Yerine Başka Hiçbir Şey Konulamayan Tek Şey Sevgidir

Y

       “Babam bana hiç aferin demedi hocam!”
       Gözlerine baktım çocuğun, ışıl ışıl parlıyor sanki. Yüreği gözlerine yansımış adeta. O yaşlar hiç yakışmıyordu gözlerine. Yüreğinde yanan ateş, “gözlerinde” yaşa dönüşüyor.
       “Ne oldu oğlum?” dedim. Göz kapaklarını sıktı. Hıçkırmaya başladı. Sustum. “Kocaman adam ağlar mı?” dedirtmemek için dişlerimi sıktım. Sesimin titremesine engel olamadım. Sadece, “Ağla oğlum!” diyebildim. “Ağla! Gözyaşları, yürek yangınına yetişen itfaiyecilerdir.”
       Belki teselli edecek birkaç şey söyleyecektim ama o ne demek istediğimi anlamayacaktı. Sadece sustum. Rahatlamasını bekledim. Hıçkırıkları yavaş yavaş azalmaya başladı. Eline bir kâğıt mendil verdim. Burnunu sildi. Son birkaç damlayı da silince yangının hafiflediğini anladım.
       “Neyin var oğlum?” dedim. “Babam,” dedi, yutkundu. “Bir şey mi oldu babana?” diye korkarak sordum. “Yok, hocam!” dedi. “Dövdü mü baban seni?” diye sordum. “Öyle bir şey değil hocam. Nasıl anlatsam…” dedi ve sustu. Birkaç dakika boşluğa baktıktan sonra; “Hani siz bana biraz önce ‘ne oldu oğlum’ dediniz ya…” sesi yine titremeye başlamıştı. “Babam bana hiç ‘oğlum’ demiyor. Ya da ben hatırlamıyorum hocam! Hep eleştiriyor beni. Hiçbir şeyimi beğenmiyor. Babam bana bir defa bile ‘aferin oğlum’ demedi.”
       Daha fazla konuşamadı. Sadece o mu? Ben de konuşamadım. Her şeyin sözlük tarifi var belki. Ama “sevgi” kavramını nasıl anlatırız ki? Her şeyin bir alternatifi var mutlaka. Ama “sevgi” duygusunun yerini neyle ve nasıl doldurabilirsiniz ki?
       Bir eğitim kurumunda staja başladığım ilk yıllardı galiba. Sekiz yaşlarında bir öğrencim sık sık odama gelip, “Hocam, size sarılabilir miyim?” diye sorardı. Her seferinde ayağa kalkardım. Ve onu kucaklardım. Önceleri bunu niye yaptığını anlamamıştım. Mesleğe yeni başladığımdan olsa gerek, yüreğini ısıtmam için bana sarıldığını bilmiyordum. Ama bu öğrencimin niçin ağladığını çok iyi biliyordum.
       Bu yazıyı kaleme alırken Halil Bey geldi aklıma. Halil Bey 1999 Gölcük depreminde eşini, büyük kızını ve iki kolunu kaybetmişti. Halil Bey’le bir vesileyle geçmiş yıllarda bir söyleşimiz olmuştu:
     “İki kol bize çalışmaktan öte sevgiyi göstermek için verilmiştir. Bize verilen iki kolun en mühim görevi sevdiklerine sarılmakmış. Yüreğimizdeki sevgiyi taşımak için kullanılan elleri, bense dövmekte ve hakarette kullandım. Ey iki kolu sağlam insanlar! En sevdikleri hâlâ yanında olanlar! Durmayın sarılın. Benim protez kollarım yüreğimi yavruma taşıyamıyor…”
       Ne kadar acı bir isyan. Allah hiçbir anneye, hiçbir babaya böyle bir acı yaşatmasın. Evladını kucaklamak istediği halde kolları olmadığı için evlatlarını bağrına basamayan bir babanın çektiği sıkıntıyı tarif etmek imkânsızdır. Baktım yerinden kalktı öğrencim. Odadan çıkacak. Anladım ki derdini anlatarak rahatlamış. O, kapıya varmadan ben yanına koştum. Parmaklarımı saçlarının arasında gezdirirken kendime çektim ve sarıldım. Sanki benden ilk hamleyi bekliyormuş gibi o da bana sarıldı. Bağrıma bastım. O küçük kalbinin atışını hissediyordum. Sizin kollarınız var mı? Çocuklarınız da varsa bence hemen kucaklayın onları. Halil Bey’in isyanını tekrar okuyun… Kendi kollarını değil, evlatlarının sıcaklığını özlüyor Halil bey. Yavrunuzun yüreğini ısıtın… Tabi kendi yüreğinizi de…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi