Biraz Düşünelim!

B

                Yol arkadaşlığı eden bir insanla bir aslan, aralarında kimin daha güçlü olduğunu konuşurken bir heykel görmüşler. Heykel, bir adamın bir aslanı boğmasını gösteriyormuş. “Bak işte bu bizim daha üstün olduğumuzun kanıtı,” demiş adam. “Sen öyle san,” diye karşılık vermiş aslan; “Eğer biz de heykel yapabilseydik, şimdi bir aslanın pençesi altında en az yirmi insan görecektin!” 

                Çok zengin bir adam, aynı zamanda Sokrat’ın hayranıdır. Adam öldükten sonra bütün servetinin Sokrat’a bırakılmasını vasiyet eder. Bir süre sonra Sokrat’a bir çuval dolusu altın getirip teslim ederler. Sokrat, altın dolu çuvalı alarak bir sandalla denize açılır ve altınları denize atmaya başlar. Sonra da; “Ey altınlar! İşte sizi batırıyorum ki, siz de benim ruhumu batırmayasınız!” der. 

                Bernard Shaw’un konuşurken kelimeleri özenle seçmesi yazılarında kendini daha iyi belli ederdi. İngiltere’de basıma giren her yazısının her bir kelimesine 1 şilin ücret isterdi. Şayet yazıları Amerika’da basılacaksa fiyatını arttırır, kelimesine 1 dolar alırdı. Şakacılığıyla tanınan Amerikalı yayıncılardan biri Shaw’a 1 dolar yollayarak, “Bana bir kelime gönderin!” diyerek sonucu merakla beklemeye başladı. Yazar gönderilen doları aldı, cebine koydu ve kâğıda tek kelime yazarak postaya verdi. Yayıncı heyecanla zarfı açtı; mektupta istediği tek kelime yazılıydı: “Merci!” 

                Mevlana Celalettin-i Rumî Hazretleri anlatır:
                “Bir gün dostlarımdan biri bana hoş kokulu bir kil verdi. Kile sordum: ‘Mis misin yoksa amber mi? Gönülleri meftun eden kokundan ben sarhoş oldum.’ Kil; ‘Ben değersiz bir kildim,’ diye cevap verdi ve devam etti: ‘Ama bir zaman gül ile bir arada bulundum. Arkadaşımın olgunluğu bende iz bıraktı. Yoksa ben yine aynı toprağım!’” 

                Bir öğrencisi öğretmeniyle ilgili aslı olmayan bir dedikodu çıkarır. Dedikodu kulaktan kulağa yayılır. Daha sonra öğretmen öğrencisine bu dedikodunun kaynağının yanlış olduğunu ispatlar. Öğrenci hatasını anlar, çok üzülür ve “Öğretmenim, bu hatamı nasıl giderebilirim?” diye sorar. Öğretmen öğrencisine, kuş tüyü bir yastık alıp kasabanın yanındaki tepeye çıkmasını ve yastığı bıçakla kesip kuş tüylerini etrafa savurmasını söyler. Öğrenci yastığı keser, kuş tüyleri kısa sürede ovanın her tarafına yayılır. Öğretmen öğrencisine; “Şimdi senden bu tüyleri toplayıp tekrar yastığın içine koymanı rica ediyorum. Eğer bunu yaparsan hakkımda çıkardığın dedikoduyu da telafi edebilirsin!” der. 

                Yaşlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyordu. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup dururlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor ve dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden ille de siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla bunu sordu dedesine. Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı. “Onlar, benim için iki simgedir evlat.” “Neyin simgesi?” diye sordu çocuk. “İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunları düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.” Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa kazananı da olmalı diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorularına bir yenisini ekledi: “Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?” Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa ve cevap verdi: “Ben, hangisini daha iyi beslersem!”

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi