Tarih Adım Adım Yazıldı-18. Basralı Tüccar Süleyman

T

TARİH ADIM ADIM YAZILDI – Ünlü Gezginlerin İzinden Dünya Tarihine Bir Bakış
1. Kitap-2. Bölüm : I-IX Yüzyıl Arası Ünlü Gezginler (BASRALI TÜCCAR SÜLEYMAN)

                I’inci yüzyıldan IX’uncu yüzyıla kadar olan gezginler listesini, Basralı bir tüccar olan Süleyman adlı kişiyle bitirmek istiyoruz. Bu tüccar, Basra Körfezi’nden hareket edip, Asya kıyılarını izleyerek Çin sahillerinde karaya çıkmıştır. Seyahatinin hikâyesi, birbirinden farklı iki kısmı içermektedir.
                Birinci kısım, seyahati gerçekleştirmiş olan Süleyman tarafından 851 yılında yazılmıştır. Diğeri ise, birinci kısmı tamamlamak amacıyla Ebu Zeyd Hasan adındaki bir coğrafyacı tarafından 878 yılında kaleme alınmıştır. Doğa bilgini Reinud’ün düşüncesine göre; bu seyahatname, bir taraftan, IX’uncu yüzyılda Basra Körfezi civarındaki ülkelerin Mısır ve Arabistan sahilleri ile diğer taraftan, Hindistan ve Çin’in geniş eyaletleri arasında cereyan etmiş ticari ilişkileri gün ışığına çıkarmıştır.
                Süleyman, Maskat’tan su yedeğini tamamladıktan sonra, Basra Körfezi’nden dışarı çıkmış, önce, ikinci deniz olan Umman’ı geçmiştir. Burada kaşalot olması muhtemel muazzam bir balık görmüştür ki, tedbirli gemiciler, çan çalarak hayvanı ürkütmek çaresini aramışlar ve seyahati kaleme alan kişinin abartmasına bakılacak olursa, yakalanıp yarılan karnında daha küçük bir köpek balığı, onun karnında da biraz daha küçük başka bir köpek balığı bulmuşlar ve her iki balığın da halen canlı olduğunu hayretle görmüşlerdir.
                Süleyman, karşılaşmış olduğu kırlangıç ve domuz balığı gibi hayvanları tarif ettikten sonra, Maldiv ve Sunda adaları arasındaki Herkend Denizi’nde en aşağı bin dokuz yüz ada bulunduğunu, bu adaların kıyılarında gri renkte iri amber parçalarının serpili olduğunu söylemektedir. Bir kadın tarafından idare edilen bu adalar arasında, Arapça adı Seylan olup inci avcılığı ile meşhur bir ada bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, altın madenleriyle zengin olup insan eti yiyen vahşilerle yerleşik Sumatra ve iç kısımlarındaki ormanlık alanlarda yaşayan kabilelerin bugün dahi hâlâ yamyam olduğu Nicobar ve Andaman adalarından söz etmektedir.

                Süleyman, seyahatnamesinde, Herkend Denizi’nin bazen hortum şeklinde burulduğunu, gemileri parçaladığını, sahillere çok miktarda ölü balıklar attığını ve hatta iri taş bloklarını fırlattığını söylemektedir. Bu denizin kabardığı sırada suların, yanmakta olan bir ateş görünümünde olduğunu ifade etmektedir. Süleyman, yine bu denizde, insanları parçalayıp yiyen bir tür canavarın bulunduğundan söz etmekte, yorumcular ise bunun iri bir köpek balığı olduğunu söylemektedir.
                Nicobar Adaları’na gelen Süleyman, ada halkıyla, demire karşın Hindistan cevizi, şeker kamışı, muz ve Hindistan cevizi şarabı gibi malların değişimini yaptıktan sonra, Malaka sularına geçmiş ve sahili takip ederek, on günlük bir deniz yolculuğunun ardından, tükenen su stokunu tazelemek için Singapur olması muhtemel bulunan Poulo-Oby karşısına gelerek Siyam Körfezi’nin kuzeyine çıkmıştır.
                Bu sıralarda, Basralı tüccarın gemileri karşısında, Moluk Adaları’yla Çin-Hindi arasında uzanan geniş bir deniz açılmıştır. Süleyman, Varela Burnu’na doğru yol üstünde bulunan Sander-Foulat Adası’ndan yiyecek malzemesi almaya karar vermiştir. İşini bitirmesinin ardından, önce Çin Denizi’ne ve bir süre sonra da, o devirde, gemilerin birbirine aborda olmasının/yan yana durmasının töreleştiği Çe-Kiang şehrinin limanı olan Khan-Fu’ya girmiştir.
                Süleyman’ın Ebu Zeyd Hasan tarafından tamamlanmış olan seyahatnamesinin kalan kısmı, Hintliler’in, Çinliler’in ve Afrika’nın doğu kıyısı sahillerinde yaşayan insanların gelenek ve görenekleri hakkında gayet detaylı bilgiler vermektedir. Seyahatnamenin bu kısmını aktaran kimse gezgin değildir, ama verilen bilgiler çok doğru ve çok da ilgi çekicidir.
                Milattan önce on altı yüzyıl ve sonrasında dokuz yüzyıl boyunca dünyayı dolaşmış olan kâşiflerin çalışmalarını özetlemek için söylenmesi gereken şudur ki; Atlantik’i, Akdeniz’i, Kızıldeniz’i, Hint Okyanusu’nu ve Çin Denizi’ni geçerek, Norveç’ten Çin İmparatorluğu’nun en son sınırlarına kadar olmak üzere, sahillerin büyük bir kısmı görülmüş ve ziyaret edilmiştir.
                Mısır’dan Etiyopya’ya, Küçük Asya’dan Kafkaslar’a, Hindistan ve Çin’den Tataristan’a kadar olmak üzere, karaların iç kısımlarına da cesaretle keşif seyahatleri yapılmıştır. Gezginler tarafından tespit edilen çeşitli noktalar hakkında matematiksel bir açıklık tam olarak anlaşılmış olmasa da, hiç olmazsa, insanların ahlak, gelenek ve görenekleri, çeşitli ülkelerin ürünleri, dinsel töre ve törenler yeteri kadar belirtilmiştir.
                Düzenli ve sürekli esen rüzgârlardan faydalanan gemiler, denizlerde daha güvenle seyir yapabilmişler, kervanlar kıta içinde seyahat ederken nereye gitmekte olduklarını takip edebilmişlerdir. Bilim adamlarının yazıları ve tarihçilerin notlarıyla insanlığa sunulmuş olan bu bilgiler sayesinde, ticaret, ortaçağın son döneminde muazzam bir gelişme göstermiştir
                Aynı döneme, işleyen tarihsel süreç açısından bakıldığında ise, çok daha büyük olayların yaşandığını görmek mümkün olmuştur. Eski yüksek medeniyetlere beşiklik etmiş topraklardan büyük imparatorluklar, güçlü devletler tarih sahnesine çıkmışlar ve yüzyıllar süresince egemenliklerini muhafaza etmişlerdir. Tarihteki her bir devletin ayrı bir özelliği, ayrı bir güzelliği ve ayrı bir görevi vardır; hiçbirini bu açılardan birbiriyle kıyaslamamak gerekir. Sürecini tamamlayan devletler ise giderek silinmişler ve tarih sahnesini terk etmek durumunda kalmışlardır.
                Yine bu dönem, büyük göçlere ve büyük fetihlere sahne olmuştur. Yerleşmek için yeni toprak arayan kavimler, yeni kazanımlar için komşu topraklara saldıran devletler, kanlı ve uzun süren savaşların çıkmasına neden olmuşlardır. Doğal olarak her bir hareket, yeni haritaların çizilmesi ve yaşanılan olaylarla birlikte tarihe yeni notlar düşülmesi sonucunu doğurmuştur.
                Bu dönemde yeni önderler ortaya çıkmış, içlerinden bazıları büyük başarılara imza atmış, bazıları ise en verimli olacakları bir dönemde, gerçekleştirilen suikastler nedeniyle yaşama veda etmişlerdir. İnsan katliamının çok acımasızca uygulandığı bu çağlarda işlenilen cinayetleri normal kabul etmek gerekir. Bunların yarattığı insanlık dışı görüntü ise, ne yazık ki tarihin bütün çağlarında var olagelmiştir.
                Keza bu dönemde, birbirine komşu topraklardan iki büyük din doğmuş ve hızla yayılma sürecine girmiştir. Din uğruna yapılan savaşlar büyük kırımlara neden olmuş, ülkeler ve toplumlar bundan büyük zarar görmüştür. Dinsel inanç ve nedenlerden dolayı başlatılan her savaş, önce bazı kazanımlar sağlasa da, sonuçta hiçbir tarafın yararına olmamış, büyük çabalarla ele geçirilen topraklar birer birer elden çıkarılmıştır.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi