Bilinmeyen Varlıklar
Bilinmeyen Varlıklar

Bilinmeyen Varlıklar

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Meçhul bir zamanda bir çölde yaşayan bazı varlıklar varmış. Bu varlıklardan annenin adı “Sell”, babanın adı “Tell”, ablanın adı “Give”, küçük kardeşin adı da “Too” imiş. Bu varlıklar çölde yaşıyorlarmış ama kimse çölün sıcağına ve kuraklığına dayanamadığı için bu varlıkları bugüne kadar hiç görmemişler.
     Bu varlıklar çölde çoğunlukla kum ve bazı böcekleri yiyerek yaşıyorlarmış. Tabii her kumu değil, özel bir kumu yiyorlarmış. Bu kum çölün her yerinde bulunmayan özel bir kummuş. Bu varlıkların özellikleri ise boyları 10 metre kiloları ise 40 kg civarı imiş. Göz renkleri pembe, ten renkleri ise kırmızı imiş. Dudak renkleri ise yeşil, diş renkleri ise siyahmış.
     Bu varlıklar dört kişiden oluşan bir aileymiş. Anne çok çalışkanmış. Gece gündüz çalışır çabalar çocuklarına o özel kumdan bulmaya çalışırmış. Baba da anne gibi çalışkanmış. O da hep böcek avına çıkarmış. Çocuklardan abla olan biraz duygusalmış. Hep oturup benim ten rengim niye çok koyu kırmızı diye üzülür ve ağlarmış. Ailedeki küçük kardeş ise çok akıllıymış. Sürekli projeler, taslaklar çizer, bu projeler üzerinde çalışırmış.
     Günlerden bir gün bu küçük kardeş projeleri için çölde araştırma yapmak maksadıyla evden ayrılmış. Çölde gezerken ne olduğunu anlayamadığı bir hayvan görmüş. Sırtında iki kamburu olan garip bir hayvanmış bu. Tabii nerden bilsin bu hayvanın deve olduğunu. Üstelik kendisinden küçük bu hayvandan korkmuş. Deve de doğal olarak bu varlıktan korkmuş. Bir süre sonra devenin yanına bir adam gelmiş. Adam çok cesaretli biriymiş ama bu varlığı görünce düşüp bayılmış.
     Küçük kardeş adamı düştüğü yerden kaldırıp ailesi ile yaşadığı yere götürmüş. Adam ayılınca bir de ne görsün karşısında bir varlık var ama nasıl bir varlık, uzun mu uzun, ince mi ince… Tam tekrar bayılacakken varlık, “Korkma korkma… Benden sana zarar gelmez!” demiş. Ona kim olduğunu anlatmış.
     Adam onlara daha önce hiç böyle bir varlık görmediğini çok şaşırdığını anlatmış. Uzun uzun sohbet etmişler. Onlara çölde nasıl yaşadıklarını sormuş. Varlıklar “Sana garip gelebilir ama biz kum ve böcek yiyerek yaşıyoruz,” demişler. Adam hiçbir şey demeden öylece kalakalmış.
     Adam susayınca varlıklara “Burada su bulunur mu?” diye sormuş. Hepsi bir ağızdan, “Ne?” dercesine anlamsız anlamsız adamın suratına bakmışlar. Adam sonradan çölde olduğunu hatırlayınca suyun olmamasını doğal karşılamış. Küçük kardeş; “Galiba ben suyun ne olduğunu biliyorum,” demiş. “Araştırmalarımı yaparken suyun çölde az bulunan bir şey olduğunu öğrenmiştim,” demiş.
     Daha sonra küçük kardeş ve babası, adama su bulmak üzere evden ayrılmışlar. Birçok yeri gezmelerine rağmen su bulamamışlar. Tam ümitlerinin tükeneceği bir anda, ileride bir su birikintisi görmüşler. Adam, “Acaba bu serap mı?” diye düşünmüş. Ama yanına gidince, “Su! Su!” diye bağırmaya başlamış. Kana kana su içmiş. Varlıklar suyu görünce önce korkmuşlar ama daha sonra onlar da tadına bakmışlar ve suyu sevmişler.
     Hava kararmaya yakın eve dönmüşler. O gece daha çok sohbet edip, daha iyi arkadaş olmuşlar. Adam yarın sabah gideceğini söyleyerek yatmaya gitmiş. Kız ile annesine de sabah kalkınca, “Adam sabah erkenden gitti, sizi uyandırmak istemedi,” demiş babası.
     Bilinmeyen varlıklar çölde mutlu ve mesut yaşamaya devam etmişler. Kim bilir belki bir gün bir bilim adamı onların izini sürecek ve varlıklarını kanıtlayacaktır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir