Tarih Adım Adım Yazıldı-01. Kartacalılar ve Hannon
Tarih Adım Adım Yazıldı-01. Kartacalılar ve Hannon

Tarih Adım Adım Yazıldı-01. Kartacalılar ve Hannon

TARİH ADIM ADIM YAZILDI – Ünlü Gezginlerin İzinden Dünya Tarihine Bir Bakış
1. Kitap-1. Bölüm : Milattan Önceki Ünlü Gezginler (KARTACALILAR VE HANNON)

                Kartaca, İlkçağda kurulmuş bir şehir ve bu şehirden adını alan bir devletti. Günümüzde Tunus Devleti’nin başkenti Tunus’un yerinde eskiden Kartaca vardı. Kartaca’yı, Lübnan’ın Sûr (Tir) şehrinden gelen ve Sâmî ırkından olan Fenikeliler M.Ö.814 tarihinde kurdu. Amaçları, Batı Akdeniz kıyılarında da bir ticaret kolonisi tesis etmekti. Zaman içinde büyüyüp gelişen şehir, bölgenin ticari faaliyetlerinin merkezi oldu. Gelişmeye açık olması, cumhuriyetle yönetilmesi, bunun en önemli etkenlerindendi. Kartacalılar, bir Sâmî dili olan Fenikece’nin farklı bir lehçesini konuşuyorlar ve tarihin ilk alfabesi olarak bilinen Fenike alfabesini kullanıyorlardı.
                Çağdaşı olan Roma Cumhuriyeti de, İtalya’nın birliğini sağladıktan sonra, Kartaca ile karşı karşıya geldi. Sâmî ve Latin (Ârî) kökenli iki devlet, aralarında, Batı Akdeniz ülkeleri ve yöredeki adalar için kıyasıya bir savaşa tutuştular ve bu savaş yüzyıllar boyu sürdü. Pön Savaşları diye tarihte yerini alan bu savaşları Romalılar kazandı. Savaşı Kartaca kazansaydı, bugün belki de Avrupa’ya Sâmî ırkından gelen Doğulu bir medeniyet egemen olacaktı. Kartaca’nın yok edilmesini millî bir politika haline getiren Roma, M.Ö.146 yılında Kartaca şehrine girdi, şehri yerle bir etti ve arazisine ekin ektirerek tarihteki izlerini belirsiz hale getirdi. Böylelikle Romalılar Batı Akdeniz’in mutlak hâkimi oldu ve Doğu Akdeniz’e de kolaylıkla müdahale edebilir duruma geldi.
                Bu arada Yunanlılar da, bütün Doğu Akdeniz’e, Ege ve Karadeniz’e, Kuzey Afrika kıyılarına yayılmışlardı. Buralar, ana topraklarını bırakıp gelen, kültür ve medeniyetlerini yaymaya çalışan insanların kurdukları şehirlerle doldu. Amaçları tüm dünyayı ele geçirip Pers üstünlüğünü kabul ettirmek olan Pers İmparatorluğu’nun tersine, Yunanlılar o bölgelerde yaşayan yerli halklarla iyi geçindiler.
                Tarihin bize, kronolojik sıralamaya göre bildirdiği ilk gezgin, Kartaca Senatosu’nun kuzeybatı Afrika kıyılarını dolaşmak, uygun bölgeleri yerleşime açmak üzere görevlendirdiği Hannon’dur. Bu gezinin öyküsü, Kartaca diliyle Baal Moloch Tapınağı’na kazılmak suretiyle yazılmış ve daha sonra “Hannon’un Kıyı Gezisi” başlığı altında Yunancaya çevrilmiştir.
                Hannon’un hangi yıllarda yaşadığına dair tarihçiler arasında görüş birliği yoktur. Ancak, kendi tuttuğu notlardan oluşan gezi metni incelendiğinde, bu geziyi M.Ö.505 yılında gerçekleştirdiği görülmektedir.
                Hannon, elli kürekle idare edilen ve her birinde beş yüz kişinin bulunduğu altmış gemiyle Kartaca’dan ayrıldığında, toplam otuz bin kişiyi bulan bu kolonistlere Batı Afrika kıyılarında yeni yurtlar bulmak, ticaret merkezleri oluşturmak, kurulacak kentlerle birlikte çevreyi oturulabilir hale getirmek, bölgede siyasi ve askerî hâkimiyet sağlamak görevini almıştı.

                Kartaca’dan ayrılan filo, ilk olarak Septe Dağları’nın hâkim olduğu Cebelitarık Boğazı’nı aşmış, daha sonra güneye yönelmiştir. İki tam günün geçmesinin ardından, demir attıkları ilk yerde, “Thymatérion” adını verdikleri kent oluşturulmuştur. Hannon, sonra tekrar denize açılmış, Solois Burnu’ndan itibaren, önemli gördüğü yerlerde bir dizi ticaret merkezi kurmuştur. Kıyılarında göçebe çobanlardan oluşan kabilelerin yaşadığı bir nehrin ağzına kadar ilerleyen Kartacalı denizci, bu çobanlarla dostluk anlaşmaları yaptıktan sonra gezisini güneye doğru sürdürmüştür.
                Hannon’un tuttuğu günlüklere bakılacak olursa; Kartaca’dan hareket ettikleri tarihten, Cebelitarık Boğazı’na kadar aştıkları mesafeye eşit uzaklıkta, “Cerne” adını verdikleri bir adaya varmışlardır ki, bu adanın, bugünkü Kanarya Adaları’na bağlı küçük bir adacık olduğundan şüphe etmemek gerekir.
                Deniz yolculuğuna devam eden Hannon, daha sonra, geniş bir koy oluşturan Chrétès Nehri’nin ağzına varmış, gemilerin rahatlıkla yol aldıklarını görünce nehre girmekten çekinmemiştir. Ancak, bu yolculuk fazla uzun sürmemiş, zenci ırkına mensup vahşiler tarafından taşlanmak suretiyle geri dönmek zorunda bırakılmışlardır. Nehirde, çok miktarda timsah ve suaygırının bulunduğu görülmüştür.

                Tehlikeli bölgeyi terk eden filo, tekrar Cerne Adası’na dönmüş ve orada on iki gün kalmıştır. Gemilerine çekidüzen veren ve eksikliklerini gideren Hannon, yeniden yola koyularak güney yönünde inişine devam etmiştir. Bir süre sonra da, kokulu ağaçların ve güzel bitkilerin pek bol olduğu dağlık bir bölgenin eteklerinde yer alan geniş bir körfeze demir atmıştır. Gündüzleri pek sakin ve ıssız görünen bu bölgede, geceleri, gerek vahşiler tarafından yakılmış olan ateşler, gerekse sıcak nedeniyle tutuşan kuru otların oluşturduğu yüksek alevler gözlenmiştir.
                Hannon, beş gün sonra vardıkları ve “Corne du Soir” adını verdikleri burnu dönerken, kaval sesleri, zil ve davul gürültüleriyle birlikte, sayılamayacak kadar kalabalık bir topluluğun ağzından çıkan haykırış seslerini duyduklarını not etmiştir. Filoda bulunan Kartacalı kâhinler, bu korkunç ve tehlikeli topraklardan bir an önce uzaklaşılmasını önermişlerdir. Öneriye uyulmuş ve gemiler daha aşağı enlem derecelerine doğru yollarına devam etmişlerdir.
                Filo bu kez “Corne du Midi” adı verilen ve büyük bir körfezle sonuçlanan nehrin ağzına geldiğinde, buranın, ilkin uzun kıllı vahşiler sandıkları gorillerle işgal edilmiş olduğunu görmüşlerdir. Her ne kadar üç dişi gorilin ele geçirilmesi mümkün olmuşsa da, sonradan bu hayvanların kudurmuşçasına tavır almaları ve zapt edilmelerinin imkânsız hale gelmesi nedeniyle öldürülmelerine karar verilmiştir.
                Corne du Midi, Hannon’un varabildiği son nokta olmuştur. Bazı tarihçiler, filonun, Yengeç dönencesinin iki derece üstünde yer alan Bojador Burnu’nu geçmediğini iddia ediyorlarsa da, aksini düşünenlerin sayısı daha fazladır. Bu noktada yiyeceği oldukça azalmış olan Kartacalı denizci, yeniden kuzey yönünü tutmuş ve gelirken kurdukları şehirlere de uğrayarak dört buçuk ay sonra Kartaca’ya geri dönmüştür.
                Hannon’un bu gezisi, yayılmacı, yerleşimci, sömürgeci bir devletin, etkinlik alanını daha da genişletmek amacıyla şartlarını nasıl da zorladığını, beş yüz kişiden oluşan altmış gemide toplam 30.000 kişilik bir topluluğu sonu bilinmeyen bir serüvene nasıl bir cesaretle sürüklediğini bize göstermektedir. İleriki yıllarda, dünya üzerinde hüküm süren birçok devlet, gerek karadan ve gerekse denizden benzer amaç ve cesaretle nice ülkeleri topraklarına katmışlar ve tarihin şekillenmesine katkıda bulunmuşlardır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir