Dağ Başında Tüter Duman

D

     Şimdi İzmir dağlarındayız.
     Eteklerini bereketli incir, üzüm, zeytin ağaçlarının çevrelediği, dik sarp yamaçlarının ulu çamlarla süslendiği İzmir dağlarındayız şimdi…
     Zeybekler, efeler, koçyiğitler yurdu İzmir dağlarındayız…
     Etrafı sarp kayalar, çalılarla kaplanmış dar bir patikadan tepelere doğru tırmanıyoruz… Dimdik başlarını dumanların, beyaz bulutların örttüğü tepelere doğru tırmanıyoruz… Arada bir kartallar, şahinler, yırtıcı kuşlar süzülüyor tepemizden aşağılara doğru… Yan tarafta, kayalıklar arasında bembeyaz köpükleriyle çağıldayan bir su ve bitişiğinde bir düzlük görülüyor…
     Bu dağlar, bu tepeler, zeybekler ve efeler yurdudur demiştik hikâyemizin başında… Bu dağların, bu tepelerin, bu yerlerin en ünlü efesi de İsmail Efe’dir.
     Bu dağlar, bu tepeler İsmail Efe’nin yeri yurdudur.
     Buralarda onun sözü geçer, onun buyruğu kanun hükmündedir. Onun ağzından çıkan her söz emir bilinir. Mutlak yerine getirilir bu dağlarda…
     Zalimlerin korkulu rüyası, mazlumların yardımcısı, koruyucusudur… Nice zalime kan kusturmuş, nice fakir fukaraya dayanak olmuş, başlık derdinden, çeyiz yokluğundan yuva kuramayan nice genci ev bark sahibi, yuva sahibi yapmıştır.
     Nice mutlu yuvalar kuran İsmail Efe, ne yazık ki bir türlü kendisi bir yuva sahibi olamamıştır… Kader onu bu dağlara bağladı bağlayalı, gönlü alev alev yanmasına rağmen bu arzusunu bir türlü gerçekleştirememiştir.
     Biraz ilerideki Elmalık köyünün en zengini Yunus Ağa’nın dillere destan güzellikteki kızı Fatma’ya gönlünü kaptırmıştır İsmail Efe…
     “Haydi” deyiverse Yunus Ağa da, kızı Fatma da, dünden hazırlar bu işe… Hem de öyle korkudan değil ha… Canı gönülden razılar bu işe…
     Yunus Ağa, İsmail Efe gibi namlı, yiğit bir efeyi damat edinmekten; kızı Fatma da böylesine kahraman ve yakışıklı bir efeye eş olmaktan daha büyük bir mutluluk, daha büyük bir şan ve şeref düşünemezlerdi elbette ve düşünemiyorlardı da aslında…
     Ah… Ah… Şu beklenen, dedikodusu çıktığı halde bir türlü gerçekleşemeyen af bir geliverse de düze bir iniverse, ötesi elbette kolaydı.
     Biraz daha yukarılara doğru tırmanıyoruz…
     Şimdi hep bir ağızdan söylenen bir türkü, yanık yanık söylenen bir zeybek türküsü işitiyoruz… Devrilmiş kocaman bir çam kütüğüne yaslanmış sekiz kızan biraz ileride kendisinden geçmiş, düşüncelere dalmış reislerine, efelerine doğru sazlarını çevirmişler, tellerine hep birden vuruyorlar mızraplarını…
     Belli ki İsmail Efe yine Fatma’sını düşünmekte şu anda…
     Biz şimdi hep birlikte kızanların çalıp söyledikleri türküye kulak verelim sizlerle…

Dağ başında tüter duman
Benim efem cesur yaman
Düşmanına vermez aman
Benim efem cesur yaman
Efem seni bekler Fatma’n
Yeter artık silah atman
Dağ taşı yakıp yıkman
Yaklaşıyor düğün yapman
Sırma cepkenli efem
Yanağı benli efem
Dağları titretirsin
Aslan yürekli efem 

Beste: Kadri Şençalar
Güfte:
Makamı: Nikrîz
Usûl: Evfer
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz