Özgüven Başarının Anahtarıdır

Ö

       Özgüven, sizin kendinizi değerlendirmenizdir. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü ya da hissettiği değil, sizin kendi hakkınızdaki duygu ve düşüncelerinizdir. Özgüven, başarısızlığın sebebi ve başarının anahtarıdır.
       Sizin kendi hakkınızda ne düşündüğünüz, başkalarının sizin hakkında ne düşündüğünden çok daha önemlidir! (Seneca)
       Yapılan araştırmalar, her yedi kişiden altısının özgüveninin düşük olduğunu ortaya koyuyor. İşe geç kalırız. Sürekli televizyonun başındayızdır, fazla yeriz, anlamsızca uzun uzun sosyalleşiriz, isteksiziz ve hiçbir şey yapmaya enerjimiz yok.
       Gördüğünüz rüyalar nasıl? Sürekli olumsuz mu? Bunları yorumlamak için rüya tabirleri kitabına ihtiyacınız yok! Kendinizi mahcup, kaybeden ve boyun eğen bir durumda mı görüyorsunuz? Rüyalarınıza bir karamsarlık ve korku mu hâkim? Bu, bilinçaltınızın nelerle dolu olduğunu ve aslında nelere inandığınızı gösteriyor. Bunun üzerinde çalışmanız gerekiyor. Bu zinciri bir yerinden kırmanız gerekiyor. Böyle duygular içerisindeyken hayatınızda yeni bir sayfa açamazsınız.
       Kendi hakkımızdaki olumsuz düşüncelerin ve inançların çoğunu bilinçli olarak fark edemeyebiliriz ama bilinçaltındadırlar ve kendilerini hissettirirler. Bazen kendinizi iyi hissetmezsiniz, ama tam olarak ne olduğuna da bir anlam veremezsiniz.
       Kendimizle ilgili hiçbir olumsuz düşünceye sahip olmamanın nasıl bir şey olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Kendimizle ve hayatla barışık olmak nasıl olurdu? Yeniden doğmuş gibi olurduk herhalde. Hayatımız boyunca taşımış olduğumuz bütün yükleri üzerimizden atmış olurduk. Kendimize güvenirdik, kendimizi iyi hissederdik, hayattan keyif alırdık. Kendimizi iyi şeylere layık görürdük. İşimizde daha yükseğe tırmanırdık. Daha iyi bir eş, daha iyi bir anne-baba, daha iyi bir çalışma arkadaşı olurduk. Neşe ve mutlulukla dolup taşardık. Bunun için bir şeyin olması gerekmezdi, yaşamın kendisi ve hayatta olmamız yeterli olurdu.
       Kendimizin en iyi arkadaşı olurduk. Yalnız kalmaktan korkmaz ve sürekli birileriyle birlikte olma ihtiyacı içerisinde olmazdık. Çünkü sevdiğimiz bir insanla baş başa olurduk.
       İnsanlara daha sevecen davranır, sevgi ve saygıyla yaklaşıp, onları kendimiz için bir tehdit olarak görmezdik. Kendimize değer verdiğimiz için, başkalarının da bize değer vermelerini beklerdik ve vermelerini de doğal karşılardık.
       Annenizden kalan bir vazoyu gözünüz gibi korurdunuz. Çünkü o sizin için değerli olurdu. Kimsenin ona zarar vermesine izin vermezdiniz. Onunla yakalamaca oynamazdınız, oynanmasına da izin vermezdiniz. Oysa kendimize ne kadar kötü muamele yapılmasına izin verdiğimizin farkında değiliz.
       Kendinize değer verdiğinizde, kendinizi olumsuz yönde etkileyecek şeyler yapmazsınız, başkalarının yapmalarına da izin vermezsiniz.
       Özgüvenin bir yansıması da, ne kadar para kazanabileceğiniz konusunda kabul edebileceğiniz ya da kendinize uygun gördüğünüz miktardır. Diyelim ki, kendinizi bin lira kazanırken görebiliyorsunuz ama üç bin lira tamamıyla hayal dünyanızın sınırları dışında. Bu rakamların bir önemi yoktur. Önemli olan kendinize neyi uygun gördüğünüzdür.
       Sizin değerinizi kim belirler? Geçmişiniz mi? Aileniz mi? Korkularınız mı? Yoksa “Senden adam olmaz!” diyen birisi mi?
       Eğer hayal kırıklığı yaşadıysanız, başka bir hayal kurun. Yere çakıldıysanız, ayağa kalkın ve devam edin. Kapı yüzünüze kapandıysa, başka bir kapıyı zorlayın. Ne yaparsanız yapın hayatın bir köşesine çekilip kendinize acımayın.
       Etrafta limitlerinize ulaştığınızı düşünerek dolaşmayın. Bu düşüncelerden kurtulmalısınız. Başkalarının başarılarına ve zenginliklerine bakarak, “Ben asla onlar gibi başarılı olamam, onlar kadar kazanamam,” demeyin. “Ben de onlar gibi başarabileceğimi biliyorum,” deyin.
       Ailelerinizin başarılarını geçmiş olmanız önemli değil. Her sabah yataklarınızdan sınırlarınızı aşıp ileri gitmek için kalkın. Sadece geriye yaslanıp olanı kabul etmeyin. Başarılı bir aileden geliyorsanız da bayrağı alın ve daha da ileri taşıyın.
       Parasal olarak bocalıyor olabilirsiniz. Bu yılın yükseleceğiniz bir yıl olmasına karar verin. Bu yılı hayatınızın en iyi yılı yapın. Düşüncelerinizde bütün bunlar için yer açın. Şüpheye kapılmayın. Nasıl olacağını sorgulamayın. Sadece inanın. Hiçbir yol olmadığını düşündüğünüzde bile, birden bir yol açılabilir.
       Her şeye rağmen bu olabilir. Geçmişinize, başarısızlıklarınıza, eğitiminize, eleştirilere rağmen bu olabilir. Şu anda içinizde oluşan inançların kök salmasına izin verin. O düşündüğünüz gerçek olabilir; ama eğer gerçekten inanabilirsen.
       “Sadece şu faturalarımı ödeyebilsem,” “Şunu bir atlatabilsem,” gibi küçük düşünmeyi bırakın artık. Günlük yaşamayı bırakın. Bundan daha iyisini yapabilirsiniz. Fakirlik içinde yüzüyor olabilirsin, ama fakirliğin senin içine girmesine izin verme!
       Yıllarca bize, “Ayağını yorganına göre uzat!” dediler. Bir Allah’ın kulu demedi ki, “Gel de şöyle ayağına göre bir yorgan bulalım!”
       Gerçek fakirlik parasal değildir. Gerçek fakirlik düşünce fakirliğidir, inanç fakirliğidir! Fikirler üretirseniz, bütün kalbinizle inanırsanız, parayı kendinize çekersiniz. Sorun parada değil, sorun her zaman fikirlerde ve inançta. Tek sermayeniz fikirleriniz olabilir. Hiçbir sınır yok, istediğiniz kadar üretim yapabilirsiniz.
       Ne zaman yeni bir şeye kalkışırsanız, sizi uyarıyorum, içinizden o olumsuz sesler yükselecektir. Belki yakın çevrenizden birileri size hiçbir zaman başaramayacağınızı söyleyecekler, “Bu iş için gerekenler sende mevcut değil!” diyecekler… Bu sözlere inanmayın! Hayatınızda yolunuza her çıkanı kabullenmeyin! Siz ortalama bir değer olmak için bu dünyaya gelmediniz! Geçmişinizle yüzleşin, ama her zaman hayal gücünüzle hareket edin!

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi