Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar

G

     Arkadaşları ona “şeytan tüylü” derlerdi…
     Daha okul çağındayken açılmıştı şansı…
     Akranları, gözlerine kestirdikleri bir kız ile arkadaş olabilmek için göze almadıkları fedakarlık, başvurmadıkları çareler kalmazken, kızlar Rahmi ile arkadaş olabilmek için adeta birbirleriyle kıyasıya yarış ederlerdi nedense.
     Çok zengin bir aileye mensup olduğu için değildi bu avantajı.
     Zevkli giyinmesini bilir, güzel konuşur, girginliği ve tarif edilemez bir şekilde de cana yakınlığı ile herkesin ilgisini çekerdi.
     Bu böylece uzun seneler boyu devam etti…
     Özel arabasında çeşit çeşit hanımlar… Her gün bir yerde, her gün yeni bir dalda yaşantısına devam ediyor. Her kapıyı çalıp her gönüle girip çıkıyordu defalarca…
     Kırık dökük bir yığın hatıra, bir yığın yaralı gönül bıraktığı yollarda, hızla ilerlediği bir sırada bir gün yapayalnız kalıverdi orta yerde.
     Nihayet kendi kapısı çalınmış, yaralanmış ve öylece terk edilip kalıvermişti işte… Etme bulma dünyası denebilirdi buna…
     İşte şu anda kendisini sıcacık bir yaz mevsiminde, yıldızlı bir yaz gecesinde, denizi kuşbakışı seyreden zeytinlikler arasındaki bir kır kahvesinin, sazlarla örtülü çardağının altında görüyoruz.
     Gökyüzünde ışıl ışıl yanan yıldızların akisleri hafifçe esen rüzgarla kıpırdaşan dalgacıkların koynunda, uçuşan ateş böceklerini andırıyor… Sessiz sedasız süzülüp gözlerden kaybolan sandalların küreklerinde meydana gelen yakamozlar bu sessiz denize ve pırıl pırıl gökyüzüne ayrı bir anlam, ayrı bir güzellik veriyor…
     Rahmi başını avuçlarının içerisine almış, bütün sahneleri ile hayatına giren güzelleri, maziyi renkli bir sinema şeridi gibi gözlerinin önünden tekrar tekrar geçiriyor…
     Ve… “Bugüne kadarki yaşantımın tabii neticesi bu!” demekten kendini alamıyor sonunda…
     “Yaptıklarımın kefaretini ödemekteyim belki de,” diyerek acı acı bir nefis muhasebesi yaptıktan sonra, sanki uzunca süren bir rüyadan uyanmışçasına yerinden doğrularak, kır kahvesinin kapısı önüne park ettiği arabasına doğru ilerlerken, denizden esen bir rüzgâr, dudaklarından dökülen bir şarkının içli nağmelerini bizlere doğru getiriyor…

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar
Yeryüzünde sizin kadar yalnızım
Bir haykırsam belki duyulur sesim
Ben yalnızım, ben yalızım, yalnızım 

Tatmadığım zevk kalmadı dünyada
Hangi kalbe girdiysem kaldı izim
Taşa geçer, kendime geçmez sözüm
Ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım 

Güfte: H. Münir Ebcioğlu
Beste: Teoman Alpay
Makam: Nihavend
Usûl:
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz