Trenle Selanik

T

     İstanbul’un hengâmesinden kaçmak isteyenlerin ilk durağı genellikle Yalova, Sapanca, Yedigöller, Şile, Polonezköy vs. oluyordu. Fakat artık hafta sonu tatil anlayışı değişiyor.
     İstanbullular için hafta sonları Sofya, Dedeağaç, İskeçe ve Selanik’e trenle yapacakları yolculuk yeni bir tatil alternatifi oluşturuyor. Buna birkaç talihsiz kazaya rağmen demiryollarında yapılan iyileştirme çalışmaları da eklenince trenle yakın yerlere hafta sonu kaçamağı cazip hale geliyor. Yolcu sayıları her geçen gün artan ve bazen 200’ü geçen İstanbul-Selanik hattı bunun en başarılı örneği. Üstelik hattın yolcuları sırt çantalı genç maceracılar, nostalji tutkunu yaşlılar değil sadece. Aileler için de trenle Selanik çok cazip ve iyi bir tatil seçeneği.
     Sirkeci’den Selanik’e doğru yola çıkan trenin sadık yolcuları daha önce İstanbullu Rumlar ve Türkiye ile Yunanistan arasında ticaret yapan işadamlarıydı. Fakat şimdilerde durum biraz daha farklı… Trenle Selanik’e gitmek için yola çıkanlar arasında her yaştan ve meslekten yolcuya rastlamak mümkün. Bunlar arasında aile boyu Selanik’i gezmek için dostluk trenini tercih edenler çoğunlukta. Her gün akşam İstanbul ve Selanik’ten hareket eden dostluk treni 11-12 saat süren seferler gerçekleştiriyor. Hem trenle yolculuk yapmanın keyfini yaşamak hem de Selanik’i görmek isteyen birçok kişi için artık cazip bir seçenek dostluk treni. Normal şartlarda vize işlemlerinin yarım saatte bitmesi ve değişecek olan Yunanistan demiryollarına ait lokomotifle Selanik’e doğru hareket etmeniz gerekiyor. Fakat zaman zaman bir saat, iki saat bir tehirle de yola koyulabiliyorsunuz. Bizim seferde Sirkeci’den kalkan tren Türk-Yunan sınırına vardığında vakit gece yarısını henüz geçmişti. Trende yolculuk yapan ailelerin sayısı çok olunca etrafta koşuşturan çocuklara rastlamanız oldukça yüksek bir ihtimal. Yolcular uzun süren tren yolculuğu esnasında birbirleri ile kaynaşıyor ve hazırladıkları yollukları birbirleri ile paylaşıyor. Yani yolculuk yeni dostlukların kurulmasına da vesile oluyor.
     Demir atımız, Rodop Dağları’nın eteklerinden verimli Batı Trakya Ovası’nda olanca gürültüsüyle ilerliyor. Koreli Min Jung da yolcular arasında yer alıyor. Onun bu yolculuğu tercih etmesindeki sebep biraz daha farklı: “Türkçe öğrenirken okuma parçalarımızın çoğu Atatürk’le ilgiliydi. Bu dili öğrendiğimde onunla ilgili elime ne geçerse okudum. En çok da onun doğduğu yer olan ve okuma kitaplarınızdaki pembe evinin olduğu Selanik’i merak ediyordum.”
     Normalde 11 saat süren kadar süren yolda hoş bir sohbet ortamı oluşuyor. Katıklar paylaşılıyor. Yetmeyenler tren görevlilerinin servis ettiği sandviç ve çay-kahveyle telafi ediliyor.
     Selanik’e vardıktan sonra programınıza Rotonto’dan başlayın. Halen müze olan ve restorasyonu devam eden, minaresi ayakta kalan şehirdeki tek yapı. Önce tapınak, sonra sırayla kilise-cami-kilise-müze… Yorgunluğunuzu hemen köşedeki Hatzis pastanesinde atabilirsiniz. Kahve çayınızın yanında alacağınız aperatifler tanıdık. Çay ile birlikte börekler nefis. Garsonlar Türkçe bilmese de her istediğinizi anlar. Çünkü isimler ortak. Hanım böreği başköşede. Hemen yanında kaimaki touloumpes (kaymaklı tulumba), keskoul (keşkül), seker pare (şekerpare) vs. sıralanıyor. Eh burası Selanik, sizi şaşırtmasın…
     Kordon boyunda küçük bir gezintiye çıkmak iyi gelir. Sıra sıra şık kafeler, yelken yarışından dönen şamatacı gençler ve şehre kimliğini veren Beyaz Kule… Kulenin tam karşısındaki limanda yapılan kültür merkezi. En güzel binalarından biri Selanik Fotoğraf Müzesi… Açık sergileri gezerken kitapçısından Yunan ve Balkan fotoğrafına ilişkin kitaplara bakabilirsiniz. Şehrin en tepesinde bulunan Namık Kemal ve birçok yazarın, düşünürün çile doldurduğu Yedikule zindanlarına gitmek yürüyerek zor olabilir. Atatürk’ün evini ise ziyaret etmeden dönmeyin.
     Limandan Agiou Dimitriou Caddesi’ne çıkın. Bu cadde şehrin ana arteri. Türkiye yönüne doğru ilerlediğinizde konsolosluğumuzun da olduğu Pembe Ev’e ulaşırsınız. Denize paralel ikinci büyük cadde de Egnatia Caddesi. İki büyük caddenin arasında Roma agorası bulunuyor. Ve şehrin her tarafına serpiştirilmiş sayıları az da olsa Osmanlı yadigârı eserler. Hamza Bey Cami, çarşı olarak kullanılan Bedesten, Alaca İmaret, hamamlar… Kiliseye çevrilmiş camiler… Yola her kimle ve ne amaçla çıkıyorsanız çıkın ama mutlaka balık yiyip öyle dönün. Türkiye’de ödediğinizin yarısına hatta üçte birine çok lezzetli balıkları tadabilirsiniz. Dostluk treniyle bu akşam mı dönmek istersiniz, yoksa bir gün daha kalmak ister misiniz? Muhtemelen kalırsınız. Çünkü şöyle kabaca gezdiğiniz Selanik’in tadını çıkarma vakti. Türkiye yönüne doğru ilerlediğinizde konsolosluğumuzun da olduğu Pembe Ev’e ulaşırsınız.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz