Keloğlan Açıl Sofram Açıl

K

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok yoksul bir kadın varmış. Öyle yoksul, öyle yoksulmuş ki, bir tek kel oğulcuğuna bile gereği gibi bakamazmış. Keloğlan da, inadına, hiçbir şeye aldırış etmeyen bir insanmış.
     Günün birinde, Keloğlan’ın annesi oğluna seslenmiş:
     “Hadi Keloğlan, al şu darıları değirmene götür, öğüt de getir, ekmek yapayım da akşama yiyelim,” demiş.
     Keloğlan darı çuvalını yüklenmiş. Tam değirmene geldiği sırada bakmış keklikler yiyecek aranıp duruyorlar.
     “Bunları da Tanrı yarattı!” deyip darıları kekliklere saçmış.
     Akşama eve döndüğünde anasına ne demiş biliyor musunuz?
     “Değirmenci yoktu, darıları bıraktım geldim, ana!” demiş.
     Ertesi sabah gene değirmene yollanmış. Darıları saçtığı yere gelince elindeki değneği hızla yere çalmış. Bir de bakmış karşısına bir dev dikilmiş. Keloğlan, hiç korkmadan deve bağırmış:
     “Tez ver darılarımı! Onları sen yedirdin kekliklere. Ben şimdi ne diyeceğim anama?”
     Keloğlan’ın bu aldırmazlığı ve cesareti devin pek hoşuna gitmiş.
     “Al şu sofrayı. Acıkınca; “Açıl sofram, açıl!” der, karnını doyurursun.” diyerek Keloğlan’a bir tepsi vermiş.
     Keloğlan; “Açıl sofram, açıl!” deyince, sofranın üstünde en seçme yemekler belirmemiş mi?
Keloğlan tıka-basa karnını doyurmuş. Gel gelelim bir gün, nasıl olmuşsa olmuş, hırsızlar Keloğlan’ın sofrasını çalmışlar. Bunun üzerine Keloğlan gene değirmenin yoluna düşmüş. Artık alıştı ya; vurmuş değneğini yere. Bu kez de sofra değil, bir eşek vermiş dev ona. Keloğlan eşeğin başını tutup çevirince, hayvandan altınlar dökülmeye başlamış.
     Sonra Keloğlan eşeğine binmiş, hamama gitmiş. Eşeği kapıya bağlamış hamamcıya da; “Sakın eşeğin başını çevireyim deme!” diyerek sıkıca tembih etmiş ama adam eşeğin başını çevirmiş. Altınları görünce de aklı başından gitmiş. Hemen eşeği değiştirmiş, yerine başkasını bağlamış.
     Keloğlan gene değirmenin yolunu tutmuş. Devi bulmuş, olanları anlatmış. Bu kez dev ona bir tokmak vermiş.
     “Bir şölen ver… Hamamcıyı da, bütün tanıdıklarını da çağır… Yemekten sonra tokmağa ‘Vur tokmağım vur’ dersin, o gereğini yapar!” demiş.
     Şölenden sonra, konuklar dağılırken, tokmak içlerinden birini kıstırmış.
     “Çabuk, sofrayı geri getir!” diyerekten başlamış adamın kafasına kafasına vurmaya. Adam bakmış ki kurtuluş yok, gitmiş getirmiş sofrayı.
     Tokmak, daha sonra hamamcıyı da kıstırmış.
     “Çabuk, çaldığın eşeği geri getir!” diyerekten başlamış adamın kafasına kafasına vurmaya. Getirmedikçe de yakasını bırakmamış.
     Böylelikle Keloğlan kaybettiği eşyalarına kavuşmuş ve çok zengin ve çok sevilen bir insan olmuş. Nihayetinde padişahın kızıyla evlenmiş. Sofrası, eşeği ve tokmağı sayesinde karısıyla, annesiyle uzun yıllar mutlu mesut yaşamışlar.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi