Üç Kısa Öykü-6

Ü

     Kurduğumuz Hayat
     Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işinden ayrılıp eşi ve büyüyen ailesiyle birlikte daha özgür bir yaşam sürmek istediğinden söz etti. Müteahhit iyi bir işçisinin emekli olacak olmasına üzüldü. Ve ondan, kendisine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve işe girişti. Ne var ki, gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek zor değildi. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Çünkü kaliteli malzeme için birkaç gün daha beklemesi gerekiyordu. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!
     İşini bitirdiğinde, işveren evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin” dedi. “Sana benden hediye…”
     Marangoz şoka girdi. Ne kadar utanmıştı. Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi. O zaman onu böyle yapar mıydı?
     Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, şoka girerek kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.
     Hayatınızın marangozu sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. Bugünkü davranış ve seçimleriniz, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyleyse onu akıllıca kurun.
     Elimizdeki Çakıllar
     Eski zamanlarda, üç atlı bir çölden geçiyordu. Kurumuş bir nehir yatağından geçerken, gaipten bir ses duydular. “Durunuz!” diyordu bu ses.
     Hemen atlarını durdurdular. Ses, daha sonra atlarından inmelerini söyledi. “Yerden bir avuç taş alarak ceplerinize doldurunuz ve yolunuza devam ediniz. Yarın güneş doğduğunda hem memnun olacaksınız hem de üzüleceksiniz,” diye de sözlerine ekledi.
     Atlılar denileni yapıp yollarına devam ettiler. Ertesi sabah güneş yükselirken, ellerini ceplerine sokan üç atlı, harika bir olayla karşılaştılar. Taşlar; elmas, pırlanta, inci ve diğer kıymetli cevherlere dönüşmüştü.
     Bu durumdan gerçekten büyük bir sevinç duyuyorlardı. Çünkü sesin emrini yerine getirip taşları ceplerine doldurmuşlar, böylece sahip oldukları mücevherlere kavuşmuşlardı.
     Bir yandan da üzülüyorlardı. Çünkü yanlarına daha fazla taş almamışlardı.
     İşte hayatımızda verdiğimiz kararların yeri ve önemi, bu yaşananlar gibidir. İnsan, aldığı kararlar nispetinde hayatına yön verip başarı elde edebilir. Elindeki çakıl taşlarını kıymetli cevherlere dönüştürebilir.
     Nehir
     Günün birinde üç adam ormanda yürürken karşılarına büyük ve vahşi bir nehir çıktı. Nehrin karşı kıyısına geçmeleri gerekiyordu. Peki, bunu nasıl başaracaklardı? Birinci adam dizlerinin üstüne çöktü ve Tanrı’ya dua etti:
     “Tanrım, lütfen nehrin karşısına geçebilmem için bana güç ver!”
     Tanrı ona uzun kollar ve güçlü bacaklar verdi. Böylece nehrin karşısına geçebildi. Ancak bunun için 2 saat boyunca dalgalarla boğuştu ve neredeyse üç dört kez boğulma tehlikesi geçirdi. Ama başarmıştı. Bunu gören ikinci adam da Tanrı’ya dua etti:
     “Tanrım, lütfen nehrin karşısına geçebilmem için bana güç ve gerekli aracı ver!”
     Tanrı ona bir tekne verdi ve o da nehrin karşı kıyısına geçmeyi başardı ancak birkaç kez teknenin alabora olma tehlikesiyle karşılaştı. Tüm bu olan bitenleri izleyen üçüncü adam, dizlerinin üstüne çöktü ve Tanrı’ya yalvardı:
     “Tanrım, lütfen nehrin karşısına geçebilmem için bana güç, araç ve zekâyı ver!”
     Tanrı, adamı bilgeye dönüştürdü…
     Bilge haritaya baktı. Nehrin biraz yukarısına doğru yürüdü ve var olan bir köprüden karşıya geçti. 

(Anonim-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi