Bir Yeryüzü Cenneti – ARSUZ

B

     Göçmen her kuşun kanadı Arsuz’daki sulara bulanır mutlaka. Can suyudur yaşamının uzak diyarlara giderken… Meryem Ana’yla simgelenmiştir ki o su, uçsuz bucaksız makileri yemyeşil bir cennete dönüştürür masmavi denizlere akarken…
     Arsuz’da çan sesi ezan sesine karışır. Sema yeryüzüne yansımıştır. Fırıncı Corç Amca’nın simidiyle içilir çaycı İbrahim’in sabah çayı… Jeni’nin nezaketi karşılar Ali Amca’nın telaşını… Arsuz’da yaşam, hoşgörü ve sevgi bütün dünyaya örnek olacak türdendir.
     Koskoca bir tarihtir Arsuz… Kral mezarları ve büyük medeniyetlerin kalıntılarıyla doludur. Tarih olan kralların ardından Kleopatra’nın o büyülü sesi duyulur kıyılarından…
     Modern çağın medeniyetidir Arsuz aynı zamanda. Kıyılarındaki tesislerde yüzmek, güneşlenmek ya da dinlenmek; dağ yürüyüşleri yapmak; geceleri çeşitli eğlence mekânlarında sınırsızca eğlenmek de mümkündür Arsuz’da… Arsuz, hayatın siz nasıl isterseniz öylece aktığı büyülü bir dünyadır…
     Arsuz bölgesi, İskenderun’dan 62 km. boyunca uzanan güney sahil şeridi üzerinde ve merkezi Arsuz Çayı’nın ağzında bulunan turistik bir beldedir. Tarih boyunca “Rhopolis”, “Port Panel”, “Kabev” ve “Arsous” gibi isimlerle anılmıştır.
     Arsuz’da ilk yerleşim çok eskilere dayanır. Ancak bilinen tarihi Selevkoslarla başlar. Arsuz, M.Ö. 300 yıllarında Makedonya Kralı Büyük İskender’in generallerinden Selevkos I. Nikator’un, M.Ö. 64’te Roma’nın, M.S. 638 yılında Arapların, 969 yılında Bizanslıların ve 1268’de Memlük Devleti’nin egemenliği altına girdi.
     Arsuz’un merkezinde dünyanın en eski kiliselerinden biri kabul edilen Maryo Hanna Kilisesi ile Meryem Ana’nın banyo yaptığı yer olduğu iddia edilen Meryem Ana Havuzu bulunur.
     En parlak dönemlerini Romalılar zamanında yaşamış olan yörede, yapılan kazılarda, bu döneme ait heykeller, kolonlar, lahitler, mezar taşları, parfüm şişeleri ile seramik parçaları bulunmuştur.
     Arsuz’un 10 km. kadar güneyindeki Konacık sahilinde Helenistik dönemden kalma antık liman kentinin kalıntıları bulunmaktadır. İlçenin bilinen tarihi Selçuklulara kadar uzanmaktadır. Lübnan-Lazkiye yörelerinden yerleşen Arap Aleviler ve Arap Hıristiyanlar vardır ve Amanoslardan Türkmen aşiretleri de buna dahildir.
     Arsuz, Bizans ve Roma döneminde önemli bir liman ve yerleşim yeri idi. Bu dönemlere ait tarihi bir bölümü günümüzde mevcut olup askeri bölge içerisindedir.
     Bilindiği gibi Saint-Pierre’de buradan geçmiş ve Antakya’da Hıristiyanlığın hac merkezi haline gelen Saint-Pierre Kilisesi’ni Antakya dağlarının eteğine kurmuştur. İşte Hıruistiyan öncülerinin seçtikleri yol güzergâhında bulunan Arsuz yöresi, miladi yıldan, hatta milattan önceki yıllardan beri birçok medeniyete kucak açmış ve doğal olarak bu medeniyetlerin etkisi altında kalmıştır.
     İskenderun’un Arsuz yol kavşağı denilen mevkiden başlayan ve sahil boyunca yaklaşık 5-10 kilometrelik vadiler ve ovalarla devam eden Arsuz yöresi, 62 km. uzunluğundaki deniz sahil şeridi birçok ülke insanının yerleşim ve yaşam yeri olmuştur.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz