Küçük Lord Fauntleroy (7)
Küçük Lord Fauntleroy (7)

Küçük Lord Fauntleroy (7)

Yedinci Bölüm
                O Pazar, duaya gelenlerin sayısı bir hayli kabarıktı. Papaz Mordaunt, kilisesinin bu kadar kalabalık olduğu bir Pazar sabahını daha anımsamıyordu. Vaazlarını bugüne kadar hiç dinlemeye gelmemiş kişiler vardı karşısında. Komşu kasabanın halkından bile gelenler olmuştu. Yanık tenli yiğit çiftçiler, kırmızı yanaklı tombul kadınlar en güzel giysilerini giymişlerdi; yanlarında da yarım düzineden az olmamak üzere çocukları vardı. Doktor’un karısı dört kızıyla gelmişti. Tuhafiyeci Bayan Dibble, terzi Bayan Smiff ve modacı dostu Bayan Perkins… Doktorun genç asistanı hep oradaydı. Kısacası, o günkü duada, Dorincourt Kontluğu bölgesinde yaşayan tüm aileler vardı.
                Hafta boyunca, Lord Fauntleroy’la ilgili sayısız söylenti dilden dile dolaşmıştı. Tuhafiyeci Bayan Dibble’a gelenler, iğne iplik almaktan çok en son dedikoduları dinlemeye geliyorlardı. Bayan Dibble, Küçük Lord’un özel dairesinin dekorundan pahalı oyuncakların özelliklerine, şirin midilli atından bakıcısına, gümüş koşumlu arabasına kadar her şeyi biliyordu. Çocuğun Şato’ya geldiği ilk gün için hizmetçilerin söylediği sözleri kelimesi kelimesine tekrarlayabilirdi. Hemen hepsi, zavallı küçüğü annesinden ayırmanın çok ayıp olduğunu söylemişlerdi.
                Bayan Dibble;
                “İnanır mısınız…” diyordu. “Çocuk korku nedir bilmiyormuş… Bay Thomas söyledi. Gülümseyerek girmiş dedesinin yanına ve kırk yıllık dost gibi konuşmaya başlamış onunla. Kont öyle şaşırmış ki, sadece dinlemekle ve kalın kaşlarının altından çocuğu seyretmekle yetinmiş. Yine Bay Thomas’ın anlattığına göre; bilinen hırçınlığına karşın Kont, bu durumdan memnunluk ve gurur duyuyormuş; çünkü küçük çok güzel ve çok iyi huyluymuş…”
                Sonra sıra çiftçi Higgins’in öyküsüne geliyordu. Papaz Mordaunt, yemek sırasında evinde anlatmış ve hizmetçileri de duymuşlardı. Tabii onlardan da her tarafa yel gibi dağılmıştı.
                Pazar günü, Higgins kilisenin önüne geldiğinde soru yağmuruna tutuldu. Ardından da vekil Newick… Hemen ‘Lord Fauntleroy’ imzalı not çıktı ortaya.
                Bunca dedikodudan sonra tüm kadınlar, kocalarını da yanlarına alarak kilisenin yolunu tutmuşlardı. Hepsinin amacı, yeni Lord’larını görmekti.
                Kont, Pazar dualarına sürekli gelen biri değildi, ama bu Pazar, kendileri için ayrılan sırada torunuyla oturmak gelmişti içinden.
                O sabah, kiliseden içeri girmek için kimse acele etmiyordu. Çevrede dolaşıp, Kont’un gelip gelmeyeceğini kolluyorlardı. Kadınlardan biri aniden bağırdı:
                “Bakın!.. Şu gelen güzel kadın annesi olmalı!”
                Hemen bütün gözler, üzerinde her zamanki siyah giysileriyle yaklaşan kadına dikildi. Peçesini kaldırdığından, sevimli yüzü ve bukleli sarı saçları ortaya çıkmıştı. Çevresine pek baktığı yoktu; Cedric’i, kendisini ziyaret edişini, midillinin ona verdiği neşeyi düşünüyordu. Çok geçmeden, herkesin kendisine baktığını ve ilgi uyandırdığını fark etti. Kırmızı mantolu bir kadın eğildi, kendisini selamlayarak;
                “Tanrı sizi korusun, Bayan!” dedi.
                Ardından tüm erkekler şapkalarını çıkardılar. Lord Fauntleroy’un annesi, selamlandığını görünce hafifçe kızardı ve gülümseyerek yaşlı kadına teşekkür etti. Kiliseye henüz girmişti ki, beklenen an geldi. Şato’nun eşsiz arabası, zengin koşumlu atları ve şık uşaklarıyla uzaktan görünmüştü.
                “İşte… İşte geliyorlar!” diye bağrışmalar duyuldu.
                Araba, kilisenin tam önünde durdu. Thomas kapıyı açtı ve siyah kadife giysiler içinde, bukleli sarı saçlarıyla bir çocuk aşağı atladı. Meraklı tüm gözler onun üzerindeydi. Babasını tanıyan bazı yaşlılar;
                “Aynı Kaptan!..” dediler. “Evet, babasının kopyası!”
                Cedric, güneş altında durmuş, Thomas’ın yardımıyla arabadan inmeye çalışan dedesine bakıyordu. Yüzünde sevecen bir ifade vardı. Yardım etmek için, hemen elini tutup omzunu uzattı. O anda tüm seyredenler, Dorincourt Kontu’nun bu çocuğu hiç korkutmadığını anladılar.
                Çocuk;
                “Dayanın bana!” diyordu. “Bakın, herkes sizi görmekten ne kadar memnun! Sizi ne kadar ‘iyi’ tanıyorlar!”
                Kont;
                “Şapkanızı çıkarın,” diye emretti. “Görmediniz mi… sizi selamlıyorlar!”
                “Beni mi?” diye bağırdı Küçük Lord şaşkınlıkla. Ardından şapkasını çıkarıp sağa sola baktı. Herkesi aynı anda selamlamak gibi bir tavır takınmıştı.
                Daha önce annesini selamlayan yaşlı kadın, ona da;
                “Tanrı sizi korusun, Lordum!” dedi.
                Cedric;
                “Teşekkür ederim, Bayan!” diye karşılık verdi.

                Kiliseye girdiler. Küçük çocuk yerine oturduğunda, annesinin karşı sırada yer aldığını gördü. Annesi ona gülümsedi. Cedric de karşılık verdi ve hemen başını çevirdi; çünkü dua başlamak üzereydi.
                Bayan Errol, oğlunun saflığını ve ruh sağlığını koruması, bu olağanüstü servetin ona acı ve kötülük getirmemesi için dua ediyordu. Son zamanlarda, nedense kaygılı düşünceler dolaşıyordu genç kadının kafasında. Hatta geçen akşam;
                “Ah… Cedric!” demişti. “Sizin mutluluğunuz için çok şey öğrenip, yine size çok öğüt vermek isterdim. Ama sadece, iyi, cesur, içten ve iyiliksever olun yeter! Böylelikle kimseyi kırmaz, herkese yardım edebilirsiniz. Benim çocuğum olarak, iyi bir dünyanın oluşumuna katkıda bulunabilirsiniz!”
                Cedric, bu sözleri aynen dedesine aktarmış, konuşmasını da;
                “Annem bunları söyleyince sizi düşündüm,” diye bitirmişti. “Ona, dünya bugün biraz daha iyiye gidiyorsa, bunda dedemin büyük katkısı var. Ben de onun gibi olacağım dedim…”
                Kont, biraz kaygı dolu bir sesle;
                “Peki, ne yanıt verdi?” diye sordu.
                “Söylediklerimin doğru olduğunu ve insanlardaki iyi yönleri bulup, onların bu yönlerine benzemek için çaba göstermemizi söyledi.”
                Şu anda, belki de yaşlı adam, karşısında tek başına oturan dul kadına, onunla evlendiği için oğlunu asla bağışlamadığı bu kadına bakarken, aynı sözleri düşünüyordu.
                Cedric, yine dedesiyle birlikte kiliseden dışarı çıktı. Herkes durmuş onların geçişlerini seyrediyordu. Lord Fauntleroy hemen arabaya tırmandı. Yola koyulduklarında, ihtiyar adamın yüzünde acı bir gülümseme vardı. 

(Yazan: Frances Hodgson Burnett-Çeviren: Sevgi Şen)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir