Genel Kültür Notları (21)

G

BATIL İNANÇLARIN KÖKENİ
     Çevremizde birçok kişide görebileceğimiz batıl inançların kökeni nedir diye merak ettiniz mi hiç? Bunların pek çoğu, şimdi bize komik gelecek nedenlerle başlamış inanışlardır. Bazı inanışların asılsız olduğunu bilsek bile kime zaman ona inanmadan edemeyiz. Sözgelimi, uğur getirsin diye yanında uğurlu eşya taşıyan pek çok kişi vardır. Uğurlu olduğuna inanılan şeylerin başında at nalı gelir.
     At nalının uğurlu sayılmasının birkaç nedeni var: Eski çağlarda demir yeni yeni kullanılmaya başlandığında, bu güçlü metalin tanrılarla ilgili, olağanüstü güçlere sahip olduğuna inanılırdı. Demirden yapılmış olan at nallarının da bu güce sahip olduğuna inanılırdı ve yanında nal bulunduran, kendilerini korunuyor gibi hissederlerdi.
     At nalıyla ilgili bir başka öykü de, Hıristiyan azizi Dunstan’la ilgili. Söylenceye göre şeytan, demirci olan Aziz Dunstan’ı ziyarete gelmiş ve ondan ayaklarına nal çakmasını istemişti. Karşısındakinin şeytan olduğunu anlayan Dunstan onu hemen yakalayıp duvara bağlamış ve kapısında at nalı çakılı olan evlere yaklaşmaması sözünü alıncaya kadar da çözmemişti. Böylece kapı üzerinde çakılı olan at nalları, zamanla kapı tokmağı olarak kullanılır olmuştu.
     Eski Yunanlılar ve Romalılarca da at nalı uğurlu sayılırdı; ne var ki bu inanış asıl gücünü Ortaçağda kazandı. Ortaçağda cadılık ve büyücülük insanların en çok korktuğu şeylerdi. Büyücülerin attan korktukları için süpürgeye bindiklerine, demir at nalına yanaşamadıklarına inanılırdı. Kötü güçleri olan cadılardan ve büyücülerden korunmak için insanlar at nalı taşımaya ve evlerinde görünür yerlere asmaya başladılar. Avrupa’da at nallarıyla oynanan bazı oyunların kaynağı da aslında bu inanışlardır.
     Uğur getirdiğine inanılan bir başka nesne de dört yapraklı yoncadır. Bilindiği gibi yoncalar çoğunlukla üç yapraklıdır. Bir yonca tarlasında dört yapraklı yoncayı bulmak gerçekten şans ister. Kuzey Avrupa’da, Hıristiyanlık öncesinde yaşayan din adamlarına “druid” denirdi. Bu sözcük, “meşe bilgesi”, “meşe ağacını bilen” demektir. Druidler törenlerini doğanın içinde yaparlardı ve doğanın kutsallığına inanırlardı. Yoncalar da onların kutsal simgelerinden biriydi.
     Uğurlu olduğuna inanılan şeyler gibi, uğursuz olduğuna inananlar da vardı. Bunların başında kara kedi gelir. Kara kedinin uğursuz sayılmasının nedeni de Hıristiyanlık öncesi inanışlardan kaynaklanır. Eski Mısır’da kedilerin tanrılarla haberleşen kutsal hayvanlar olduğuna inanılırdı. Eski inanışların mirasını reddeden Hıristiyanlık kediyi de lanetledi. Cadı ya da büyücü olan kişilerin bu hayvanları ayinlerde kullanmaya devam ettiği söylentileri yayıldı. Oysa Avrupa, kediye olan bu düşmanlığının bedelini ağır ödeyecekti. Kedilerin çok sayıda öldürülmesinin ardından Avrupa’da fare sayısı arttı; bu beraberinde veba salgınlarını getirdi. “Fareli Köyün Kavalcısı” masalı bu dönemleri anımsatır.
     Batıl inançlardan biri de merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği yolundadır. Duvara dayanmış bir merdivenin oluşturduğu üçgen, birçok toplumda farklı anlamlar taşırdı. Sözgelimi Mısırlılar için büyük tanrı Osiris’i ve Osiris’in karanlık hapishanesinden kurtuluşunu simgelerdi. İngiltere ve Fransa’da ölüme mahkûm edilen kişilerin darağacına giderken merdiven altından geçmeleri nedeniyle bu durum uğursuz sayılmaya başlandı. Bir başka inanışa göre de, merdivenlerin altında o merdivenin ruhu yaşıyordu. Merdiven altından geçerek o ruhu kızdırabilirdiniz.
     Esnerken ağzı kapatmak, insanın ruhunun ağzından dışarı kaçmasını önlemek için, tahtaya vurmak, doğa dinlerinde ağacın kutsallığını vurgulamak ve ona sığınmak için, ağaca çaput bağlayıp dilek dilemek yine benzer doğa dinlerinin kalıntıları olarak günümüze kadar gelmişlerdir.
     Günümüzde birçok insan, inandığı şeyin ya da yaptığı hareketin ne anlama geldiğini bilmeden, kökeninin ne olduğunu sorup öğrenmeden yapıyor. Bunlara inanmak elbette gülünç; ama siz inanıyorsanız bile artık bunların geçmişini biliyorsunuz demektir.
     Çevrenizdeki bazı insanların size tuhaf gelen davranışlarını görebilirsiniz. Kimileri duvara dayanmış bir merdivenin altından geçmez; bunu uğursuzluk sayar. Kimileri önlerine birdenbire bir kara kedi çıkarsa o günün kötü geçeceğini düşünür. Bazı insanlar tavşan ayağının, at nalının ya da dört yapraklı yoncanın uğurlu olduğuna inanır; oysa bütün bu saydığımız inanışların sağlam bir dayanağı ya da bilimsel gerçekliği yoktur. Onun için bunlara “batıl inanç” adı verilir.
PARİS KANALİZASYONU
     Paris kentinin dünyada eşi olmayan bir kanalizasyon sistemine sahip olduğunu biliyor muydunuz? Zaten Parisliler de bu sistemle öylesine gurur duyarlar ki, sistemin bir bölümü müze haline dönüştürülmüştür. 2100 kilometrelik bu kanallar ağının bir bölümü, 1850’li yıllarda yapılmaya başlanmıştır. Aslında bütün sistem, biri kente içme suyu sağlayan, öteki de atık suları toplayan iki farklı kanal sisteminden oluşur. Bugün, kentin telefon kabloları da bu kanallardan geçerek yapılara ulaşıyor.
     Kanalizasyon sisteminde, 26.000 kanalizasyon kapağı ve 18.000 ızgara deliği bulunur. 6000 otomatik rezervuar, her gün 200.000 metreküp atık suyu boşaltarak sistemi temizler. Kanallardan o kadar çok atık su akar ki, görenler bu suyu coşkun bir akarsuya benzetirler. Ancak, bunun fazla “kokulu” bir akarsu olduğu da açık!
     Elbette ki, kanalizasyon sistemini oluşturan kanalların sürekli olarak temizlenmesi gerekiyor. Bu işte çalışanlar, madenlerdeki yük vagonlarını andıran makineler kullanıyorlar. Bu makinelere binip dev beton boruların içinde dolaşarak karşılarına çıkan katı atıkları iterek kanalları temizliyorlar. Bu işlemin çok zahmetli olduğunu da belirtelim. Örneğin, 20 metrelik bir bölümü bu şekilde temizlemek tam altı saat sürüyor. Kanallardaki katı atıkları temizlemek için kullanılan ikinci bir yöntemde ise, tahtadan yapılma dev toplardan yararlanılıyor. Bazılarının çapı iki metreyi bulan bu topların her birinin boyu, kanalizasyon kanallarının içine tam sığacak kadar. Kanalların içinde yuvarlandıklarında, pislikleri önlerine katarak itmeye yarıyorlar.
     Kanalizasyon sisteminin her köşesi, karış karış haritalanmış durumda. Herhangi bir sorun olduğunda, çalışanlar sorunun nerede olduğunu harita üzerinde bulup, duruma çabucak müdahale ediyorlar. Üstelik bu yalnızca zarar görmüş borular ya da su sızmaları için geçerli değil. Kimi zaman, insanların sokaklardaki ızgara deliklerine yanlışlıkla yüzük gibi değerli eşyalarını düşürdükleri de oluyor. Eğer ızgaranın yeri belirtilirse, kanalizasyon sisteminin çalışanları bu eşyaları bularak sahiplerine geri veriyorlar. Üstelik de bunu her yıl yaklaşık 3000 kere yapmaları gerekiyor!

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz