İstanbul Gezileri (Çubuklu, Paşabahçe, Beykoz)
İstanbul Gezileri (Çubuklu, Paşabahçe, Beykoz)

İstanbul Gezileri (Çubuklu, Paşabahçe, Beykoz)

Çubuklu
     Adının hikâyesi ilginç; II. Bayezıt henüz çocuk olan oğlu Yavuz Selim’e kızıp çubukla vurmuş. Sonra da çubuğu toprağa daldırmış. Çubuk yeşermiş ve bu semtin adı Çubuklu kalmış. Burası hâlâ Boğaziçi’nin en köye benzeyen mahallesidir.
Paşabahçe
     Buralara adını veren bahçenin sahibi olan paşanın Hezerpare Ahmet Paşa olduğu tahmin ediliyor. Önceleri yalnız Hıristiyanlar otururdu. III. Mustafa devrinden sonra Türkler de buraya rağbet etmeye başladılar. Bugün Şişe ve Cam Fabrikası ve Tekel’e ait bir içki fabrikasıyla Boğaziçi’nin sanayileşmiş semtlerinden biri. Boğaz’ın en güzel manzarası yine buralardan seyrediliyor. Paşabahçe’nin bir özelliği de yeşili hâlâ koruyabilmesi.
Beykoz
     İstanbul deyince aklıma
     Kocaman bir dalyan gelir
     Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
     Gerinir Beykoz’da…  (Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun İstanbul Destanı adlı şiirinden)

     Boğaz’ın eski ve kalabalık semtlerinden biri Beykoz. Geçmişte, bol ve tatlı suyu ile bilinirdi. Kalkan balığıyla da ünlü idi. Boğaziçi’nin en önemli iskelelerinden biri olan Beykoz, İstanbul’daki bitki örtüsünün en sık ve zengin olduğu yörelerden. Kuzeyde Karadeniz kıyısındaki Riva’dan, güneyde Paşabahçe’ye kadar uzanan en geniş alan, hemen tümüyle bir mesire yeri olma özelliğinde. Bu geniş alan içinde isimlendirilebilecek çok sayıda özel nokta bulunuyor. Körfez kıyısındaki gazinolarla lokantalar Boğaz görüntüsüne hâkim olma özellikleri, özgün yemekleri ve gelenekleri ile harika…
Hidiv Kasrı
     Çubuklu tepelerinde yer alan bu sarayı, Mısır’ın son bağımsız hıdivi Abbas Hilmi Paşa yaptırmış. Anlam veremediği şeylerden ürken Abdülhamit, yüksek kulesinin yapılmasından fena halde huylanmış. Hidiv, İngilizlere karşı çıkınca ülkeden atılmış. Köşkün çevresini saran 19 hektarlık koru eskiden bülbülleriyle ün kazanmış. Bu bina son yıllarda Çelik Gülersoy tarafından restore edilerek küçük, lüks bir otele dönüştürülmüş. Lokantası, çay içilip pasta yenecek açık ve kapalı mekânları ile bir süre öncesine kadar ilgi toplamasına rağmen, kasır sonradan Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden restore edilmiş. Kasra yolunuz düşerse, Hidiv’in yatak odasına da uğrayın. Dolabın içinde gizli bir geçit var. Bu, Hidiv’in güvenlik amacıyla aldığı bir önlem.
Beykoz Cami
     Beykoz’un merkezinde, İbrahim Kelle Caddesi üzerinde yer alıyor. Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmiyor ancak banisi Bostancıbaşı Mustafa Ağa sanılıyor. Caminin duvarları kâğıt, çatıcı ve son cemaat yeri ahşap.
Beykoz Çayırı
     Hünkâr İskelesi’nden Yalıköy’e kadar uzanan geniş çayır Hünkâr Çayırı olarak da bilinir. Bu tarihi alanı Fatih av alanı olarak kullanmış. IV. Murat cirit oynamış, Sultan Selim ok talimleri yapmış. Osmanlı başkentinin çayır ve mesire yerleri arasında yakın zamanlara kadar eski güzellik karakterini saklayabilmiş alanlardan biri. Beykoz Çayırı genişliği ve ağaçlıklı yolları ile etkili olmayı sürdürüyorsa da çeşitli ve dağınık resmi binalar, spor alanları, özellikle de Yalıköy yerleşkesine dayanan kesimdeki betonlaşmış Pazar yeri, kışın çamurlu yolları, kaotik görünümüyle eski güzelliğinden ve havasından çok şey kaybetmiş. Ağaçlıklı yolların iki yanındaki ulu ağaçlar ise geçmiş görkemin belki de son kırıntıları.
Beykoz Kasrı
     Boğaziçi’nin ilk kâgir ve yeni üslupla inşa edilmiş kasrı. Bahçeleri set set köşkün bulunduğu alana kadar yükselir. Kasrın planı alışagelmişten farklıdır. İki katlı orta sofa, binayı boydan boya keser. Sultan Abdülmecit’e hediye edilmek üzere Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa tarafından yapımına başlanmış, 1854 yılında da oğlu Said Paşa tarafından tamamlanmış. Mecidiye Sarayı olarak da bilinir. Tarihi nedenlerden dolayı Hünkâr İskelesi’nin olduğu yere yaptırılmış. Çayır ile deniz arasındaki tepecikte, 200 dönümlük bir bahçe içinde Beykoz Kasrı bulunuyor. Kasrın bahçesi de son derece ünlü.
Beykoz Deniz Ürünleri Müzesi
     Müze Müdürlüğü’nün özel izni ile gezilebilen bu müzede canlı, kurutulmuş veya fanuslar içinde çeşitli balıklar, deniz hayvanları ve kabukları, mercan örnekleri vb. gibi deniz ve göl canlılarına ait örnekler sergileniyor.
Beykoz Çeşmesi
     Beykoz’daki ilginç bir anıt da gümrük emiri İshak Ağa’nın köy meydanında yaptırdığı eşi bulunmaz çeşme. 18. yüzyılda yapılan çeşme kemerli, kubbeli ilginç bir yapı. Suyu tam 10 musluktan akıyor.
Ahmet Mithat Efendi Yalısı:
     Geçen yüzyıl sonlarında yaşamış olan yazar Ahmet Mithat Efendi’nin Beykoz’da geniş bir çiftlik arazisi vardı. Mithat Efendi’nin bu arazi üzerine yaptırdığı yalısı bir kez restore edildi.
Yuşa Tepesi
     Boğaziçi’nin Çamlıca Tepesi’nden sonra en yüksek noktası olan Yuşa Tepesi de 201 metre yüksekliğiyle Beykoz’da yer alıyor. Hem yüksek hem de kıyıya yakın olması nedeniyle çok geniş görüş alanı olan tepede, Yuşa Peygamber’in olduğu söylenen bir mezar bulunuyor. Mezarın boyunun çok uzun olması nedeniyle tepeye, kimi kaynaklarda Devler Tepesi de denilmekte.
Tokat Bahçesi
     İstanbul’un fethinden sonra ilk imar edilen bahçe olan Tokat Bahçesi, Yuşa Tepesi’nin eteklerinde bulunuyor. İçinde bir de köşkün bulunduğu bahçenin çevresi, daha sonra Macar Bahçesi adıyla bilinen bir mesireye dönüşmüş.
Kaymakdonduran
     Beykoz’un 5 km. kuzeyindeki Kaymakdonduran adlı dinlenme yeri, doğal değerlerce zengin bir alan. İçinde yöreye adını veren çok soğuk bir su kaynağı da bulunan koru, ıhlamur, kestane ve meşe ağaçlarıyla çevrili. Günlük kapasitesi 1500 kişi olan mesirede büfe, masan-bank, ocak, tuvalet gibi tesisler bulunuyor. Çok iyi düzenlenmiş koruluğun içinde ender rastlanan ağaç türleri de var. Korunun ilgi çekici bir başka özelliği de ağaçlar arasındaki yapay mağara. Eskiden hamam olarak kullanılan bu mağaranın duvarları istiridye kabuklarıyla kaplı olup, tepedeki bir delikten giren ışık bu kabuklarda yansıyarak olağanüstü bir görünüm yaratıyor.
Sultaniye Mesiresi
     Beykoz yöresindeki ünlü tarihi mesirelerden biri de Sultaniye Mesiresi. Başta ulu çınarlar olmak üzere, çeşitli ağaçların oluşturduğu korular içindeki bu mesire yeri, Osmanlı padişahlarının ok talimleri yaptıkları bir yer olarak da özelliğini koruyor. Bu mesirenin yakınlarındaki Gümüşsuyu adlı kaynak Boğaziçi’nin en iyi nitelikle sularından.
Dereseki ve Akbaba Köyleri
     Beykoz’a iki saat uzaklıkta, Tokat Deresi’nin güneydoğusundaki yemyeşil bir vadinin içinde bulunan Dereseki ve Akbaba köyleri de mesire yeri olarak kullanılıyor. Çevredeki ünlü meyve bahçeleri, korular ve iyi nitelikli içme suları yörenin özelliği.
Karakulak Koruluğu
     Dereseki’nin güneydoğusunda, 200 metre yükseklikte, kavak ve meşe ağaçlarının olduğu Karakulak Koruluğu önemli. Koruluğun içinde aynı adı taşıyan bir de kaynak bulunuyor. Bunun dışında yörede bulunan Ali Bahadır ve Koyun Korusu önemli mesireler.
Alemdar Korusu
     Alemdağ’da bulunan su kaynakları bu yörenin daha çok tanınmasına yol açmış. Bu kaynaklardan biri ünlü Taşdelen Suyu. Bileşiminde bulunan fosforik asit nedeniyle mideye ve böbrek hastalıklarına yararlı olan bu suyun çevresinde, masa-bank, ocak, tuvalet gibi tesisler bulunuyor. Mesire yerinin kapasitesi günde 1000 kişi. Çevrede bulunan eski Ahmet Mithat Paşa Çiftliği’nden kaynayan Sırmakeş Suyu da İstanbul’un bilinen önemli kaynaklarından.
Ömerli Baraj Gölü
     İstanbul-Şile yolunun 8’inci kilometresinde, Alemdağ yakınlarında bulunan Ömerli Baraj Gölü’nün çevresi de çok büyük önem taşımasına karşın zaman zaman kullanılan bir mesire yeri.
Abraham Paşa Korusu
     Beykoz yöresinde, mesire yeri niteliği taşıyan doğal güzellikler içinde en önemlilerinden biri Abraham Paşa Korusu. Çok geniş bir alana yayılan bu korun, İstanbul mesireleri içinde gerek tarihi, gerek doğal değerlere sahip olma özelliğiyle çok yönlü önem taşıyor.
Polonezköy
     1846’da ülkelerinin işgale uğraması üzerine Prens Kartarinsky ve beraberindeki Polonyalı göçmenlerin yerleştikleri bir köy burası. Bir zamanlar Polonyalılar’ın kaçış yeri olan bu yöreyi yıllardır İstanbullular hafta sonu kaçamakları için kullanıyorlar. Polonyalı göçmenlerin geleneklerini koruyarak oluşturdukları bir köyün yerlileri yurtdışına gittiği için Polonyalı nüfusu giderek azalmış ancak onların yerini Türkler almış. Bu minik köye ev ve villalar yapılmış. Buna karşın hiçbir yenilik Polonezköy’ün özgün havasını bozamamış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir