihi boyunca Kuzguncuk’ta Türkiye sosyalizminin pek çok ünlü kişisi yaşamış. Mehmet Ali Aybar, Oktay Rıfat burada oturmuş, Nazım Hikmet ise bir süre burada kalmış. Bir zamanlar “Perihan Abla” dizisiyle bütünleşen bu semt, ayrıca farklı inanışlardan insanların hoşgörü içinde yaşadığı en güzel örneklerden biri. Bu yönüyle Ortaköy’e benzeyen semtte, bir sinagog, camiyle bitişik bir Ermeni kilisesi ve iki tane da Rum kilisesi var.
     Beylerbeyi’nin ise eski adı Stavroz (İstavroz) olarak biliniyor. Semt, sonraları II. Mahmut’un yaptırdığı Beylerbeyi Sarayı ile ünlenmiş. İstavroz adını, eskiden burada bulunan altın kaplama haçlı bir kiliseden aldığı söylenir. Ayrıca, eskiden burada İstavroz Bahçesi diye bilinen bir mesire yeri de varmış. Beylerbeyi Sarayı, Beylerbeyi Cami ve balık pazarı semtin seyirliklerinden.
     Beylerbeyi Sarayı:
     Bugünkü saray, II. Mahmut döneminde yapılan ahşap sarayın yanmasından sonra Sultan Abdülaziz (1861-1865) tarafından yaptırılmış. Yazlık olması nedeniyle ısıtma sistemi olmayan sarayda, özellikle yabancı devlet başkanları ağırlanmış. Bunlardan bazıları; Sırp Prensi, Karadağ Kralı, İran Şahı ve Fransız İmparatoriçesi Eugenie… Sultan II. Abdülhamit de hayatının son altı yılını burada geçirmiş ve bu sarayda ölmüş (1918).
     Beylerbeyi Cami:
I.
Abdülhamit tarafından 1778’de Mimar Tahir Ağa’ya yaptırılmış. 1968’de ise minaresi ve son cemaat yeri onarılmış. Minberi maun ağacından ve fildişi kakmalı. Caminin yanında 1811’de II. Mahmut tarafından yaptırılan bir de çeşme var.
     Yalılar:
     Beylerbeyi’nde Debreli İsmail Paşa Yalısı, Klkavan Yalısı ve Fahrettin Kerim Yalısı ilgi çekici.
     Balık Pazarı:
     Beylerbeyi İskelesi’nin yanındaki balık pazarı, Boğaz’da avlanan balıkçıların balıklarını sattıkları minik bir Pazar. Buradaki küçük tezgâhlarda ve lokantalarda midye tava ve taze balık yiyebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir