Üç Kısa Öykü-3

Ü

     İki Keşişin Öyküsü
     Tanzan ve Ekido adında iki keşiş, çamurlu bir yolda yürüyüşe çıkmışlar. Şiddetli yağmur yağıyormuş. Bir dönemece geldiklerinde ipek kimonosu (Japon kadınlarının önden çapraz olarak kavuşan uzun ve geniş kollu geleneksel giysisi) ve obisi (Kimononun üzerine bağlanan enli kuşak) içinde, çamurlu yolu aşamayan güzel bir kadın görmüşler.
     “Gel kızım” demiş Tanzan ve kızı kucağına alarak çamurlu yoldan geçirmiş.
     Sonrasında iki saat boyunca Tanzan ve Ekido, keşişlerin tapınakları dışında yaptığı gibi sessizce yürümeye devam etmişler. Tapınak göründüğünde ise Ekido dayanamayarak “Biz keşişler kadınlara yaklaşmayız,” demiş. “Gerçekten de bir kadına dokunduğuna inanamıyorum. Hayır, hayır, onu kucakladığına inanamıyorum!”
     “Onu iki saat önce yere bıraktım” diye karşılık vermiş Tanzan. “Sen hâlâ taşıyor musun? Aldığın Zen eğitimine rağmen, içinde öfke taşıdığından habersizsin!”
     Gerçek Baba
     Zen Ustası Hakuin saf bir hayat yaşamasıyla övülürmüş. Köylü onu para yardımı ve yemekle onurlandırırmış. Günün birinde güzel bir kızın ailesi, kızlarının hamile olduğunu fark etmişler. Kız inatla çocuğun babasının kim olduğunu söylemiyormuş. Aile baskı yapmaya devam edince kız, çocuğun babasının Hakuin olduğunu söylemiş. Aile, Hakuin’e karşı böyle bir suçlamada bulununca Hakuin’in verdiği tek tepki, “Öyle mi?” olmuş.
     “Reddetmemen kızın haklı olduğunu bize kanıtlıyor,” diye suçlamada bulunmuş aile.
     Hakuin cevaplamış, “Öyle mi?”
     Hakuin, kısa süre içinde saygınlığını yitirmiş. Bebek doğduğunda bakması için ona teslim edilmiş. Bebeğin ve kendi hayatını geçindirebilmek adına pirinç tarlasında çalışmaya başlamış. Bir yıl sonra genç kadın daha fazla dayanamayarak çocuğun gerçek babasının kim olduğunu söylemiş. Aile, Hakuin’in yanına gidip af dilemiş ve “Artık çocuğun gerçek babasının sen olmadığını biliyoruz,” demişler.
     Hakuin cevaplamış, “Öyle mi?”
     Bilmiyorum
     Bir derebeyi sıkıntı içinde Zen ustasını ziyarete gider. Ahır ırgatlarından biri ahırın kapısını açık bırakmıştır ve çok değer verdiği aygırı kaçmıştır.
     “Bu nasıl bir felakettir!” diye bağırır adam.
     Usta ise yalnızca, “Bilmiyorum!” diye yanıtlar. Derebeyi bezginlikle oradan ayrılır.
     Birkaç gün sonra aygır, peşinde üç yabani kısrakla çiftliğe geri döner. Derebeyi ustaya gidip şöyle der; “Bir felakete uğramamışım. Aksine Tanrı bana nimet yolladı.”
     Usta şöyle cevap verir, “Bilmiyorum!”
     Derebeyi ustanın bilgeliğinden şüphe ederek oradan ayrılır.
     Derebeyinin oğlu kısrakları güderken, kısraklardan biri onu teper ve çocuğun bacağı kırılır. Derebeyi ustaya gidip olayları anlatır ve kısrakların Tanrı’nın bir nimeti olmadığını söyler.
     Usta yine, “Bilmiyorum!” der.
     Hükümdarın askerleri, yakında çıkacak savaş için asker toplamaya gelince derebeyinin oğlunu bacağı kırık olduğu için geride bırakır, askere almazlar. Oğul babasına şöyle der, “Baba, bacağımın kırılması Tanrı’nın bir nimeti olmalı.”
     Baba yanıtlar, “Bilmiyorum!”

(Anonim-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi