Böyle Gelmezdi Her Yıl Bahar
Böyle Gelmezdi Her Yıl Bahar

Böyle Gelmezdi Her Yıl Bahar

     Bütün bir şehir halkı günlerden beri bu gece için kendi aralarında adeta sessiz bir yarışa girmişlerdi. Bu geceki garden parti ile yılın baloları dizisi son bulacaktı. Garden parti; işini bilir tertip komitesinin titiz çalışmaları sonucu fevkalade bir program ve organizasyon ile hazırlanmıştı. Hiçbir fedakârlıktan kaçınılmadığı günler öncesi dilden dile dolaşan söylentilerden anlaşılıyordu.
     Vahit böyle toplantılara pek önem veren cinsten değildi. Kokteyller, balolar, partiler kendisine göre ancak zorunlu hallerde ve formalite gereği, ortalıkta kısa bir müddet göründükten sonra müsaade alarak kaybolmaya mecbur olduğu sıkıcı toplantılardı. Bu gibi toplantı ve topluluklarda kendi yaşantısı ile uyumsuzluk gösteren bir sıkıntı içinde buluveriyordu kendisini.
     Aylardan beri hazırlıkları sürdürülen bu yılın son garden partisi için tertip komitesindeki hatırlarından çıkamayacağı dostlarının, ofisine kadar getirdikleri davetiyeyi geri çevirmeden almak mecburiyetinde kalmıştı.
     Yapacağı yine aynı şeydi… Partiye gidecek, bir müddet orada bulunacak ve bulacağı bir mazeretin ardına sığınarak uzaklaşacaktı oralardan…
     Bu davranışlara kendisi kadar çevresi de, arkadaşları da alışkın olduklarından, onun bu davranışlarını hiç kimse yadırgamazdı. Onun bu tutumunu büyük bir müsamaha ile karşılarlardı. Bu arada şunu da belirtmek faydalı olur: Vahit bu gibi toplantılara istemeye istemeye bir protokol gereği katılmış da olsa, gerek giyim-kuşamı, gerekse hareketlerini kimseleri rahatsız etmeyecek şekilde ayarlamasını bilirdi.
     Aslen Doğu Anadolu Bölgesi doğumlu idi. Yaşı; şaire göre yolun yarısı olan otuz beşi geride bırakmıştı. Siyah saçlarını, hafifçe karışmaya başlayan şakakları tamamlardı. Gür, kalın kaşlarının altındaki gözleri mertlik ve dürüstlük ifadesi pırıltılarla dolu idi. Filiz gibi gösterişli, sevimli bir delikanlı idi. Konuşmasındaki ahenk ve yumuşaklık, karşısındakilere güven ve huzur verirdi. Büyük bir işletmenin personel şefi idi. Çok geniş bir muhiti vardı.
     Vahit bu yaşına kadar hiç evlenmemişti. Bu meseleyi zamanı geldikçe veya bazı rastlantılar ile arada bir düşünmüş fakat kesin bir sonuca varamamıştı. Şehrin güzel bir muhitindeki dairesinde yalnız başına yaşıyordu. Ev işlerini gören hizmetçi kadın, Vahit Bey döndükten sonra çeker giderdi.
     İş dönüşü hemen duşunu alan Vahit Bey, şayet dışarıya çıkmayacaksa ya müzik dolabının ya da kütüphanenin yanında alırdı soluğu.
     Kütüphanesindeki kitaplar, müzik dolabındaki plaklar öyle sıradan şeyler olmayıp ayrı bir zevk ve bilginin mahsulü ile derlenmiş eserlerdi.
     Elinde tuttuğu bir eserin sayfaları arasında bütün benliğiyle eriyerek kaybolup gittiği anlarda, bir taraftan da viskisini yudumlardı. Teypte dönen bir ‘long-play’in nağmeleri etrafa yayılırken gözleri dalar giderdi. Karşı blok apartmanların üzerinden görünen masmavi gökyüzünün bitiş noktası, hafif bulutlu ufuklar içerisinde kaybolurken Vahit çeşitli düşüncelerle hayallere dalar kendinden geçerdi…
     Bir bahar mevsimindeyiz…
     Bu bahar, otuz beş yıldan sonra gelen bir bahardır. Ve bu bahar, bundan önceki baharlara hiç de benzemiyor…
     Böyle gelmezdi her yıl bahar…
     Evet… Bahar; daha doğru bir deyimle, her yıl gelen bahar, böyle değildi, böyle gelmezdi… Böyle gelmezdi her yıl bahar…
     Neden?
     Vahit Bey’i böylesine düşüncelere sevk eden âmiller nelerdi acaba? Böylesine güzel… Ruhlara sükûn ve sürur veren bir mevsimde… Güzelliklerle dolu bir mevsimde, Vahit Bey’in karamsarlığa varan üzüntü, düşünce ve ıstıraplarının kaynağı nelerdi acaba? Ve yine acaba Vahit Bey geçmişteki baharları veya hiç olmazsa onlardan birkaçının… En azından birinin tahassürü içinde bu denli neden kıvranıp dururyordu? Bu sorulara bir cevap ararken, biraz gerilere doğru dönmek istiyoruz…
     Bir bahar gecesi idi…
     Geceyi çok tatlı, mis gibi bahar kokuları yüklü ılık bir esinti kucaklıyor… Vahit’in bu geceki halini gören arkadaşları ve dostları hayretlerini bir türlü gizleyemiyorlar…
     Vakit gece yarısını çoktan geçmiş.
     Garden parti gittikçe artan bir coşkunlukla devam edip gidiyor. Program çok zengin. Orkestra son yıllarda bu çevrelerde görülmemiş derecede kaliteli.
     Bu tür toplantılarda uzun boylu barınamayıp kaçan Vahit bu gece, gecenin bu saatinde el’an burada… Hem de hemen hemen hiç ayrılmayanların başında geliyor…
     Orkestranın başlaması ile derhal piste koşan Vahit her türlü dansı büyük bir ustalıkla becerdikten sonra kollarının arasındaki genç bir sarışın kız ile birlikte dans biter bitmez büfeye koşuyor. Sonra da yine aynı sarışınla ve ellerindeki içki kadehleri ile rengârenk kâğıt fener ve ampullerle süslenmiş bahçenin, defne dalları ile çevrelenmiş yollarından geçerek leylak ya da gül fidelerinin meydana getirdiği gölgeler arasında gözlerden kaybolup gidiyor.
     Sapsarı saçları bukle bukle omuzlarına dökülmüş olan Türkan’ın… Maviş gözleri kapkaranlık gökyüzünde ışık saçan yıldızlara benziyor… Öylesine güleç, öylesine ışıl ışıl… Körpecik, kıpkırmızı küçük dudakları bir yakut parçası gibi… Hiç kaprissiz uzanı uzanıveriyorlar Vahit’e doğru… 16-17 yaşlarından umulmayacak bir olgunluk ve çekicilikteki nefis vücut yapısını, yine yaşından beklenilmeyen bir cüretle giydiği çok dekolte ve daracık tuvaleti, bütün tatlı hat ve görüntüleri ile gözler önünde bırakarak saramazken, boydan boya bir yırtmaçlı uzun eteği ile sona eriyor…
     Garden parti gecesi başlayan, hatır ve hayale dahi gelmeyen, beklenmeyen bu beraberlik sonraki günlerde de devam edip gidiyor…
     Aradan birkaç yıl ve bir kaç mevsim geçiyor… Geride birkaç bahar kalıyor…
     Her zaman hatırlanacak, tahassürle anılacak cinsten birkaç mevsim ve bahar…
     Buram buram sevda dolu, his dolu, aşk dolu bahar… Her gecesi, her günü, her saati ebediyen anılmaya, hatırlanmaya değer birkaç bahar maziye intikal edip gidiyor…
     Günlerin neler getirip neler götüreceği belli olmuyor. Veteriner hekim Avni Bey’in başka bir ildeki göreve atanması, beklenmeyen ayrılığın başlangıcı oluyor. Avni Bey’in biricik kızı Türkan her nedense Vahit’e veda etmeye lüzum dahi görmeden ayrılıveriyor buralardan…
     Türkan’ı tanıması ile yaşantısı değişen Vahit, o günden sonra yıkılıp gidiyor. Çok zor geliyor bu ani ayrılık ona… Ne kitapları ne plakları… Artık kendisini avutmuyor. İşte mevsim bahar… Evet… Yine ilkbahar mevsimindeyiz…
     Lakin bu bahar başka baharlara, bundan önceki baharlara hiç benzemiyor… Türkan’sız gelen baharlarda tatlılık ve lezzet mi aranır? Türkan’sız gelen her bahar ancak ve ancak hüzün ve melal ile dolu olabilir…
     En iyisi eski anılarla yaşamak, bir şarkının melodileri arasında teselliye benzer bir şeyler bulabilmektir.
     Bundan böyle gelecek baharların neler getirip neler götüreceğini düşünmek dahi istemeden “Böyle gelmezdi her yıl bahar” diye adeta feryat ile bir şarkı başlayarak geçen zaman… Artık çok çok gerilerde kalan ve tekrar yaşanması mümkün olmayan baharları, hafızasında yaşatmaya çalışıyor Vahit şimdi… 

Böyle gelmezdi her yıl bahar
Böyle açmazdı gonca güller
Ben mi değiştim yoksa dostlar
Eski sevdalar hayal olmuş  

Yeşil o yeşil değil artık
Dilde şarkılar kırık dökük
Yoksa gülmekten biz mi bıktık
Eski sevdalar hayal olmuş  

Neden bilmem ki solmuş dağlar
Susmuş bülbüller güller Ağlar
Ben mi değiştim yoksa dostlar
Eski sevdalar hayal olmuş 

Güfte: Necip Artan
Beste: Dr. Teoman Önaldı
Makam: Acem Kürdî
Usûl: Semai
Form: Şarkı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir