Bulunmaz Uşak Bulgaristan-2

B

     Bundan sonra tahta geçen 3 Türk (fakat Ortodoks) hanedanın da Bulgaristan’ı canlandırma gayretleri boşa gidecek ve ülke 1393’te Osmanlılar’ın hâkimiyetine girecekti.
     3. MUTLULUK YILLARI
     1393 yılında Yıldırım Bayezid Han tarafından fethedilen ve 1396 Niğbolu Savaşı ile son kalıntıları temizlenen Bulgaristan’daki Osmanlı hakimiyeti 500 yıl sürmüştür.
     Büyük Osmanlı İmparatorluğu’nun sevk ve idaresinde bulunan her yer gibi burası da Rumeli Eyaleti’nin doğu kısmını teşkil eden ve Türklerle meskûn bir anavatan parçası sayılmıştır. 14. asırdan itibaren Anadolu’dan gelip buraya yerleşen nüfus sebebiyle devamlı bir çoğalma çizgisi takip etmiş ve Bulgar nüfusu adeta köylere çekilecek dereceye gelmiştir.
     Türkler şehirler kurmuş, dinî ve kültürel sanat eserleriyle doldurmuş, köyleri şehir haline getirmişlerdir. 1870 yılında, merkezi Rusçuk olmak üzere Tuna Eyaleti’nin teşkil edilmesi ve başına da Mithat Paşa’nın getirilmesi ile hayrete değer ölçüde bayındırlık hareketi başlamış ve bütün müesseselerde belirli bir kalkınma gerçekleştirilmiştir.
19.
asırda Fransız İhtilali ile ortaya çıkan bağımsızlık düşüncesi ve Avrupa’nın siyasi havasının değişmesi, Bulgar toplumunu bağımsızlık savaşına itmiş ve Osmanlı İdaresi 1870’te Bulgaristan illerine muhtariyet vermeyi kabul etmiştir. Bununla yetinmeyen ve tam bir bağımsızlık elde etmek için ayaklanan Bulgaristan’da; 93 harbinin şiddetli muharebeleri cereyan etmiş, Türk nüfus büyük katliamlara uğramıştır. Bilhassa General Gurko’nun eski Zağra katliamı meşhur olmuş ve yüreklerde yerleşmiş bir acı olarak kalmıştır.
4.
UŞAKLIĞA DOĞRU
     Moskof beyinlerine hâkim olan düşüncenin kendini belli etmesiyle başlayan ve 1878 Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması ile noktalanan savaş sonunda Bulgaristan’a tam bağımsızlık verilmesini müteakip, Rusya’nın Bulgaristan’ın işini bu derece karışmasından memnuniyetsizlik duyan Avrupa devletleri, Berlin’de bir kongre toplamışlardır.
     Bulgaristan’ın iki bölüme ayrılmasını kabul eden bir karar alan ve buna Rusya’nın uymasını sağlayan ülkeler neticede; Kuzey Bulgaristan’da, başında genç bir Rus Prensi olan Aleksandr Battenberg bulunan Hıristiyan Bulgaristan Prensliği (merkezi Sofya) ile Osmanlı’ya bağlı Doğu Rumeli Eyaleti (merkezi Filibe)’nin teşekkülünü sağlamışlardır.
     1885’te birleşen bu iki idare, 1908’de istiklâlin ilan edilmesi ve 5 milyon altın tazminatla Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılması neticesini doğurmuştur.
     1912 yılında Balkan Savaşı patlak verince öteki Balkan devletlerini Osmanlı İmparatorluğu’na karşı kışkırtan, artık kendisine de emperyalist emeller bulaşmış olan Bulgaristan, toprak bakımından kazançlı çıkması yüzünden komşularıyla da çatışmaya girmiş, ancak Bükreş Antlaşması’yla bir kısım topraklarını daha kaybetmiştir.
     Antlaşmanın getirdiği kızgınlık, Bulgaristan’ın 1. Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avusturya saflarına kaymasına yol açmış, böylece savaştan yenik çıkan ve 1913’te aldığı Ege kıyılarını Yunanistan’a veren, öteki topraklarını da 1919 Neully Antlaşması ile Romen ve Sırplara kaptıran Bulgaristan, 2. Dünya Savaşı başlarında tarafsız bir politika takip etmek istemiş ise de, ülke ekonomisinde büyük etkisi olan Almanya’nın yanında yine yer almak zorunda kalmıştır. Stalingrad Bozgunu’ndan sonra ayrılmak istemesi de bir netice vermemiştir.
5.
DİPLOMA ALINIYOR
     Hitler tarafından çağrıldığı Almanya’dan döner dönmez ölen ve ölüm sebebi aydınlığa kavuşturulamayan Kral 3. Boris’in yerine geçen 2. Simeon zamanında, 9 Eylül 1944’te Kızıl Ordu tarafından Bulgaristan tamamen işgal edilmiştir. Bu tarihten itibaren derhal sahneye konulan oyunlar; yeniden teşkilatlanma çalışmalarına, kanunların zorbaca yürürlükten kaldırılarak geniş çapta temizlik yapılması temeline dayandırılmış ve 8 Eylül 1946 tarihindeki plebisit sonucunda, krallık rejiminin kaldırılmasıyla bir “Halk Cumhuriyeti” kurulmasına doğru ilk adım atılmıştır.
     Aynı yıl yapılan seçimleri, Komünist Partisi’nin yol göstericiliğini benimsemiş olan “Yurtsever Cephe” kesin çoğunlukla kazanmış ve Sovyet tesir sahasına giren öteki ülkelerdekine benzeyen kanunlar çıkarılmıştır. 1947 yılında Yurtsever Cephe, Marksçı olmayan Köylü Partisi’nin muhalefetini ortadan kaldırarak ve Sosyal Demokrat Parti’yi de bünyesine katarak, iktidara tam manasıyla oturmuştur.
     Sovyetler Birliği ile ilişkileri günden güne sıkılaşan Bulgaristan’ın, milletlerarası siyasette de özerkliği oldukça azalmış, bu arada Bulgar Komünist Partisi’nin önderi olan Georgi Dimitrov’un Tito ile anlaşarak bir “Demokratik Halk Federasyonu” kurma çabaları da başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1949’da Dimitrov’un ölümünden sonra, hükümetin siyasi çizgisinde de bazı değişiklikler yapılmış ve mevcut iç muhalefete rağmen Bulgaristan açık bir şekilde Sovyetler Birliği’nin yanında yer almıştır.
     1953’te adını tarih sayfalarına milyonlarca kişinin katili olarak yazdıran Stalin’in ölümü üzerine, ülkedeki siyasî gerilimde ve Rus kontrolünde hatırı sayılır bir yumuşama görülmüşse de, 1954 yılında ülke, demir yumruklu bir diktatörün eline geçmiştir.
     6.
TODOR JIVKOV VE DEVLET İDARESİ
     Aristo devlet başkanlarının filozoflardan olmasını teklif etmişti. Şüphesiz bu bir ham hayaldi. Gerçi filozof yapısındaki bazı insanlar, tarihte idarenin başına geçmişlerdi ama çok geçmeden de kolaylıkla yozlaşmışlardı. Ancak bu böyle olmakla beraber konularına hâkim ilim adamlarının da her zaman devlet yönetimine ışık tuttukları da bir gerçekti. Ancak, aslen bir matbaa işçisi olan Todor Jivkov için bu, ne yazık ki böyle olmamıştır.
     Adım adım iktidara yürüyen ve 1954 yılında Komünist Partisi genel sekreterliğini ele geçiren Todor Jivkov, kısa zamanda memleketini, Rusya’nın en güvendiği şakşakçısı haline getirmiştir.
     Öyle ki; Bulgar lideri 4 Eylül 1973 tarihinde Pravda gazetesinde yayınlanan mesajında “… Yorulmak bilmeyen bütün çabalarımız, SSCB’nin güçlenmesi ve gelişmesi, bütün dünyada komünizm zaferinin gerçekleşmesi için olmuştur…” diyerek devletinin köleliğini açıkça dile getirmiştir. Böyle demekle de; Bulgar halkının ve Bulgaristan’ın güçlenmesinin söz konusu olmadığını, asıl amacının SSCB’nin güçlenmesi ve gelişmesi olduğunu teyit etmiş olmaktadır.
     Eski Sovyet lideri Brejnev’in, Bulgaristan gezisi sırasında yayınlanan ortak bildiride yer alan ve 17 Eylül 1973 tarihinde devlet başkanı Todor Jivkov tarafından televizyonda yapılan konuşmada; “… Varşova paktına ve COMECON’a üye öteki ülkelerle birlikte Bulgaristan Halk Cumhuriyeti, milletlerarası komünist ve işçi sınıfı hareketinin başarılarını daha ileriye götürmek ve dünya devrimci faaliyetleri geliştirmek yolunda, dünya sosyalist toplumunun koordine dış politikasının başarı ile gerçekleştirilmesi için aktif çaba harcamaktadır…” diyerek SSCB’ye ne derecede bağlı olunduğu göstermiştir.
     Sayın okuyucu zaten anlaşılmış bulunan bu konuyu daha fazla uzatmaya gerek yoktur. Ancak Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’ni temsil eden ve 32 yıldır görevini sürdüren Todor Jivkov’un Vietnam’a yaptığı gezi sırasında yayınlanan (1 Ekim 1979) konuşmasının tam metni vermek komünizm uşaklığını yapan bu devletin dünya görüşünü özetlemek ve devlet başkanının yapısını tanımak olacaktır.
     (DEVAM EDECEK)

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz