Ateş Bahçesi

A

     Duman kokusu aldığında, içini sınırsız bir sevinç kaplar; sanki bahçesinde ilk defa, sonsuz bir sabır sayesinde açan, garip bir çiçeğin kokusudur bu. Bahçıvan, yıllar önce, koruda çıkan yangında, bir şey keşfetmişti. Yangının söndürüldüğü zannedilirken, toprağın altında kökler yanmaya devam ediyordu. Bunun üzerine, bahçesine kökleri çok yanıcı bitkiler ekmeye karar verdi; toprağın içinde açacağı nem kanallarıyla, ateşin yer altı yataklarını kontrol altında tutacaktı. Bu şekilde ektiği bahçesinde alevler, bir demet ateş çiçeği gibi toprağın üstünde tomurcuklanacak, bahçıvanın belirlediği çalı veya ağaçları yakacaktı.
     Yer altı yangınları bahçesinde yürürken, toprağın altında ağır ağır akan ısıyı teninde hisseder. Yolları planlayıp kontrol altında tutar. Belirli yerlerde, kanalların çevresini sular. Alev çiçeği nihayet onun istediği yerde açtığı zaman, yanan bitkiyi koklar ve ateşli arzusunun kısa ömürlü çiçeğinin kokusunu alır.
     Onun göremediği, köklerden oluşan ağ, hasadına çok sayıda beklenmedik yangın ekler. Isı, hiç tahmin etmediği yataklarda akar ve hiç ummadığı yerde çiçek açarak onu şaşırtır. O zaman, çiçeklerinin güzelliği, ihtilaçlı, acımasız bir güzelliğe dönüşür. Bahçıvan ani bir sarhoşluğun pençesine düşer ve gözlerinde yansıyan alevler, zihnindeki yangınla beslenir.
     Güneş ufka değdiğinde, bahçıvan bazen gökyüzündeki bu yangını kendisinin ektiğini düşünür. Beklenmedik, görünmez, havai bir kökün, ateşini bulutlara kadar ilettiğini ve bulutları durgun birer aleve, kora ve nihayet kömüre dönüştürdüğünü düşünür. Gecenin devasa bir kömür parçası olduğunu keşfetmiştir. Yıldızlar da, ateşin, büyük kömür kubbeye kakılmış minik yadigârlarıdır. Fosilleşmiş çiçekler. Bunun üzerine, ektiği ateş çiçeklerinin her gece kendiliğinden parlayabilmesi için, milyonlarca yıl ve bahçesine bakacak milyonlarca bahçıvan gerektiğini düşünür. Bu arada, her şey karanlığa gömülünce, bahçıvan, yangın çiçekleriyle bahçesinde bir gök haritası, bir akanyıldız geometrisi çizer. Başlangıçta, gökyüzünü aynen yansıtmak istiyordu. Zamanla, kendi takımyıldızlarını çizmeye heveslendi.
     Bazıları, gece vakti, bu ekili topraklardaki yıldız haritasında, kaderlerini veya sevdiklerinin kaderini okumaya gelirler. Mogador Kütüphanesi’nin bekçisi, “insanların zihnindeki ateş” diye adlandırdığı birçok devrimin, bu bahçedeki parlak çiçeklerden biri gibi başladığını iddia eder. Çin’deki, İran’daki, Patagonya’daki isyanların, buraya kadar uzanan kökleri olduğunu ileri sürer. Bahçıvan, her ekişinde, sulayışında ve yakışında, dünyaya bir kıvılcım ektiğini bilir; bahçesinin güzelliğinin, imparatorlukları sarstığını, hatta belki gökyüzünde yıldızları ateşlediğini, bir başka kıtada nehirleri kuruttuğunu, gökdelenleri yakıp yıktığını, kralların boynunu vurdurttuğunu bilir.
     Bazıları ise, bu bahçedeki her aleve, müthiş bir aşkın tekabül ettiğini ileri sürer. Esrarengiz ama şaşmaz bir biçimde belirli insanların kalbine ulaşan bu köklerin etkisinden, ne Romeo ve Juliet’in, ne de Abaelardus ve Héloise’in kurtulabildiğini söylerler. Geçen gün, bahçıvan sokakta yürürken, birbirini tanımayan bir erkekle bir kadının, arzuyla bakıştıklarını gördü. Aynı anda ikisinin de gözlerinde bir kıvılcım çaktı ve bahçıva9n, şiddetine bakarak, kıvılcımın, bahçesinin hangi bölümünden çıktığını anladı (bütün bitkiler aynı şekilde yanmaz); bu ani tomurcuklanmanın ihtişamını tarhında seyretmek üzere, hemen kuru palmiyelerin bulunduğu, güneydeki bahçeye koştu.
     Senin damarlarında süratle akan ısıyı kendi tenimde hissettiğim zaman, aramızdaki dokuz metreyi ağır ağır, ama çok uzaktan gelircesine, kararlı adımlarla aşarak bana yaklaştığın zaman, vücudunun her zerresiyle, beni içindeki en derin sıcaklığa götürdüğün ve iki büyük aleve benzeyen, rüzgârın da yardımıyla kontrolden çıkmış bir yangın gibi beni hapseden, sana bağlayan bacaklarının arasında, yavaş yavaş yuttuğun zaman, o bahçeyi düşünürüm. Gözlerinde ikimize sahip olmanın sevinci parladığı zaman, ağzından sadece bir çıtırtı, bir tutuşma sesi çıktığı zaman, o bahçıvanın mutluluğunu düşünürüm. Kor olup beni kucakladığın zaman, bütün vücudunun ateş kökleriyle dolmasına izin veren, ikimizi yakacak, parlak bir çiçeğin vaadini hep canlı tutan kadın olup beni öptüğün zamanı hatırlarım.

(Fas Öyküsü-Yazan: Alberto Ruy-Sanchez-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi