Susadım Gülüşüne, Hasretim Gelişine
Susadım Gülüşüne, Hasretim Gelişine

Susadım Gülüşüne, Hasretim Gelişine

     Gülay, içi kırmızı astarlı, yaka ve etekleri kürklü siyah maksi mantosu içerisinde bir o kadar daha şipşirin bir kız olup çıkıvermişti…
     Bembeyaz bir teni, güleç yüzü, incecik hilal kaşları altındaki upuzun kirpiklerinin gölgelediği kömür gözler, yeni açılmış yaban gülünü andıran, hemen kenarında Tanrı tarafından kondurulmuş siyah bir benin süslediği küçücük, hafif pembe dudaklar, bütün o çevre güzellerinin kıskandığı ziynetleri idi Gülay’ın.
     Hiçbir güzele nasip olmayan, çok tatlı gülüşüyle, tertemiz ahlakıyla sevimli mi sevimli idi…
     Meslek olarak okul sonrası sekreterliği tercih etmişti…
     Muntazam bir hayatı vardı. İşine gidiş ve dönüş saatleri belliydi ve hiç aksamazdı.
     Mühendislik diplomasını geçen yıl alan Erzin ile bu gidiş gelişleri sırasında tanışmışlardı. Gülay’ın işyeri yakınında devam eden büyük bir inşaatın kontrol mühendisi olan Erzin ile arkadaşlıkları çok güzel başlamış ve aylarca devam etmişti.
     Ne kadar güzel anlaşıyorlardı… Birbirlerine ne kadar da bağlı idiler…
     Artık her iki taraf yakınları mutlu bir son bekliyorlardı ki hiç anlayamadığımız ve kendilerinin dahi anlayamadıkları bir sebepten, aralarından bir kara kedi geçivermişti…
     Günler vardı ki birbirlerini görmüyorlardı…
     İşine gücüne bağlılığı kadar, belki biraz ifrat derecelerine varan titiz hareketleri ve onur sahibi kişiliği ile Erzin Bey, kimselere bir şeyler söylemeyip etrafa zarar vermeden meseleyi kendi imkanları ile olumlu bir çözüme ulaştırmaya gayret sarf ediyor ve neticeye bu yolla ulaşmayı uygun buluyordu…
     Bugün için böyle olabilir ama Allah’tan umut kesilmezdi elbette…
     İşte kendi kendine yaptığı bu telkinlerle kendisini biraz toparlayan Erzin, artık fırsat buldukça dudaklarından düşürmediği bir şarkı ile kendisini avutuyor; o eski mesut günlerin geri gelmesini umutla bekliyordu…
     Gelin dostlar… Bizler de, kara kedinin geçtiği aralarından beyaz bir sulh güvercininin en kısa zamanda kanat çırparak geçmesini, gönüllerine konmasını temenni ederek Erzin’in şu anda yine dudaklarından dökülen bir şarkının içli nağmelerine kulak verelim sizlerle…

Susadım gülüşüne, hasretim gelişine
Rastlamadım eşine
Kalbimde yerin o kadar derin
Yaşlı gözlerim senin eserin
Yandım beyaz tenine, dudaklarındaki benine
Minicik ellerine
Kalbimde yerin o kadar derin
Yaşlı gözlerim senin eserin
Yeter yaktın acı gel
Gel başımın tacı gel
Derdimin ilacı gel
Kalbimde yerin o kadar derin
Yaşlı gözlerim senin eserin

Beste: Erol Sayan
Güfte: Yılmaz Topuz
Makam: Kürdî
Usûl: Nim sofyan
Form: Şarkı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir