Yaşanmış Casusluk Öyküleri (23) Ankara’da Bir Alman Casusu (Cıcero Harekâtı)
Yaşanmış Casusluk Öyküleri (23) Ankara’da Bir Alman Casusu (Cıcero Harekâtı)

Yaşanmış Casusluk Öyküleri (23) Ankara’da Bir Alman Casusu (Cıcero Harekâtı)

     Gizli bir Alman operasyonunun bir kısmı olan Cicero Harekâtı, harpten sonra müttefikleri hayretler içinde bırakan bir Nazi teşebbüsüdür.
     Cicero’nun ne olduğunu iyice anlayabilmek için 9 sene geriye gitmek lazımdır. Bu hikâye, Adrienne adlı güzel bir artistin Budapeşte’deki gece kulüplerinden birinde şarkı söylediği zamanlar başlar. Kızın sanat kabiliyeti bir Amerikalı diplomat tarafından takdir edilmiş ve kendisine biraz yakınlık gösterince kız onun peşinden Sofya’ya kadar gitmiştir. İşte Sofya’da güzel artist, İlyas Bazna (Diello) adlı bir Arnavut’la karşılaşmıştır. Diello aşağıda anlatılan casusluk faaliyetinde başrolü oynamış bikridir.
     Bundan birkaç ay sonra iki âşık bütün hazırlıklarını yaparak yola çıkmışlar ve Türk hududuna kadar gelmişlerdi. Fakat burada artistin hududu geçemeyeceği kendilerine anlatılmıştı.
     Güzel artist Budapeşte’deki Papagallo gece kulübüne döndükten sonra orada gayet iyi karşılanmış ve hadise de kapanır gibi olmuştu. Kısa bir zaman sonra uzun boylu bir adam kulübe gelerek, bu kıza Arnavut’u tanıdığını söylemiştir. Bunun üzerine ikisi Bükreş’e gelmişler ve hazırlıklara başlamışlardı.
     Adrienne’in yeni yardımcısı, kendisinin Kaltenbruenner’in Balkanlardaki baş ajanı olduğunu ve yapacağı bütün hizmetlerin karşılığının fazlasıyla ödeneceğini söylemiştir. Bu sırada Adrienne, Türk hududunu aşmaya muvaffak olmuş ve Arnavut Diello ile İstanbul’da gizlice buluşmuştu. Zira Arnavut’un ona anlatacak bazı şeyleri vardı.
     Arnavut, İstanbul’da fazla bir iş beceremediğinden şikâyet ederek, ikisinin daha kârlı işler yapabileceklerini sevgilisine anlatmış ve onu kandırmıştı. Arnavut’un maksadı casusluk yapmaktı. Kararlaştırılan plana göre kız, Ankara ile İstanbul arasında kuryelik vazifesini görecek ve elde edilen malumat Berlin’e satılacaktı.
     Harekete geçen Adrienne bu sıralarda, Ankara’daki İngiliz Büyükelçisi Hugh Knatchbull-Hugessen’in bir erkek uşak aradığını haber almıştı. Fırsattan istifade etmesini bilen Arnavut, bu iş için sefarethaneye müracaat etmişti. İşin tuhaf tarafı, onun müracaatı kabul edilmiş ve kendisi sefarethaneye alınmıştır.
     İlk zamanlar Arnavut, sefarethaneden hiçbir malumat elde edememiş ve bu vaziyet Berlin’i müthiş bir şüpheye düşürmüştü. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra bir gün Arnavut, Alman sefarethanesine giderek ajanlardan birine kısa bir müddet sonra Churchill, Roosevelt ve Çan Kay Şek’in Kuzey Afrika’da bir yerde buluşacaklarını ve Amerikan reisicumhurunun da bu toplantıya Iowa zırhlısı ile gelmekte olduğunu bildirmiştir.
     Vaziyet Berlin’e bildirildiğinde kimse ona inanmamış, fakat bundan birkaç gün sonra Lizbon’dan da Arnavut’un söylediklerini teyit eden bir haber gelmiştir. Arnavut yaptığı bu hizmete karşılık 20 bin dolar istemiş ve bu para kendisine verilmiştir.
     Diello, bir gün büyükelçinin kasasının anahtarlarından birini ele geçirdiğini bildirdiği zaman Almanlar hayretler içinde kalmıştı. Onun bu iddiasının doğru olup olmadığı o zaman kesin olarak bilinmemekle beraber, elinde bir takım gizli vesikalar bulunduğu muhakkaktı.
     Vaziyeti büyük bir alaka ile takip eden Kaltenbruenner, Arnavut uşağın verdiği her haber için muazzam para istemesine çok içerliyordu.
     Müttefik devlet adamları arasındaki büyük konferans Kahire’de başlayınca, Arnavut bu sefer de konferansta verilen kararları elde ettiğini bildirdi. Fakat o Berlin’e verdiği her haber için 20.000 dolar istiyordu. Aldığı paranın küçük bir kısmını Adrienne’e verdikten sonra geri kalanını cebine atıyordu.
     Bu hadisenin cereyanı sırasında Ribbentrop’un emirlerine tâbi olan Alman Dışişleri Bakanlığı’nda büyük bir hata işlendi. Şüphe içinde olan mütehassıslar bir haberi Hitler’e bildirmeden evvel onun doğru olup olmadığını tetkike koyuldular. Onların maksadı Hitler’in üzüntü verici haberleri duymamasıydı.
     Teşebbüs ettiği her işte büyük bir muvaffakiyetsizlik ile karşılaşmış olan Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop, müttefikler arasında anlaşmazlık bulunduğu hakkında kehanetinin istilanın başlamak üzere olduğu bir sırada büyük kıymeti olduğunu zannediyordu. Bu meseleye temas eden bütün haberler alakadarlara bildirildiği halde, bundan çok daha kıymetli olan askerî sırlar ehemmiyetle tetkik edilmiyordu. Büyük kıymeti olan ipuçları, bu adamların serseriliği yüzünden Alman genelkurmayına bildirilmiyordu.
     Bu sırada üçlerin Tahran konferans toplandı. Bütün dünya, konferansta üç büyük devlet adamının Hitler Almanya’sına indirilecek son darbenin planlarını tespit ettiğini biliyordu. Almanların maksadı müttefiklerin batıda Avrupa kıtasının hangi bölgesine çıkarma yapacaklarını öğrenmekti. Almanların bütün ümidi Ruslarla müttefikler arasında anlaşmazlık çıkmasında idi.
     Tahran konferansı sona erdikten kısa bir zaman sonra, Diello Alman sefarethanesine tekrar geldi ve elindeki vesikaları göstererek konferansta verilen bütün kararları ele geçirdiğini bildirdi. Vesikalar tetkik edilmek üzere kendisinden istendiği zaman, o bir sürpriz yaptı. Diello, Nazilere bu hizmete mukabele 100 bin dolar para istediğini bildirdi. Vaziyet Hitler’in karargâhına bildirildikten sonra 100 bin dolar Arnavut’a verildi.
     Mütehassıslar onun getirdiği bütün vesikaların fotoğrafını aldılar ve bunların hepsini tetkik edilmek üzere Almanya’ya gönderdiler. Bundan sonra ne olduğunu siz de tahmin edebilirsiniz. Hitler, Arnavut’un başardığı işi haber alınca kahkaha ile gülmeye başlamış ve şunları söylemiştir:
     “Böyle bir şey olamaz. Bu malumatın doğru olması imkânsızdır. Bu işte İngiliz gizli teşkilatının parmağı olsa gerek…”
     Hitler’in yanında bulunan Kaltenbruenner, Mueller ve gizli polis teşkilatının şefi Neba, bu işte büyük hisseleri olduğu halde Hitler’in fikirlerini kabul etmek mecburiyetinde kalmışlardı.
     Nazilerin önünde müttefiklerin bütün istila planları ve Balkanlar’a karşı girişilecek bütün bombardımanların tafsilatı mevcut olduğu halde, onlar bir türlü buna inanmıyorlardı. Müthiş içerleyen Naziler, Arnavut Diello’yu ve Macar artistini temizlemeye karar verdiler. Zira onlar aldatıldıklarını zannediyorlardı. Fakat sefarethaneye geldikleri zaman Arnavut ile sevgilisinin çoktan izlerini kaybettirdiklerini gördüler.
     Arnavut’un ortadan kaybolduğunu gören Nazi liderleri, Arnavut’un kendilerine sattığı gayet kıymetli vesikalardan tamamen yanlış neticeler çıkardılar. Onlar Churchill’in batıdan yapılacak çıkarmaya itiraz edeceğini ve müttefik kuvvetlerinin batıda toplanmasına henüz emir verilmemiş olduğunu zannediyorlardı.
     Arnavut’un evvelce haber verdiği gibi, Balkanlardaki müthiş bombardımanın başlaması üzerine Hitler ve Keitel’in aklı başına geldiyse de, artık iş işten geçmişti! İkisi de işledikleri hatayı anladıkları vakit çok geç kalmışlardı.
     İşte Cicero Harekâtı bu şekilde sona erdi. Bu vaka ile beraber Almanya da harbi kazanma fırsatını kaçırmış oldu. Fakat bunda İngiliz mukabil casus teşkilatının gayet verimli çalışmasının da rolü olduğunu hatırlamak gerekir. Zira bunun ne yaman bir teşkilat olduğunu bilen Almanlar, bir defa olsun hakikati söyleyen kendi adamlarına bile inanmamışlardı!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir