Bütün Yollar ROMA’ya Çıkar
Bütün Yollar ROMA’ya Çıkar

Bütün Yollar ROMA’ya Çıkar

     Roma, ilkçağ uygarlıklarının sonuncusu… Roma, bir dünya imparatorluğunun başkenti… Roma, sanatın beşiği…
     Roma, sarayları, kiliseleri, Rönesans ve Barok eserleri, freskleri, heykelleri, küçük bir nehri kuşatan görkemli anıtları, müzeleri ile büyülü, eşsiz bir kent. İspanyol Merdivenleri, Trevi Çeşmesi, Pantheon Tapınağı, Colosseum, Vatikan vb…
     Giotto, Botticelli, Bramantino, Caravaggio, Donatello, Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raphael, resim, heykel ve mimarlık sanatının en büyük isimleri eserleriyle her an, her yerde yanı başınızda. Sanatın insanı soluksuz bırakan görkemine başka hiçbir yerde böylesine yoğun tanıklık edemezsiniz. Roma, çağlar önce kurulmuş devasa bir sahne ve bizler de onun içinden geçip giden ölümlü birer figüranız.
     Roma ve Romalılar bugün bu büyük imparatorluğun geride bıraktığı devasa anıtların gölgesinde günlük hayat gailesi içinde koşturup duruyorlar. Ellerinde bir an bile bırakmadıkları cep telefonları, üzerinden inmedikleri motorineleri (motosiklet), minicik tek kişilik makineleri (araba), durmaksızın konuşmaları (bu kadar konuşmaktan fırsat bulup yaşamaya ve bir şeyler üretmeye vakit bulabiliyorlar mı diye merak ettiğim çok oldu), çocuklara ve köpeklere yönelik aşırı sevgileri… Sokaklar, marketler, dükkânlar, trenler, pusetlerinde gezdirdikleri bebekler ve her bebeği sevmek için pusetlere atlayan İtalyanlarla dolu. Çocuğu olmayanlar ise her yere girmelerine izin verilen ve büyük bir aşkla bağlı oldukları köpekleriyle kucak kucağa, yanak yanağa. Bebekleri, köpekleri ve turistleri saymazsak, herkes ama herkes sigara içiyor. Belki 70 yaşını aşmış Romalı kadınlar bile, ellerinde sigaraları sokakları arşınlıyor.
     Koyu renk takım elbiseleri içinde şık İtalyan erkekleri öğle tatillerinde önünüzden meşhur dondurmalarını yalayarak geçiyor. Roma’da gördüğüm en mesut, en bahtiyar insanlar kimlerdi, diye sorsanız cevabım kesinlikle rahibeler olurdu. Roma’nın her köşesinde karşınıza çıkan ruhanî üniformalar içindeki bu rahibeler şen şakrak muhabbet ediyor, kıkırdayıp duruyorlar. Üst üste bu neşeli ruh hallerine rasgelince manastır hayatının o kadar korkunç bir şey olmadığına, hatta aksine pozitif enerjik bir ortam olduğuna karar verdim. Bu arada Vatikan’da yeni evlenen çiftleri kutsayan, ölmeyi hiç aklına getirmeyen Papa’yı da gördüm.
     Beni hayal kırıklığına uğratan tek şey ise dükkânların kepenkleri oldu. Şehir öğle tatillerinde ve akşamları mesai bitiminde bir anda ıssızlaşıyor, bütün kepenkler indiriliyor, sokaklar, caddeler sanki her an bir hava saldırısına maruz kalınacakmış gibi terk ediliyor. Sanki bütün Roma halkı sığınaklara iniyor. Bu kadar pimpirikli olmalarının sebebi, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan kalma herhalde diye düşünüyor insan.
     Ayrıca, hiç hoşuma gitmeyen bir husus da, Roma’da oldukça avangard bir sanat icra edilmesi. Saraylar ve kiliselerin duvar ve tavanlarındaki fresklerden kalma bir alışkanlıktan olsa gerek, bazı Romalı gençler Roma’da ne kadar boş yüzey, duvar, telefon direği, çöp kutusu varsa üzerlerine sprey boyayla birtakım yazı ve şekiller yapıp Roma’nın içine ediyorlar.
     Roma’da en mutlu olacağınız şeylerden biri ise hiç kuşkusuz büyük bir iştahla yiyeceğiniz enfes makarna ve pizzalar. Şehirde birçok küçük lokanta İtalyanların deyimiyle trattoria’lar var. Birkaç masalık bu küçük aile işletmelerinin çoğu gerçekten iyi hizmet veriyor. Ama her yerde rahatça tüttürülebilen sigaralar trattoria’larda yasak. Arzu eden sokağa çıkıp sigarasını içiyor. Bu yüzden diyebiliriz ki her yönüyle, her anıyla mükemmel, zevkli bir yolculuk yapmak ise arzunuz, bilin ki her yol Roma’ya çıkar…
     Dolçe Vita!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir