Dev İle Terzi

D

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Hep hava atan, ama borcunu hiç ödemeyen bir terzinin aklına esti. Ormana gidip etrafa bir göz atacaktı. Terzihanesini terk etti, gidebildiği kadar gitti. Hep yollarda dolaştı durdu. Patika ve köprüler onu yordu. Bütün gün oraya buraya gitti. Sonunda gücü ve hevesi bitti.
       Derken ufukta sarp bir dağ gördü; onun arkasında da balta girmemiş karanlık bir ormanın içinden ta göğe kadar yükselen bir kule gördü: “Vay canına!” diye söylendi. “Bu da nesi böyle?”
       Çok merak ettiği için oraya doğru yürüdü. Yaklaştığında gözlerine inanamadı, dili tutuldu; çünkü bu kulenin bacakları vardı, bir sıçrayışta sarp dağı aşan bu şey kule falan değil, koskoca bir devdi.
       “Sen ne arıyorsun burada ufaklık?” diyen gür bir ses ortalığı çınlattı. Terzi kekeledi:
       “Ormanda ekmeğimi kazanabilir miyim diye etrafa bakınıyordum.”
       “İstersen benim yanımda çalış?” diye sordu dev.
       “Gerekirse neden çalışmayayım ki? Ne ücret alacağım?”
       “Ne ücret mi alacaksın? Söyleyeyim: Yılda üç yüz altmış beş lira alacaksın, artık yılda da Şubat 29 çektiği için bir gün daha fazla, tamam mı?”
       “Öyle olsun,” dedi terzi ve şöyle düşündü: “Onun suyuna gitmem lazım. En kısa zamanda buradan kurtulmalıyım.”
       Bunun üzerine dev, “Git bana bir testi su getir bastıbacak!” dedi.
       “İstersen kuyuyu alıp getireyim, kaynağıyla beraber?” dedi palavracı.
       “Ne? Kaynağıyla beraber kuyuyu mu?” diye homurdandı dev. Hem hantal hem de aptal olduğu için sakalını kaşıdı. Yavaş yavaş terziden ürkmeye başladı. “Bu herif elma soymaktan çok daha fazla şey yapar, büyücü herhalde? Gözünü dört aç arkadaşım, bu sana göre normal bir hizmetçi değil!” diye aklından geçirdi.
       Terzi suyu getirdiğinde dev bu kez ona ormana gidip biraz odun toplamasını emretti.
       “İstersen bir vuruşta tüm ormanı getireyim, oradaki tüm ağaçları, yaş ya da kuru demeden, dallı budaklı da olsa hepsini getiririm nasılsa!” diye soran terzi ormana odun kesmeye gitti.
       “Ne? Tüm ormanı mı kesecek? Yaş ya da kuru demeden tüm ağaçlan mı devirecek? Yemek bile yemeden! Kuyuyu da kaynağıyla birlikte getirecek ha!” diye homurdandı dev ve daha fazla korkmaya başladı. “Herifin elinden elma soymaktan çok daha fazla şeyler geliyor; büyücü herhalde. Gözünü dört aç, arkadaşım. Bu, sana göre bir hizmetçi değil!”
       Terzi odunu getirdikten sonra dev ona akşam yemeği için üç tane yabandomuzu vurmasını emretti.
       “İstersen bir atışta bin domuz vurup hepsini buraya getireyim?” diye sordu palavracı terzi.
“Ne?” diye haykırdı ürkek dev; çok korkmuştu. “Bugünlük bu kadarı yeter, hadi git uyu.”
       Dev o kadar korkmuştu ki, bütün gece gözüne uyku girmedi. En kısa zamanda bu büyücü hizmetçiden nasıl kurtulacağını düşündü durdu. Sabreden derviş muradına ermiş derler ya!
       Ertesi sabah dev ile terzi bir bataklığa gittiler; bu bataklığın etrafında bir sürü söğüt ağacı vardı. Dev, “Dinle terzi, şu söğüt ağacının dallarından birine çık otur; sonra onu eğebilecek misin bakalım, çok merak ediyorum?” dedi.
       “Pöh!” diyen terzi ağaca tırmanıp dallardan birinin üzerine oturduktan sonra soluğunu tutarak tüm ağırlığını verince dal aşağıya eğildi. Ama terzi soluklanmak isteyince ve de ütüyü cebine koymayı unuttuğu için, eğik dal onu havaya öyle bir fırlattı ki, bir daha kimse onu göremedi.
       Eğer aşağı düşmemişse hâlâ gökte bir yerlerde olmalı…

(Grimm Kardeşler-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi